Ahmet Özger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KENDİMİZE SORMAKTAN KORKTUĞUMUZ SORUNUN ADI FİLİSTİN

KENDİMİZE SORMAKTAN KORKTUĞUMUZ SORUNUN ADI FİLİSTİN

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Filistin, yalnızca işgale uğramış bir coğrafyanın adı değildir. Filistin, bu çağın hafızasında açılmış derin bir yara; insanlığın yüzleşmekten korktuğu büyük bir imtihandır. Gazze’de yıkılan evlerin, parçalanan bedenlerin, susturulan çocuk seslerinin ötesinde, aslında bizim suskunluğumuz, bizim teslimiyetimiz, bizim konforlu sessizliğimiz yatıyor.

Bizler Türkiye’de Filistin’e bakarken çoğu zaman sadece acıya tanıklık eden değil, aynı zamanda kendi vicdanını tartan bir toplumuz. Çünkü Filistin’e nasıl baktığımız, hakikate nasıl baktığımızla doğrudan ilişkilidir.

Bir Harita Değil, Bir Vicdan Meselesi

Filistin toprakları haritada küçülürken, insanlığımız da daralıyor. Bir zamanlar birlikte namaz kılınan bir mescidin gölgesi altında yaşayan halkın bugün yeryüzünde bile sığınacak yeri kalmadı.

Ve biz hâlâ soruyu dışarıda arıyoruz: İsrail ne yaptı, Amerika ne dedi, dünya neden susuyor?

Asıl korkmamız gereken soru şu değil midir?

Biz neden bu kadar alıştık?

Alıştık çünkü başımıza çöken bu ağır sessizlik bize konfor sunuyor. İçimizi yakmadan izleyebilmenin adı “alışmak” değilse nedir?

Türkiye’de Filistin’in Yansıması: Bilinç mi, Duygu mu ?

Filistin bu topraklarda zaman zaman bir siyasi slogan, zaman zaman bir miting görüntüsü, bazen de ekrana düşen bir fotoğraf kadar yaşar. Oysa Filistin bizim için bir dış politika başlığı değil, insanlığımızın aynası olmalıdır.

Bu ülkede sokaktaki çocuk Filistin’i biliyor ama çoğu zaman yalnızca acıyla, yalnızca kanla biliyor.

Filistin’i yalnızca öldürülen çocuk sayılarıyla değil, onuruyla, direnişiyle, kültürüyle, sesiyle tanımayı öğrenmemiz gerekiyor.

Peki Ne Yapıyoruz? Ne Yapabiliriz?

Bugün Türkiye’de milyonlarca insan Filistin için üzülüyor. Evet, bu bir başlangıçtır ama yetmez. Çünkü üzülmek sorumluluk doğurmaz; bilinç doğurur. Sorumluluk ise bilinçten sonra gelir.

Yapılanlar;

Yardım kuruluşları aracılığıyla insani destek sağlanıyor.

Sosyal medyada ses çıkarmaya, boykot etmeye çalışıyoruz.

Diplomatik platformlarda Filistin’in varlığı savunuluyor.

Ama eksik kalanlar var.

Bilincin derinliği; Filistin’i sadece duygusal bir refleksle değil, tarihsel ve entelektüel bir sorumlulukla anlamak.

Hukukun dili; İşlenen suçları belgeleyerek uluslararası adalet mekanizmalarına taşımak.

Eğitim ve kültür; Filistinli gençlere eğitim desteği sağlamak; ortak kültürel üretimler yapmak.

Kendi iç muhasebemiz; Kendi ülkesinde adaleti kuramayan bir toplum, Filistin için adaletin sesi olabilir mi? Bu sorudan kaçamayız.

Asıl Sorun; Biz Kimin Yanındayız?

Filistin’e destek olmak, yalnızca İsrail’e karşı olmak değildir. Bu, zulmün nereden geldiğine bakmadan mazlumdan yana durabilme cesaretidir.

Bu, kendi içimizdeki iktidar tutkularını, sessizliklerimizi, çifte standartlarımızı da sorgulama cesaretidir.

Çünkü Filistin sadece orada yaşanan bir trajedi değil; burada yaşadığımız bir sınavdır.

Son Söz Olarak;

Filistin özgürleşmeden biz özgürleşemeyeceğiz. Çünkü Filistin toprağında yalnızca bir halkın geleceği değil, insanlığın vicdanı gömülü duruyor.

Biz o vicdanı topraktan çıkarmadıkça ne şehirlerimizde huzur bulacağız ne de kalbimizde.

Belki dünyayı değiştiremeyeceğiz. Ama unutmayalım:

Bir insanın acısını görmezden gelmemek de bir direniştir.

Ve bazen en büyük devrim, susmamaktır.

KENDİMİZE SORMAKTAN KORKTUĞUMUZ SORUNUN ADI FİLİSTİN
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481