
Uluslararası animasyon dünyasında kendine özgü anlatım diliyle dikkat çeken yönetmen Cenk Köksal, hem ticari hem de bağımsız üretimde sınırları zorlayan bir isim. İstanbul’da başlayan sanat yolculuğunu Londra’da sürdüren Köksal, 20 yılı aşkın kariyerinde Amazon, LEGO, Apple gibi küresel markalarla çalışarak geniş bir yaratıcı yelpazede iz bıraktı. Ancak onu yalnızca büyük şirketlerle çalışan bir animasyon profesyoneli olarak tanımlamak eksik kalır; çünkü Köksal aynı zamanda “The Eye” ve “Evcilik” gibi festivallerde ses getiren kısa filmlerin de yönetmeni ve yazarı.
Çocukluk yıllarında çizime duyduğu yoğun merakla başlayan bu serüven, zaman içinde karakter odaklı hikâye anlatımına, sonra da bugün kurucusu olduğu Onion Skin Studio’nun yaratıcı dünyasına evrildi. Kendi anlatımına göre, sinemanın büyüsü, çizgi romanların dünyası ve 90’ların kült filmleri onun hayal gücünü şekillendiren temel taşlar oldu. Bu birikim, hem teknik hem de duygusal anlamda eserlerinin ruhuna işleyen en önemli unsurlardan biri.
Köksal’la gerçekleştirdiğimiz bu söyleşide sanatla ilk temasından kariyerindeki dönüm noktalarına; dijital çağda üretimin değişen dinamiklerinden toplum-sanatçı ilişkisine kadar pek çok başlıkta derin bir yolculuğa çıktık. Aynı zamanda üzerinde çalıştığı yeni projelerin ipuçlarını da paylaştı. Yaratıcılığın içten gelen bir arzu olduğunu söyleyen Köksal, günümüzün hızla dönüşen sanat ortamına dair samimi ve ilham veren değerlendirmelerde bulundu.
-Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Ben Cenk Köksal. İstanbul doğumlu, Londra merkezli bir animasyon yönetmeniyim. 20 yılı aşkın süredir hem Türkiye’de hem de Avrupa’da çeşitli stüdyolar ve uluslararası markalar için çalıştım. Kariyerim boyunca Amazon, LEGO, Apple gibi global markaların projelerinde yer aldım; aynı zamanda “The Eye” ve “Evcilik” gibi ödüllü kısa filmlerimin de yönetmenliğini üstlendim. Bugün Onion Skin Studio’nun kurucusu olarak, karakter odaklı 2B ve 3B animasyonlar üreten ekibimle hem ticari hem de bağımsız projeler yürütüyorum.
-Sanatla ilk bağınız ne zaman ve nasıl kuruldu?
Çok küçük yaşlarda çizime duyduğum ilgimle başladı aslında. 3-4 yaşlarından itibaren sürekli resim yapar, ne görsem çizmeye çalışırdım. O yaşlarda ailem bu ilgimin nereye evrilebileceğini çok kestiremese de, kendi merakımın peşinden giderek güzel sanatlara giden yolu kendim keşfetmek durumunda kaldım.

-Bu alanda üretmeye sizi iten şey neydi?
Bir kırılma anı veya ilham kaynağı var mıydı? Benim için bu süreç tamamen içten gelen bir arzuydu. Ne kadar çok çizerseniz, zamanla çizimlerinizin de o kadar iyi hale geldiğini görüyorsunuz. Bu da insana daha fazla üretme isteği veriyor. İlham kaynaklarım ilk başta sinema, çizgi romanlar ve çizgi filmlerdi. Özellikle Jurassic Park ve Terminator gibi filmlerin hayal gücümü nasıl tetiklediğini hâlâ çok net hatırlıyorum. Çocuklukta gördüğünüz şeyleri taklit ederek öğreniyorsunuz; benim için bu dinozorlar ve robotlardı. Kırılma noktalarımdan biri de 1995-96 yıllarında grafik sanatçısı Ali Tekini Çam’ın yanında staj yapmam oldu. O yıllarda bana sadece mesleğin inceliklerini değil, aynı zamanda bu yeteneğin bir kariyere dönüşebileceğini de göstermişti. Güzel Sanatlar Fakültesi kavramını ondan duydum ve bu yönlendirmeler olmasa bugün bulunduğum yerde olamayacağımı biliyorum.
-Bugüne kadar ortaya koyduğunuz eserler içinde sizi en çok yansıtan neler oldu?
En çok beni yansıtan işim, yazıp yönettiğim The Eye adlı kısa filmim oldu. Absürd komediye ve sürprizli sonlara duyduğum merakı bu filmde en net şekilde görebilirsiniz. Ayrıca teknik anlamda da festival tarafından “En İyi Animasyon Tekniği” ödülü alması, kişisel olarak önemli bir dönüm noktasıydı.

-Eserlerinizde Milas’tan, Ege’den, yöresel unsurlardan izler bulunuyor mu ve Turhan Selçuk karikatür yarışması hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Çalışmalarımda doğrudan Ege veya Milas’a özgü öğeler kullanmadım. Ancak tamamen evrensel bir dilde kalmak da istemedim. Örneğin Evcilik adlı kısa filmim, bu coğrafyanın en önemli toplumsal sorunlarından biri olan aile içi şiddet temasını ele alıyor. Dolayısıyla işimin beslendiği kaynaklar evrensel olsa da, hikâyelerimde yaşadığımız toprakların gerçekliklerini yansıtmayı önemsiyorum. Turhan Selçuk adına düzenlenen karikatür yarışmasını uzun süredir biliyorum. Alanım doğrudan karikatür olmadığı için katılma şansım hiç olmadı, fakat bu tür yarışmaların karikatür sanatının gelişimi ve devamlılığı açısından çok değerli olduğunu düşünüyorum. Bu yıl tasarruf tedbirleri sebebiyle yarışmanın yapılamayacağını öğrenmek beni gerçekten üzdü. Umarım gelecek yıldan itibaren bu önemli geleneğin devam ettiğini görürüz; çünkü bu tür organizasyonlar yalnızca sanatçılar için değil, toplumun kültürel belleği açısından da büyük önem taşıyor.

-Bugün sanatla uğraşmak sizce nasıl bir deneyim? İmkânlar, ilgi ve çevre açısından değerlendirir misiniz?
İnternetin icadıyla birlikte şartlar tamamen değişti. Artık bilgiye erişmek çok kolay ve bu, genç sanatçılar için büyük bir fırsat. Tabii bu kolaylık, sanatla uğraşan insan sayısını da artırdı. Bu çeşitlilik ve rekabeti ben olumlu görüyorum, çünkü yaratıcılığımızı sürekli tetikliyor. Bir yandan da sosyal medya ve dijital platformlar sayesinde üretilen içeriklere olan ilgi hiç olmadığı kadar yüksek. Bu, hem izleyiciyle iletişim kurmak hem de işlerin görünürlüğünü artırmak açısından çok kıymetli.

-Sizce bir sanatçının toplumla ilişkisi nasıl olmalı?
Sanatçı bence bir ayna görevi görmeli. Mutlaka bir çıkarım yapmak zorunda değil, ama olanı görünür kılmak bile çoğu zaman yeterli oluyor. Bunun ötesinde, izleyiciye ne yapması gerektiğini söylemek ya da söylememek tamamen sanatçının tercihi. Ben kendi adıma, bunu izleyiciye bırakmayı seçiyorum.

-Son olarak, şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir proje veya paylaşmak istediğiniz bir gelişme var mı?
Uzun zamandır ağırlıklı olarak ticari projeler üzerinde çalışıyorum. En son, 2026’da vizyona girecek olan Supergirl: Woman of Tomorrow filminde görev aldım. Bunun dışında, kişisel üretim tarafında dördüncü kısa filmime başlamak istiyorum. Henüz fikir geliştirme aşamasındayım ama tekrar bağımsız üretime yönelmek beni çok heyecanlandırıyor.

