Ahmet Özger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. MİLAS’IN EKMEĞİMİ, SESSİZ BEDELİMİ

MİLAS’IN EKMEĞİMİ, SESSİZ BEDELİMİ

0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Muğla denince çoğumuzun aklına önce deniz gelir… Turizm gelir… Zeytin gelir… Çam kokusu gelir… Ama bir gerçek var ki, özellikle Milas’ın bazı bölgelerinde toprağın altı da en az üstü kadar konuşulur; Madencilik.

Kimine göre bu sektör Milas’ın can damarıdır. Kimine göre ise geleceğin sessiz faturasıdır.

Peki gerçek hangisi?

Madencilik Muğla’ya ve Milas’a ne kazandırdı ne kaybettirdi? Ve en önemlisi, bundan sonra ne olacak?

Bu soruları sloganlarla değil, sakin bir akılla cevaplamak gerekiyor. Çünkü mesele yalnızca kömür değil, yalnızca ekonomi değil, yalnızca çevre de değil… Mesele, hepimizin ortak geleceği.

Önce şunu kabul ederek başlayalım; Madencilik Milas için küçük bir sektör değil. Özellikle linyit madenciliği yıllardır bölgenin ekonomik yapısının önemli bir parçası oldu. Yeniköy ve Kemerköy hattında çalışan santral ve maden sahaları, yıllarca binlerce insana doğrudan ya da dolaylı ekmek kapısı sağladı. Sadece maden işçisi değil; nakliyeci, tamirci, lokantacı, küçük esnaf, servisçi, güvenlik görevlisi… Bir kişinin maaşı çoğu zaman birkaç evin sofrasına dokundu.

Bugün Milas’ta birçok aileye sorsanız, bir akrabalarının mutlaka madencilikle bağlantısı olduğunu görürsünüz.

İşte işin ilk gerçeği burada başlıyor;

Madencilik, bu bölgenin ekonomisini yıllarca ayakta tuttu.

Kısa vadede baktığımızda bunun inkar edilecek bir tarafı yok. Maaş var, istihdam var, piyasaya para girişi var. Özellikle ekonomik kriz dönemlerinde birçok kişi için düzenli gelir anlamına geldi. Göçü bir nebze frenledi. Esnafın çarkını döndürdü.

Ama meseleye sadece bugünün cüzdanıyla bakarsak yarını kaçırırız.

Çünkü bir başka gerçek daha var;

Toprağın altından çıkan her şey, toprağın üstünde bir değişim bırakır.

Milas yalnızca bir maden bölgesi değil. Aynı zamanda zeytinin, arıcılığın, tarımın, hayvancılığın ve köy kültürünün yaşadığı bir yer. İnsan ister istemez şu soruyu soruyor;

Bir yerde madencilik büyürken başka bir şey küçülüyor mu?

İşte tartışmanın tam merkezi burada.

Madenciliği savunanlar diyor ki;

“Elektrik lazım. Sanayi dönmeli. İnsan işsiz kalmamalı. Türkiye dışa bağımlı olmamalı.”

Haklı oldukları noktalar var mı? Var.

Bugün evimizde yanan ışığın arkasında enerji üretimi var. Enerji üretiminin arkasında da kaynak ihtiyacı var. Hele ekonomik şartların zorlaştığı bir ülkede binlerce insanın işini bir kalemde yok saymak da kolay değil.

Fakat diğer tarafta sorulan sorular da yabana atılacak türden değil;

“Zeytinlikler ne olacak?

Yer altı su kaynakları nasıl etkilenecek? Hava kalitesi uzun vadede sağlığı etkiliyor mu? Köylerin dokusu değişiyor mu? Tarım geriliyor mu?”

Bunlar da romantik sorular değil; hayatın içinden sorular.

Bir düşünelim…

Bir köyde gençler artık tarımdan değil de yalnızca maden maaşından geçinmeye başlarsa, o köyün geleceği nasıl şekillenir?

Ya bir gün maden biterse?

Çünkü dünyanın her yerinde madencilik bir gerçekle karşı karşıyadır.!!

Maden sonsuz değildir.

Bugün kazanç sağlayan saha, yarın tükenebilir. O yüzden orta ve uzun vadeli planlama hayati önem taşır.

Kısa vadede madencilik çoğu zaman para kazandırır.

Orta vadede şehirlerin ekonomisini belli bir sektöre bağımlı hale getirebilir.

Uzun vadede ise iki ihtimal doğar;

Ya dönüşüm başarıyla yönetilir ve yeni ekonomik alanlar oluşturulur…

Ya da maden sonrası bir ekonomik boşluk başlar.

İşte Milas’ın önündeki esas soru budur.

“Maden olsun mu, olmasın mı?” sorusu kadar eksik bir tartışma yoktur.

Asıl soru şudur;

“Madencilik varsa bunun bedeli nasıl azaltılacak, kazancı halka nasıl daha fazla dönecek ve maden sonrası gelecek nasıl hazırlanacak?”

Belki de artık yeni bir anlayış konuşulmalı.

Bir tarafta işçinin ekmeği korunmalı…

Diğer tarafta toprağın geleceği garanti altına alınmalı…

Madencilik varsa çevresel denetim daha şeffaf olmalı…

Rehabilitasyon alanları gerçekten yaşama kazandırılmalı…

Yerel halk karar süreçlerinde daha fazla söz sahibi olmalı…

Ve en önemlisi, bugün kazanılan ekonomik gücün bir kısmı yarının Milas’ına yatırım olarak dönmeli.

Çünkü mesele yalnızca bugünü kurtarmak değil.

Bir çocuğun yarın “Ben bu toprakta nasıl yaşayacağım?” sorusuna cevap verebilmek.

Şimdi dürüst olalım…

Madencilik tamamen şeytanlaştırılırsa binlerce emekçinin alın teri yok sayılmış olur.

Ama tamamen kutsanırsa da toprağın ve geleceğin sesi duyulmaz.

Gerçek, çoğu zaman bağıranların ortasında sessiz durur.

Belki de Milas’ın ihtiyacı tam olarak budur.!!

Bağırmadan konuşmak.

Birbirini hain ya da düşman ilan etmeden tartışmak.

“Maden kapansın” diyenin korkusunu anlamak…

“Maden kapanırsa işsiz kalırız” diyenin kaygısını da görmek…

Çünkü ikisi de bu memleketin insanı.

İkisi de Milaslı.

İkisi de aslında aynı şeyi istiyor;

Güvenli bir gelecek.

Belki biri toprağı koruyarak, biri emeği koruyarak anlatıyor derdini.

Ama unutmayalım.!!

Bir şehrin gerçek kalkınması yalnızca toprağın altından çıkanla değil, toprağın üstünde kalan umutla ölçülür.

Milas’ın geleceği de belki tam burada gizlidir…

Madeni de konuşabilmek…

Zeytini de koruyabilmek…

İşi de kaybetmemek…

Doğayı da gözden çıkarmamak…

Yani mesele bir taraf seçmek değil.

Mesele, Milas’ın hem bugününü hem yarınını aynı masada koruyabilmek.

Ve galiba asıl soru hala önümüzde duruyor;

Toprağın altındaki zenginlik mi daha kıymetli, yoksa toprağın üstünde yaşayacak gelecek mi?

Belki de doğru cevap…

Birini diğerine kurban etmeden yaşayabilmekte saklıdır.

MİLAS’IN EKMEĞİMİ, SESSİZ BEDELİMİ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter