Milas’ta nefes alan herkes bilir; bu şehir yalnızca sokaklarıyla, evleriyle, meydanlarıyla var olmaz. İnsanıyla da ayakta durur. Birbirine bakışıyla, zor zamanlarda gösterdiği refleksle, evlatlarına sahip çıkışıyla…
İşte tam da bu yüzden Göktuğ Kurt ve Göktuğ Karakaya, sadece bir ailenin değil, bu şehrin iki evladıdır.
DMD (Duchenne Musküler Distrofi) adı belki çoğumuza uzak bir kelime. Ama etkisi son derece yakıcıdır. Çocukların kaslarını yavaş yavaş zayıflatan, onları adım adım hayattan koparan ağır bir hastalık. Asıl ağır olan ise çoğu zaman hastalığın kendisi değil; mücadele ederken yalnız bırakılmaktır.
Bu iki kardeş, çocuk yaşta sadece bedensel bir sınavdan geçmedi. Aynı zamanda imkânsızlıkla, zamanla yarışla, umutla ve çoğu zaman sessizlikle mücadele etti. Biz ise çoğu zaman uzaktan izledik. Üzüldük, konuştuk, paylaştık… Sonra gündem değişti.
Oysa bir şehir, evlatlarını gündeme göre hatırlayamaz.
Bugün Milas’ta kendimize sormamız gereken soru şudur?
Bu şehre nefes olanlar olarak biz ne yaptık ne yapabiliriz?
Öncelikle görmezden gelmemeyi öğrenmeliyiz. Bu çocukların hikâyesi birkaç gün konuşulup unutulacak bir “haber” değildir. Kahvede, okulda, iş yerinde, esnaf arasında konuşulmalı. Çünkü konuşulmayan dert, zamanla sahipsiz kalır.
İkinci olarak bireysel iyilikle yetinmemeliyiz. Milas ölçeğinde kalıcı bir dayanışma anlayışı oluşturmak mümkündür. Esnafın, sivil toplumun, meslek odalarının ve gönüllülerin içinde olduğu şeffaf ve sürdürülebilir destek mekanizmaları kurulabilir. Bir kere yardım etmek değil, süreci sahiplenmek gerekir.
Yerel yöneticiler de bu sürecin dışında tutulamaz. Milas’ın evlatları için belediyeden, ilgili kurumlardan ve sağlık birimlerinden somut destek talep etmek bir lütuf değil, haktır. Fizik tedavi imkânları, ulaşım, psikolojik destek gibi konular takip edilmeli ve gündemde tutulmalıdır.
Gençler bu işin merkezinde olmalıdır. Okullarda ve gençlik gruplarında DMD gibi hastalıklar hakkında farkındalık çalışmaları yapılmalı. Yardım etmenin sadece bir bağış değil, bir sorumluluk olduğu öğretilmelidir.
En önemlisi ise unutmamaktır. Bugün konuşup yarın susmak, vicdanı rahatlatır ama sorunu çözmez. Göktuğ Kurt ve Göktuğ Karakaya’nın adı, Milas’ta “yalnız bırakılmayan çocuklar” için bir dönüm noktası olmalıdır.
Bu yazı bir ağıt değil.
Bu yazı Milas’a yöneltilmiş bir çağrıdır.
Bu şehir sadece binalarla, yollarla, projelerle değil; evlatlarına sahip çıktığı kadar büyür.
Milas’ta nefes alanlar olarak, bu şehre gerçekten nefes olmak istiyorsak, sorumluluktan kaçamayız.
Çünkü bir çocuğun hayatına sahip çıkmak, bir şehrin kendisine sahip çıkmasıdır.

