
Bir şehrin ayıbı bazen dev projelerle değil, göz göre göre çürümeye terk edilmiş iki direkle ortaya çıkar. Evet, yanlış duymadınız… İki direk. Biri ahşap, çürümeye yüz tutmuş. Diğeri demir, pas içinde.
Yer: Hacı İlyas Mahallesi, Yeniyol Sokak. Tam da Sakarya Ortaokulu’nun giriş kapısının önü.
Yani çocukların geçtiği yer.
Yani geleceğin yürüdüğü sokak.
Ve biz hala soruyoruz;
Bu ucube kimin sorumluluğunda?
Bu bir ihmal değil. Bu, alenen sorumluluktan kaçıştır. Çünkü bu direkler yeni yapılmış değil. Dün dikilmedi. Bugün çürümedi. Yıllardır orada. Yıllardır görmezden geliniyor. Yıllardır “bir şey olmaz” mantığıyla kaderine terk edilmiş durumda.
Ama bir şey olur.
Olacak da.
Bu ülkede her şey olduktan sonra konuşuluyor zaten. Bir direk devrilir, bir çocuk yaralanır… Hatta Allah korusun, daha büyük bir acı yaşanır. O zaman herkes konuşur. Yetkililer sıraya girer. Açıklamalar yapılır. Sorumlular “inceleme başlatır.” Ama iş işten geçmiş olur.
Peki soruyorum;
Şimdi neredesiniz?
Aydem yetkilileri…
Bu şehrin elektriğinden kazanç sağlayanlar…
Bu şehirden para kazanan ama sorumluluk söz konusu olunca ortada görünmeyenler…
Hiç mi bu sokaktan geçmiyorsunuz?
Hiç mi başınızı kaldırıp etrafa bakmıyorsunuz?
Yoksa bakıp da görmemeyi mi tercih ediyorsunuz?
O direklerden biri ahşap. Çürümüş. İçten içe yok olmuş. Ayakta duruyor gibi ama aslında sadece zaman meselesi. Bir rüzgâr, bir temas, bir titreşim… ve yere yığılacak.
Diğeri demir. Pas içinde. Pas dediğin sadece görüntü değildir. Zayıflıktır. Çöküştür. Dayanıksızlıktır. Üstelik okul yolu burası! Bir çocuk elini sürse, yaslansa, oyun oynarken çarpsa… bunun hesabını kim verecek?
Kim?
Bir müdür mü?
Bir şirket yetkilisi mi?
Yoksa yine “kader” mi diyeceğiz?
Artık bu kelimenin arkasına saklanmayı bırakın.
Bu mesele teknik değil. Bu mesele vicdani.
Çünkü ortada çözümü zor bir problem yok. Yeni hatlar yapılmış, yeni direkler dikilmiş. Yani bu eski direkler zaten sistem dışı kalmış. İşlevsiz. Gereksiz. Ama kaldırılmamış.
Neden?
Bu kadar basit bir işi yapmayan bir sistem, yarın daha büyük sorumlulukları nasıl taşıyacak?
İşte asıl korkutucu olan bu.
Bir şehir düşünün…
Çocukların geçtiği sokakta, ölüm riski taşıyan direkler var.
Ve kimse müdahale etmiyor.
Bu sadece bir ihmal değil; bu bir yönetim zaafıdır.
Yerel yöneticilere de soruyorum;
Bu şehri yönetmek sadece makam odalarında oturmak mıdır?
Sadece açılışlara katılmak, kurdele kesmek midir?
Sokakları görmeden, vatandaşın yaşadığı tehlikeyi fark etmeden “yönetiyoruz” demek midir?
Çıkın o odalardan.
Gelin Yeniyol Sokak’a.
Bir çocuğun göz hizasından bakın o direklere.
O zaman anlayacaksınız tehlikenin büyüklüğünü.
Ama siz gelmezseniz de gerçek değişmez.!!
Orada bir risk var.
Ve bu riskin adı ihmal.
Şimdi açık konuşalım…
Bu direkler neden kaldırılmadı?
İhmal mi?
Umursamazlık mı?
Yoksa “nasıl olsa bir şey olmaz” rehaveti mi?
Ya da daha sert soralım;
Bu direkleri kaldırmayanlar, gücünü kimden alıyor?
Çünkü bu ülkede bazı şeyler yapılmıyorsa, sebebi çoğu zaman teknik değil, zihinseldir. “Kimse ses çıkarmıyor” rahatlığıdır. “Sorun olmaz” alışkanlığıdır.
Ama artık ses var.
Bu yazı o sesin bir parçası.
Ve bu mesele kapanmayacak.
Buradan açık çağrıdır…
Aydem, bu direkleri ne zaman kaldıracaksın?
Neden bugüne kadar kaldırmadın?
Bu soruların cevabı verilene kadar bu konu kapanmaz.
Çünkü mesele direk değil.
Mesele zihniyet.
Mesele, bir çocuğun hayatını riske atan anlayışın hala bu şehirde var olması.
Ve şunu unutmayın.!!
Bir şehir, çocuklarının güvenliği kadar güçlüdür.
Eğer bir okulun önünde bu kadar bariz bir tehlike göz göre göre duruyorsa, orada sadece direkler çürümüyor…
Sorumluluk da çürüyor.
Vicdan da çürüyor.
Sistem de çürüyor.
Ve en tehlikelisi…
İnsanların “alışması” başlıyor.
İşte buna izin vermeyin.
Bugün o direkler kaldırılmazsa, yarın başka ihmaller normalleşir. Bugün susarsak, yarın daha büyük bedeller öderiz.
İşin en acı tarafı da bu ucubelerden şehrin dört bir yanında da onlarcası var. Bunlar birer tarihi eser misali ortada dururken sorumluluk üstlenecek vicdanlar neredeler…
Maşallah sanki ihmal edilmiş tarihi eser gibi şehrin siluetine ahenk veriyorlar…
O yüzden tekrar soruyorum;
Bu ucubeler kimin sorumluluğunda?
Ve cevabını bekliyorum.

