1/4
Sözlükler, “bir şeyi başka bir şeye tutturmak için kullanılan ip, sicim, tel gibi düğümlenebilir nesne” veya onlarla yapılan düğüm olarak tanımlıyor. Bu tanımın akılda kalıcı örneğini de “ayakkabı bağı” olarak veriyor.
Ayakkabı bağına, halkın bildiği ve kullandığı pek çok bağın en küçüklerinden ve en incelerinden biri olduğu için “bağcık” da deniyor. Kunduradan çizmeye, krampondan potine kadar onlarca çeşit ayakkabının yüzlerce çeşit bağı, bağlama modeli ve “potin bağım çözüldü/bağla sevdiğim bağla” diyen türküleri vardır.
Ancak ayakla ilgili başka bir bağ, zengin bir deyim ve mecaz dünyasına sahiptir. Yaşına geldiği hâlde yürümeyen çocukların iki ayağına bağlanan ve törenle kesilen “köstek”, mahkumlara vurulan “pranga” veya otlatılan hayvanlarda kullanılan benzerlerinin genel adı “ayak bağı” olup “ayak bağını kesmek”, “ayak bağı olmak”, “köstek olmak”, “köstek vurmak” veya “prangaya vurmak” gibi deyimler yaratmıştır. “Destek olmuyorsun bari köstek olma” sözü ve Ahmet Arif’in “hasretinden prangalar eskittim” mısraı ayak bağıyla ilişkilidir.
Hem geceyi köyde güven içinde geçirmek hem de tan vakti yaylada otlamak mümkün değildir anlamına gelen “hem köy koyunu olacaksın hem örüm yayılacaksın” atasözü, konar-göçer kültürün verdiği bir hayat dersidir. Geceyi dağda, yaylada, açık alanda geçiren ve tan vakti otlayan sürüye “kurt girmesin” diye tedbir alan çoban, delibaş bir koyunu Anadolu ağızlarında “Bağcak” denilen bir iple koluna bağlayıp uyurdu. Diğerleriyle birlikte bu koyun da kurttan ürküp kaçmak isteyince çobanın kolunu çeker ve uyandırırdı. Yani “Bağcak” denilen bu küçücük kök boyalı örme ip, koca bir sürüyü hayata bağlardı.
Yayık yastığı denilen bir yükseltinin üzerinde yatırılan ve iki kulpundan tutularak öne arkaya doğru sallanan yayığın ağzındaki deri kapağı tutması için kullanılan ipe “yayık bağı” denirdi. Ancak Anadolu’da o kadar çok yayık çeşidi vardır ki “yayık yaydım kolum şişti/kolumdan kol bağım düştü” diyen türkünün fotoğrafı çekilseydi nasıl bir etnofotografi konusu olurdu bilemedim. Derisi, ahşabı, toprağı ile yayık türleri, türküleri, deyimleri, atasözleri hele Sümbülzade Vehbi’nin rücu şiirini andıran bilmeceleri araştırılsa kuşkusuz çok zengin bir kültürün düğümü çözülürdü.
Eskiden buğday, arpa, çavdar gibi tahılların saklanmasında, satmak için pazara veya öğütmek için değirmene götürülmesinde daha çok evde kendirden dokunan çuvallar kullanılırdı. İçi tahıl dolu bu çuvallara “seklem” denir ve ağzı bağlanarak, iki kişi tarafından “elleşerek” eşek sırtına veya yatay olarak kağnıya, at arabasına veya traktör römorkuna yüklenirdi. Çuvalların ağzına bağlanan iplere “ağız bağı” denirdi. Çuval, seklem ve ağız bağı bilinmezse Nasreddin Hoca’nın inince tamam dediği binince sırtında olduğunu saymadığı on eşekli değirmen macerası nasıl anlatılır?
(Devam Edecek)

