3/4
(Geçen makaleden devam)
Türkü deyince onlarca vurmalı, üflemeli veya telli saz içinde “bağlama” ilk akla gelendir. Belki de hikâye anlatıcısı âşıkların elinde sözü saza, mensuru manzuma bağladığı için ona bu ad verilmiştir kim bilir?
Bağlamada görüldüğü gibi bağ her zaman ip şeklinde karşımıza çıkmaz. Bir bakarsınız “bir bağ nane”, “bir bağ kekik” veya “bir bağ dereotu” şeklinde Türk mutfağının ölçü birimi oluverir ve maharetli ellerde mis kokulu yemeklere lezzet katar.
“Günümüzün kentli Türkçesinde Batı dillerindeki “kontekst” kelimesinin karşılığı olarak kullanılan “bağlam”; kırsalda “bir bağlam odun”, “iki bağlam ot” şeklinde “deste”, “demet” veya “şelek” anlamıyla cefakâr Anadolu insanının sırtında bir adanmışlık ve fedakârlık yükünün adı olur.
“Bağ” sadece nesneler için kullanılmıyor. Mesela kişiyi veya topluluğu diğerine ebedî veya uzun süreli olarak ya “kan bağı” ya “evlilik bağı” ya da “dostluk bağı” bağlıyor. Bu bağların da her toplumda herkesin bildiği ve onayladığı bir hukuku, töresi ve ahlakı bulunuyor. Klanik çağrışımları olan “kan bağı” günümüz kent toplumunda önemini yitirirken onun yerini daha kültürel bir ifade olan “akrabalık bağı” almış görünüyor. Günden güne artan “aile içi” cinnet hâllerinden uzak tutulabilirse geleceğin akrabalık bağının bir kuşak üstü ve bir kuşak altıyla “çekirdek aile bağı” olacağı anlaşılıyor.
Dostlukta, arkadaşlıkta, akrabalıkta ilişik kesmek, yüz çevirmek, görüşmemek “bağları koparmak” deyimi ile anlatılır. İşin sonunda geçmişiyle bağını koparıp köksüz kalmak da vardır; bir belâdan ve belki ölümden kaçıp kurtulmak da… Yani “bağ” böyle durumlarda masalların “kırk katır mı kırk satır mı” sorusunun trajik cevabı gibidir.
Türkçede nişanlı veya evli olmak “başı bağlı olmak” deyimiyle anlatılır; “bir yastıkta kocayın” duası, “pişirdiğim aşla, bağladığım başla” diye tamamlanırdı. Bu şekilde başı bağlanan kişi “birini bağladığını” değil, “birine bağlandığını” düşünür, “benimsin” demekten çok “seninim” derdi. Yani bu söyleyişteki adanmışlıkta “kurban olmak” vardı ama “kurban etmek” yoktu. Bunun için Dede Korkut’ta “göz açıp gördüğüm gönül verip sevdiğim” hitabı, ilhamını “gönülden bağlı olmak” deyiminden alır; türküler “benim sana bağlanan sen beni bağlamadın” diye söylenirdi.
Ne yazık ki günümüzde bazı kadınlar, gönlü gönle bağlayan hoşgörü kültürüyle yetişmemiş saplantılı, sevgisiz, özgüvensiz, başarısız, “hayatla bağları kalmamış” eski sevgililerinden, eşlerinden isteseler de bir türlü bağlarını koparamıyorlar ve “hayatları pamuk ipliğine bağlı” olarak yaşıyorlar. Bazen de keskin bir bıçak tutan bu hoyrat el o ipliği kesiyor. Keşke onları hayata gemici halatıyla bağlayacak bir sosyokültürel, sosyoekonomik “bağlam” oluşturabilseydik.
(Devam edecek…)

