Müfit Demirkol

HİLAFET

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

3 Mart 1924’de büyük kurtarıcımız Mustafa Kemal Atatürk tarafından, hilafet kaldırılıp, Laiklik kabul edildi. Bugün, 3 Mart 2026, bütün ulusumuza kutlu olsun.

Hilafet veya halifelik, Arap coğrafyasında dünyanın diğer coğrafyalarındaki krallık, hanlık, çarlık, imparatorluk ve şahlık gibi makamlara eş değer olarak kurulmuş bir devlet başkanlığı makamıdır.

632’de ölen İslam peygamberi Muhammed’in kurduğu İslam Devleti’nin liderliğini sürdüren hükümdarlar; “kral”, “çar” veya “imparator” gibi bir unvan olan halife unvanını kullanmıştır.

Peygamberimiz, Muhammed (S.A.S) ölümünden sonra İslam Devleti’ni devam ettiren Râşidîn halifelerinin sahabenin önde gelenlerinin seçimi ve biat alma yoluyla; Emevî ve Abbâsî halifeleri ve halife unvanını kullanan sonraki diğer hükümdarlarda ise babadan oğula geçen veraset yoluyla intikal ettiği görülmektedir.

Halifelik makamının, tek bir toprak parçasından ibaret İslam Devleti’nin yönetim erkiyken, sonradan Papalık benzeri ulusötesi otoriteye sahip dinî-siyasi bir makam olarak algılanmaya başlayıp Sünnilerin veya “tüm dünya Müslümanlarının” temsilciliğine teşebbüs etmesi, Rus İmparatorluğu’nun Osmanlı Devleti’ndeki Ortodoksları himaye etmesini ve Osmanlı Devleti’nin Kırım’daki Müslümanları himaye etmesini sağlayan 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile başlamıştır.

Böylelikle 7. yüzyılda Arap coğrafyasının bir bölgesi olan Hicaz’da Muhammed (S.A.S) liderliğini yürüttüğü İslam Devleti’nde yaşayan ve sayıları henüz milyonları bulmamış insanları yönetmek için kurulup 13. yüzyıla kadar sürekli genişleme eğilimi gösteren Arap İslam İmparatorluğu’nun devlet başkanlığı makamı olan hilafet, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan çok daha sonra, Sulu Sultanlığı’ndaki Müslümanlara Amerika Birleşik Devletleri yönetimini kabul ettiren II. Abdülhamid yönetimi (1876-1909) ve bütün Müslümanları İtilaf Devletleri’ne karşı savaşa teşvik etmek için Mehmed Reşad’a cihat ilan ettiren İttihat ve Terakki yönetimi (1913-1918) tarafından, kıtalar arası yetkiye sahip bir kurum veya unvan gibi kullanılmak istenmiştir. Ancak Arap Ayaklanması örneğindeki gibi başarısız olunmuştur.

29 Ekim 1923’te Türkiye’de cumhuriyetin ilanıyla ülkenin devlet başkanlığı makamına kimin, hangi unvanla geçeceği sorunu çözülmüş, birkaç ay sonra, 3 Mart 1924’te ise eski rejimden kalan hilafet makamı kaldırılmıştır.

Etimolojik olarak “halife” kelimesi, half (arka) kelimesinden türetilen ve “ardından gelen, makamını işgal eden, yerine geçen veya temsil eden” anlamlarında kullanılan bir kelimedir. İslam öncesi Arabistan’da monarşiler geleneksel olarak malik veya melik gibi semitik kökenli aynı kökten kelimelerle tanımlanırdı.

Halife teriminin “Allah Resulü’nün halifesi veya Resulullah’ın ardılı” deyiminin zaman içinde kısaltılmışı olarak geliştiği düşünülse de İslam öncesi döneme ilişkin çalışmalar, deyimin İslam öncesinde de “Allah tarafından seçilmiş kişi, halef, vekil, temsilci” anlamlarında kullanıldığını göstermektedir.

Osmanlı Devleti’nin büyüme döneminde, Osmanlı yöneticileri I. Murad’ın 1362’de Edirne’yi fethinden itibaren hilafet makamında hak iddia ettiler. Daha sonra I. Selim, Müslüman yurtları fethetmek ve birleştirmek suretiyle, Mekke ve Medine kentlerinin savunucusu olmasıyla Osmanlıların halifelik iddiasını daha da güçlendirdi.

Nihayetinde halifelik makamı 1517’de Osmanlıların eline geçti. Böylelikle Güneydoğu Avrupa’dan Orta Doğu’ya kadar geniş bir coğrafyada hüküm süren Osmanlı Devleti, 17. yüzyıla kadar dünyanın önemli siyasi güçlerinden biri olarak kaldı.

Halife unvanının siyaseten ilk özel kullanımı, Osmanlıların Osmanlı İmparatorluğu yönetimi altında yaşayan Ortodoks Hristiyanları korumaları gerektiğini ilan eden Ruslara, Rusya’da yaşayan Müslümanlar hakkında benzer bir iddiada bulunarak karşı koyma ihtiyacı duydukları 1774 yılına kadar gerçekleşmedi. İngilizler, Osmanlı’nın halifelik iddiasını nazikçe onaylayarak, Osmanlı halifesinin Britanya Hindistan’ında yaşayan Müslümanlara İngiliz hükûmetine itaat etmeleri için emir vermesini sağladı.

1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılması ile, Osmanlı hükümdarının elinden egemenlik hakları, devlet başkanlığı alındı. Siyasi güç tamamen Türkiye Büyük Millet Meclisindeydi.

Tarihte Arap dini ve Arap siyasetiyle kaynaşan ve bir arada yürüyen hilafetin 7. yüzyıldan beri devam ettirilmek istenen İslam Devleti’nin devlet başkanlığı makamı olması ve ilerleyen yüzyıllarda Türkler dâhil Arap olmayan Müslüman halklar arasında da kutsal ve dokunulamaz bir şey olarak görülmesi nedeniyle, “Müslümanların lideri” veya “İslam’ın lideri” olarak algılanan bu makam, sadece “dinî başkanlık” olarak yeniden tanımlandı.

İslâm’ın devlet anlayışında devlet başkanı için kullanılan bu unvan, Hz. Peygamber’den sonraki devlet başkanlığı kurumunu ifade eder.

Bütün bunların ışığın da akla bir soru gelmektedir. Dünya üzerinde ki İslami devletler ile sıkı bir ilişki içerisinde olan, şimdi ki devlet başkanımız, cumhurbaşkanımız da “Halife” olabilir mi?

HİLAFET
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481