İnsan haddini bilmekten, kıymet bilmekten uzaklaştığı anda şunu kaybeder; istikametini.
O noktadan sonra nereye yaklaştığının, hangi makama çıktığının, kimlerin arasına karıştığının hiçbir önemi kalmaz. Çünkü yönünü kaybeden için yolun genişliği değil, pusulanın varlığı önemlidir.
Haddini bilmek; küçülmek değil, yerini bilmektir.
Kıymet bilmek; yaltaklanmak değil, emanetin farkında olmaktır.
Hepimiz eksiklerimizle, kusurlarımızla, iyimizle kötümüzle bir bütünüz.
İnsan olmanın doğası budur.
Ama insanı insan yapan şey, eksiksiz olması değil; eksiklerinin farkında olmasıdır.
Asıl sorun kusurda değil, kusuru savunmakta başlar.
Yanlışta değil, yanlışı meşrulaştırmakta derinleşir.
Eksikte değil, eksikten utanmamayı marifet saymakta çürür.
Haddini bilen kişi şunu bilir;
Her bildiği şey, bilmediklerinin yanında bir zerredir.
Her gücü, bir gün kendisinden alınabilecek bir emanettir.
Her makam, altına gireceği bir vebalin adıdır.
Kıymet bilen kişi şunu bilir;
İnsan biriktirilmez, harcanmaz.
Emek görülmeden düzen ayakta durmaz.
Sadakat küçümsenirse ihanet sıradanlaşır.
Peki, kişi haddini bilir, kıymet bilirse ne olur ?
– Dilini ölçer, kalp kırmaz.
– Gücü varken adaletsizliğe sapmaz.
– Yanlış yaptığında savunmaya geçmez, mahçubiyet duyar.
– Mahçubiyet duyduğu yerde durmaz, düzeltmeye yönelir.
Çünkü bilir ki mahçubiyet bir zayıflık değil, ahlaki bir uyanıştır.
Haddini bilen insan, başkasını ezerek yükselmeye çalışmaz.
Kıymet bilen insan, kendini överek var olmaya ihtiyaç duymaz.
Bugün en çok kaybettiğimiz şey bilgi değil; edep.
En büyük eksikliğimiz imkan değil; sorumluluk duygusu.
Eksiklerimizin mahcubiyetini yaşamak bize düşer.
Yanlışlarımızdan vazgeçmek bize düşer.
Doğruya, iyiye, güzele yönelmek bize düşer.
Çünkü haddini bilmeyenin yolu kalabalık olabilir,
ama kıymet bilenin yolu her zaman hakikate çıkar.

