
Türk sanat dünyasının yaşayan çınarlarından, özgün baskı resmin duayeni Prof. Süleyman Saim Tekcan ile Muğla’nın Milas ilçesine bağlı, antik adı İasos olan Kıyıkışlacık’taki huzurlu sığınağında bir araya geldik. Denizin iyot kokusuyla antik taşların fısıltısının birbirine karıştığı bu coğrafyada, Tekcan sadece yaşamıyor; aynı zamanda kurduğu butik müzesiyle sanatı toprağa ve belleğe nakşetmeye devam ediyor. 1965 yapımı kült film Sevmek Zamanı’ndaki oyunculuğundan, yıllardır emek verdiği Turhan Selçuk Karikatür Yarışması jüri üyeliğine, Trabzon’dan Münih’e uzanan eğitimcilik serüveninden IMOGA’nın kuruluşuna kadar uzanan bu derin sohbette, sanatın ve emeğin izini sürdük.
-Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Süleyman Saim Tekcan: Ben Süleyman Saim Tekcan. 1940 Trabzon doğumluyum. Sanat eğitimime Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’nde başladım, ardından Almanya’da özgün baskı üzerine ihtisas yaptım. Uzun yıllar eğitimci kimliğimle Mimar Sinan Üniversitesi ve Işık Üniversitesi gibi kurumlarda görev aldım. Ancak en çok özgün baskı resme adanmış bir sanatçı ve IMOGA (İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi) kurucusu olarak tanınırım. Kıyıkışlacık’ta ise doğayla iç içe, sanat üretmeye devam ediyorum.

-Sanatla ilk bağınız ne zaman ve nasıl kuruldu?
Süleyman Saim Tekcan: Sanatla ilk bağım çocukluk yıllarımda yağmur yağdığında oluşan çamurlar ile yaptığımız heykelciklere dayanır. Trabzon’da geçen çocukluğumda, doğanın ve çevrenin sunduğu görsel zenginlikler beni hep etkilemiştir. Gazi Eğitim Enstitüsü’nde Refik Epikman, Şinasi Barutçu gibi değerli hocalarla tanışmam, bu bağı daha da güçlendirdi. Onlardan sadece teknik bilgiyi değil, aynı zamanda sanata ve malzemeye duyulması gereken saygıyı öğrendim. Bu dönem, benim için sanatın bir yaşam biçimi olacağının ilk işaretleriydi.
– Bu alanda üretmeye sizi iten şey neydi? Bir kırılma anı veya ilham kaynağı var mıydı?
Süleyman Saim Tekcan: Üretmeye iten şey, içimdeki sürekli arayış ve ifade etme isteğiydi. Bir kırılma anı olarak, 1970’li yıllarda Türkiye’de özgün baskı alanındaki imkânsızlıkları gördüğümde, kendi atölyemi kurma kararım oldu. Almanya’dan getirdiğim projelerle kendi preslerimi kendim yaptım. Bu, sadece benim için değil, o dönemdeki birçok sanatçı için de bir başlangıç noktası oldu. Atölyelerimiz, sanatçıların bir araya gelip ürettiği, tartıştığı ve ilham aldığı mekânlara dönüştü. Anadolu uygarlıkları, Osmanlı sanatı, hat ve minyatür gibi köklerimizden beslenmek de benim için büyük bir ilham kaynağı olmuştur.
-Bugüne kadar ortaya koyduğunuz eserler içinde sizi en çok yansıtan neler oldu?
Süleyman Saim Tekcan: Sanat hayatım boyunca birçok eser ürettim ama beni en çok yansıtanlar sanırım “Uygarlıklar” ve “Atlar ve Hatlar” serilerimdir. Bu serilerde, Anadolu’nun derin tarihini, kültürel zenginliğini ve evrensel sanat anlayışını bir araya getirmeye çalıştım. Atlar, benim için özgürlüğün ve gücün sembolü olmuştur; hat ise estetiğin ve ruhsallığın. Bu eserlerde, geleneksel ile moderni, yerel ile evrenseli harmanlama çabamı görebilirsiniz.

-Eserlerinizde Milas’tan, Ege’den, yöresel unsurlardan izler bulunuyor mu? Ve Turhan Selçuk Karikatür Yarışması hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Süleyman Saim Tekcan: Kesinlikle. Kıyıkışlacık’ta, yani antik İasos’ta yaşamak, eserlerime doğrudan yansıyor. Buradaki doğa, antik kalıntılar, denizin rengi, hepsi benim için birer ilham kaynağı. Ege’nin ışığı, renkleri ve tarihi dokusu, özellikle son dönem eserlerimde daha belirgin hale geldi. Turhan Selçuk Karikatür Yarışması’na gelince, bu yarışma benim için çok özel. Turhan Selçuk, Türk karikatürünün ve çizgi sanatının büyük ustalarından biriydi. Onun adını yaşatan bu yarışmada jüri üyesi olmak, hem bir vefa borcu hem de genç yetenekleri keşfetme fırsatı. Karikatür, az çizgiyle çok şey anlatan, evrensel bir dildir ve bu yarışma, bu dilin gücünü her yıl yeniden gösteriyor.
-Bugün sanatla uğraşmak sizce nasıl bir deneyim? İmkânlar, ilgi ve çevre açısından değerlendirir misiniz?
Süleyman Saim Tekcan: Bugün sanatla uğraşmak, geçmişe göre çok daha farklı imkânlar sunuyor. Teknoloji, sanatçılara yeni ifade biçimleri ve üretim araçları sağlıyor. Ancak bu durum, sanatın özünden uzaklaşma riskini de beraberinde getirebiliyor. İlgiye gelince, sanatsever kitlesi her zaman var olmuştur ve var olacaktır. Önemli olan, sanatçının kendi iç sesine sadık kalması ve samimiyetini korumasıdır. Çevre açısından ise, Kıyıkışlacık gibi bir yerde yaşamak, bana hem huzur hem de ilham veriyor. Büyük şehirlerin karmaşasından uzaklaşmak, sanatsal üretim için daha verimli bir ortam sağlıyor.

– Sizce bir sanatçının toplumla ilişkisi nasıl olmalı?
Süleyman Saim Tekcan: Bir sanatçı, toplumdan beslenir ve topluma ayna tutar. Toplumla ilişkisi, sadece eserleriyle değil, aynı zamanda duruşu ve düşünceleriyle de olmalıdır. Sanatçı, toplumsal olaylara duyarlı olmalı, eleştirel bir bakış açısı sunmalı ve insanları düşünmeye sevk etmelidir. Ancak bunu yaparken, sanatın estetik değerlerinden ödün vermemeli, didaktik olmaktan kaçınmalıdır. Sanat, toplumu dönüştürme gücüne sahip evrensel bir dildir.
-Son olarak, şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir proje veya paylaşmak istediğiniz bir gelişme var mı?
Süleyman Saim Tekcan: Elbette. Kıyıkışlacık’taki Süleyman Saim Tekcan İasos Müzesi’ni daha da geliştirmek ayrıca, özgün baskı tekniklerini genç nesillere aktarmak için atölye çalışmaları düzenlemeye devam ediyorum. Sanat, benim için bitmeyen bir yolculuk. Her yeni gün, yeni bir eser, yeni bir proje için ilham kaynağı oluyor. Sanatseverleri ve genç sanatçıları her zaman Kıyıkışlacık’a beklerim, burada sanatın ve doğanın kucaklaştığı bir ortamda buluşmak dileğiyle.


