Gülçin Erşen
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İşimiz Allah’a kaldı

İşimiz Allah’a kaldı

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yazmayayım yazmayayım diyorum, dayanamayıp kafamın içinde evirip çevirdiğim düşüncelerimi yazmaya karar veriyorum. Türkiye’nin ve dünyanın can sıkıcı, gerçekliğe aykırı görünen, kelli felli kimselerin sözde ciddiyetle tartıştığı sanılan gündeminden bıkkınlık geldi! Her kafadan bir ses çıkıyor ve ben hiçbirini dinlemek, dikkate almak istemiyorum.

Yine AKP iktidarı, ülke kamuoyunu bayram öncesi kendi istediği gündeme taşıyıverdi! Ben bu oyuna gelmeyi reddediyorum. Son yıllarda ve de son günlerde yapılan birçok siyasi tartışmayı anlamsız ve gereksiz buluyorum. Çünkü, tartışmaya katılıp, ekranlarda ahkam kesen çoğu kişinin içten olduğunu düşünmüyorum. Özellikle, siyasi iktidarın belirlenmesinde seçimlerin “Sandıklı ya da sandıksız” olması, bana göre birbirinden çok da farklı değil; Türkiye’de demokrasi kalmadı mı ki?

Peki ne yapacağız?! Kızgınlık, kırgınlık ve üzüntüyle yine belirtiyorum ki; Türkiye’deki hiçbir siyasal partinin, siyasetçinin çözüm sunabileceğine, getirebileceğine inanmıyorum. Türk halkının ülkenin gerçek sahibi olduğunun bilinciyle, üzerine yığılı onca sorunun altından ve ataletten sıyrılıp, inisiyatifi eline alması şart. “Gezi Direnişi bunun güzel bir örneğiydi…” diyeceğim; başıma bir şey gelecek! Bir yıldan uzun bir süre önce “Türkiye Cumhuriyeti’ni faşist bir diktatör yönetemez” yorumuyla paylaşım yaptığım için tutuklandım, savcılığa ifade verdim, yurtdışı çıkış yasağı koşuluyla serbest bırakıldım. Adli kontrolüm yeni kalktı ve 6 Kasım’da duruşmam var. “Gözünün üstünde kaşın var” diye de tutuklayabilirlerdi. Zira suçsuz olduğumu bilecek kadar hukuk okudum üniversitede…

“Mutlak Butlan ve Kayyımlık” hususlarında suç yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu’nda değil ki!… Tarihsel sürece baktığımızda, İsmet İnönü’nün, Deniz Baykal’ın hiç mi yanlışı yoktu?! Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) şimdi de “Diploma, mühürsüz oylar, partiye sızanlar, liyakatsız adaylar vb.” konulardaki tuzu kuru tepkisizliğinin de ceremesini çekiyor bence.

Cumhuriyet tarihimizin son 75 yılında ülke yönetimini elinde bulunduran “Sağ kesim”, Türkiye’de hem devlet yapısı ve kurumlarını hem demokrasiyi, hem eğitim ve sağlık sistemini, hem ekonomiyi, hem toplumsal yaşamı gittikçe kötüye götürdü. Birçok aydına göre; Adnan Menderes, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan bu gidiş hatta önemli kırılma noktalarını temsil eden isimler. (Niye hep sağ partilerin iktidarda olduğu ayrı bir tartışma konusu. Ama, bu bağlamda da sol kesimin kendini sorgulaması gerekiyor.)

Son 20 yıl içinde AKP devletine dönüştürülmeye çalışılan Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda da saygınlığı kayba uğradı. Gerçi İran karşısında umulmadık bir hezimete uğrayan ve “Pedofil” olduğu belgelerle kanıtlanan Donald Trump tarafından yönetilen koskoca Amerika Birleşik Devletleri’nin durumu da pek iç açıcı değil. Dünyada genel anlamda kötüye gidiş, bozulma, yozlaşma gözlemleniyor. “Kıral Çıplak!” diye bağırma dürüstlüğünü ve cesaretini gösteren yurttaşlar bulunsa da, bazıları “Adem pijaması giyiyorum” diyebilecek kadar utanmaz; bir diğeri ‘Dünyaya ayar verdiğini’ öne sürebilecek kadar arsız.

Son zamanlarda sosyal medyada sıkça karşıma çıkan karikatürlü, esprili paylaşımlarda olduğu gibi; Kılıçdaroğlu’nun ipleri Erdoğan’ın Erdoğan’ın ipleri Trump’ın elinde mi? Peki Trump’ın iplerini tutan kim? Zira onun da daha önceki bazı ABD başkanları gibi ülkesini yönetebilecek yeterlilikte olmadığı açık.

“Sabahın bir sahibi var”

Kim bu “Dünyanın gizli sahipleri”; kendi varlığını, üstünlüğünü, dünyadaki diğer halkların, ülkelerin mutsuzluğu, sefaleti, ölümü, yıkımı ve kıyımı üzerine kuranlar kim? Onca komplo teorisinin yanı sıra, inananlar için başlıca soru: Allah (Tanrı, Kadiri Mutlak, Yaratıcı), ilahi sistem, bunlara nasıl izin veriyor? Zalimin zulmüne karşı, direnen, direnişi kırılan, umutsuzluğa ve karamsarlığa kapılan kimselere kim umut ve destek olacak?

Ortadoğu’da sömürülen ülkeler başta olmak üzere, dünyada birçok öndere, siyasetçiye, devlet adamına, düşünüre, bilim insanına esin kaynağı olan, Mustafa Kemal Atatürk’ün belki de en büyük liderlik başarısı; halkın neredeyse tamamını topyekün aynı amaca yönlendirebilmesiydi.

Artık Türk halkını yalnızca “Kemalist yurtseverler” ve “Gerici, bölücü vatan hainleri” diye ayırdığım dönemde, yurtsever iyi insanların bir araya gelip ülkeyi ve ülkeyi yönetenleri düzeltmesi gerekiyor. Kendi çıkarını her şeyin önünde tutan, bilinçsiz, bencil, dar kafalı, yetersiz ve hırslı kimselerle ülke; toplum, demokrasi, sağlık, eğitim, hukuk sistemi ve doğamız, her şey yeterince hasar aldı.

Kültürümüzde “Dünya iyi insanların yüzü suyu hürmetine var dönüyor” sözü sıkça kullanılır. Tüm iyi niyetim, içtenliğim, inancım ve sezgilerimle söylüyorum; kötülüklere karşın, iyiliği yücelterek, yüreğimizde taşıyıp yayarak, bizler kazanacağız. Ve aydınlanma, barış, kalkınma, bayındırlaşma, tüm iyi, güzel, doğru şeyler Türkiye’mizde yeşerip, dünyaya yayılacak.

Kuran’ı Kerim’de geçer: “De ki: Felak’ın (sabahın) Rabbine sığınırım!” (Felâk Suresi’nin ilk ayetidir.) Çok uzun zamandır; aslında her konuda tevekkülle Allah’a sığındığım gibi; birçok kişi ve sorunu O’na havale ederim.

Nazım Hikmet’in ve Ruhi Su’nun çağrışımlı dizeleri de bizlere böyle umut aşılıyor:

“Sabahın sahibi vardır.

Gün daima bulutta kalmaz.

Herhal ilerdedir;

Yaşanacak günlerin en güzelleri…”

(Nazım Hikmet)

 

“Sabahın bir sahibi var

Sorarlar bir gün sorarlar

Biter bu dertler, acılar

Sararlar bir gün, sararlar”

(Ruhi Su)

İşimiz Allah’a kaldı
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter