Milas’ın haritasına bakan biri Akbelen’i bir orman parçası, İkizköy’ü bir köy olarak görebilir.
Ama burada yaşayanlar için Akbelen bir orman, İkizköy ise bir hayat değildir sadece; bir hafıza, bir gelecek, bir direnç hattıdır.
Bu yüzden Akbelen–İkizköy meselesi bir çevre tartışmasından ibaret değildir.
Bu mesele; hukukun, toprağın ve insanın aynı anda sınandığı bir meseledir.
Somut Gerçeklik nedir, ne oldu, ne oluyor?
Akbelen Ormanı, yıllardır linyit madenciliği faaliyetlerinin baskısı altında.
İkizköy ve çevresindeki köyler ise;
Zeytinlikleriyle, tarım alanlarıyla, hayvancılıkla geçimini sağlayan yerleşimler.
Maden sahalarının genişletilmesiyle birlikte orman alanları kesildi, zeytinlikler tehdit altına girdi, köylerin yaşam alanı daraldı, su kaynakları ve toprak yapısı risk altına girdi.
Bu noktada mesele şudur.
Bir enerji politikası, bir köyün yaşam hakkını yok sayabilir mi?
Zeytinlik Yasası; kağıt üzerinde güvence, sahada istisna.
Türkiye’de zeytinlikleri koruyan açık bir yasal düzenleme vardır.
3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun, zeytinlik sahaların daraltılamayacağını, başka amaçla kullanılamayacağını söyler.
Ancak Akbelen–İkizköy hattında gördüğümüz şey şudur ki;
Yasa vardır ama istisnalarla aşındırılmaktadır.
“Kamu yararı”, “enerji arz güvenliği”, “zorunluluk” gibi kavramlar; zeytin ağacının önüne konulan geçici gerekçelere dönüşmektedir.
Oysa zeytin ağacı geçici değildir.
Yüzlerce yıl yaşar.
Bir kuşağın kararıyla yok edilemez.
Hukuk Mücadelesi; Köylü ile Sistem Arasında.
İkizköylüler yıllardır dava açıyor, nöbet tutuyor, yürütmeyi durdurma kararları aldırıyor, bilirkişi raporlarıyla haklılıklarını ortaya koyuyor.
Ama her kazanım, başka bir idari düzenleme ile etkisiz hâle getiriliyor.
Bu durum hukuka olan güveni zedeliyor.
Çünkü vatandaş şunu soruyor.
“Mahkeme kararları uygulanmıyorsa, biz kime güveneceğiz?”
Hukuk sadece kitaplarda kaldığında, adalet sahada yara alır.
Sosyal Etkilerde başka bir boyut olarak önümüze çıkıyor köy sadece toprak Değildir.
Maden faaliyetleri sadece doğayı değil, toplumsal dokuyu da bozuyor.
Köyler bölünüyor, komşuluk ilişkileri zedeleniyor, insanlar ya göçe zorlanıyor ya da yalnızlaşıyor, gençler geleceğini köyde göremiyor.
İkizköy’de yaşanan şey bir “yer değişikliği” değil, bir yaşam biçiminin tasfiyesidir.
Doğaya Etkileri ise bir başka boyut geri dönüşü olmayan kayıplar Akbelen’de kesilen her ağaç; su rejimini, toprağın tutma kapasitesini, biyolojik çeşitliliği doğrudan etkiliyor.
Madencilik sona erdiğinde “rehabilitasyon” vaadi veriliyor.
Ama Milas’ta herkes biliyor ki;
Kazılan toprak eski toprak olmuyor.
Zeytin geri gelmiyor, orman kısa sürede yetişmiyor, su kaybı telafi edilmiyor.
Peki Çözüm Mümkün mü? Evet.
- Zeytinlik yasası istisnasız uygulanmalı
Zeytinlik alanlarda maden faaliyetine kesin çizgi çekilmeli.
- Enerji politikaları yerel bedellerle yeniden değerlendirilmeli
Enerji ihtiyacı, tek bir bölgenin geleceğini yok ederek karşılanamaz.
- Mahkeme kararları eksiksiz uygulanmalı
Hukuk, sadece karar veren değil, uygulatılan bir mekanizma olmalı.
- Köylü sürecin öznesi olmalı
İkizköylüler “itiraz eden” değil, karar süreçlerinin doğal paydaşı kabul edilmeli.
- Milas için alternatif kalkınma yolları güçlendirilmeli
Zeytin, tarım, kooperatifçilik, ekoturizm ve yerel üretim; maden sonrası değil, maden yerine düşünülmeli.
Akbelen–İkizköy hattı, Milas’ın vicdan çizgisidir.
Bu çizginin hangi tarafında durduğumuz, sadece bugünü değil, yarının Milas’ını belirleyecek.
Toprağı korumak ideolojik değil, insani bir meseledir.
Zeytini savunmak nostalji değil, gelecek meselesidir.
Milas hala seçebilir;
Kısa vadeli kazanç mı, uzun vadeli hayat mı?

