Yurdumuzun doğu ve güneydoğu bölgelerinde sıkça görülen bir “ağalık ” sistemi bulunmaktadır. Bu sisteme göre insanlarımızın yaşamlarını sürdürmekte olduğu, doğup, büyüdüğü yerlerde bir “ağa” sıfatında biri bulunmaktadır.
Bu ağa’ya danışılmadan evlenilmez, ev yapılamaz,her hangi bir yatırım yapılamaz.Bu ve buna benzer her iş için “ağa” ya danışılarak, ondan izin alınır.
Orta Çağ’dan kalma feodal sistemin, Türkiye’de de sık karşılaşılan bir uzantısıdır “Ağa’lık”. Toprak sahibi olmakla üzerinde yaşayan insan toplulukları üzerinde de hak sahibi olmayı, içerisinde yaşanan ülke demokratik bir yapıyla yönetilse bile sahip olunan toprak parçası üzerinde kurulan monarşik bir düzeni ifade eder. 21. yüzyılla birlikte ağalık sistemi yaygınlığını yitirse de varlığını halen sürdürmektedir.
Anlaşılacağı üzere geçmişte bölgede yaşanan ‘Ağa’lık sistemi esasen kaynağında despot bir yaklaşımın gizlendiği halk üzerindeki monarşik ve baskıcı yapılanmadan başka bir şey değildir. Halklar arasında kaba kuvvetle kendiliğinden gelişen Ağalık sistemi daha sonraları devlet’in eliyle oralardaki idari yapılanmayı sözü geçer şahsiyetler olarak tabir edilen, esasen despot yaklaşımlarla fakir ve muhtaç halk üzerinde baskı kurmak suretiyle egemenliğini inşa edenleri işbaşına getirmesinden ibarettir.
Özellikle de Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ortaya çıkan ağalar, aynı zamanda aşiret reisleri olarak da kabul görmektedir. Bilindiği üzere Türk kültüründe aile, toplumun temelidir. Ağalık sisteminin yapıtaşı olan aşiret de bu aile yapısına dayanmaktadır. Bu nedenledir ki, ait olduğu toplumda köklü ve sarsılmaz bir otoriteye sahip olmuştur.
Cumhuriyet Dönemi toprak reformu ve modernleşme çalışmalarının da en önemli konularından biri olan bu sistem, kültürel yapının inşasında ve sürdürülmesinde büyük rolü olan kitle iletişim araçlarının her türünde geniş yer bulmuştur. Türk kültürüne has bir yapı olarak belleklerde yer alan ağalık ve aşiret düzeni şüphesiz romanların da ana öyküsü olmuştur.
Bütün bunların yanı sıra halkımızın uyduğu ya da uymak zorunda olduğu töre konusu vardır. Töre bir toplulukta benimsenmiş, yazılı olmayan, teamül ve adetlerin temelini oluşturduğu, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, gelenek ve göreneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünüdür.
Töre başta kağan ve üst yöneticiler olmak üzere toplumun her ferdini bağlayan ve herkesin uyması zorunlu olan değerler ve kurallar bütünü olarak bir kutsallığa sahipti. Törenin bazı şart ve kuralları değiştirilemez nitelik taşırken, bazıları zamanla değişime uğramaktaydı. Her başa gelen kağan yeni bir töre ilan ederdi.
Kürt toplum yapısının tarihi ve toplumsal olgularından biri olan aşiret de böyledir. Birçok kavramın geçmişten günümüze anlam değişimine uğradığını göz ardı ederseniz anakronizme düşmeniz kaçınılmaz.
Aşiret olgusunu Türk dizileriyle tanıyamazsınız. Tüm dünyada farklı formlarına rastlanan bu olgunun bir başka toplumdaki tanımı üzerinden Kürtlerdeki aşiret yapısını da anlayamazsınız. Sosyalizmin Kürdistan gerçeğine yabancı kavramları da işinizi göremeyebilir. Aynı şey feodalite, burjuvazi ve aristokrasi gibi kavramlar için de söz konusu.
Bir ulusu tanımak kolay değildir. Yaş sürenizi ve gözlem çevrenizi (köyünüzü, mahallenizi) aşan bir durumdur. Hele de bu ulus, Kürtler gibi sömürgeleştirilmiş ve tüm değerleri yağmalanmış bir ulus ise. Bu durumda daha sorumlu davranmak ve derinlikli araştırmalarda bulunmak zorundasınız.
Kürtlerin en eski sosyal ve siyasi organizasyonları olan aşiretler, aile ve kan bağından çok yerleşik olunan bölgenin adıyla anılır. Barzani aşireti adını bir aileden değil, Barzan bölgesinden alır. Bu bölgede yaşayan tüm aile ve inançlar akrabalık bağı gözetilmeksizin Barzani aşiretindendir.
Malinowski’nin dediği gibi kültürün temel gerçeği, insanların sürekli gruplar halinde örgütlenmesidir. Bu gibi grupların ilişkileri, Rousseau’nun “Toplum sözleşmesi”ne benzeyen bir anlaşmayla, bir geleneksel yasa ya da töreyle düzenlenir.
Kürtlerde aşiret olmak, lokal bir dayanışma evrenine sahip olmaktır. Habitusunu korumak, zora düştüğünde bir dayanağı bulunmak, şüphe ve savrulmadan korunmaktır. Kötülük yaptığında utanacağı birilerinin olmasıdır.
Aşiret örgütlenmesi Kürtlere özgü bir örgütlenme biçimi değildir. Kürt aşiretlerinin kurdukları ittifaklarla devletler kurması ve aileden çok bölge adıyla anılmaları gelişim ve değişime açık olduklarını göstermektedir.
Kürtlerde aşiret devletin küçük bir prototipidir. Dışarıdan müdahalenin kabul edilmediği bir toprak parçası, lideri ve meclisi (divanhane) vardır. Suçluları cezalandırma ve sorunları çözme (yargı) fonksiyonuna sahiptir.
Ancak bundan önemlisi bu kavramın Kürt bilincindeki yeridir. Kavramlara yüklenen anlamlar, pratikte sorunlar olsa da, maksad ve muradı açıklar.
Bir ulusun karakterini anlamak için dil en açıklayıcı veridir. Kürt dili aşiret olmayı asaletle ilişkilendirir. Kaba ve kötü davranışlar sergileyen kişiye “Ma tu ne ji eşîran e” (Sen aşiret değil misin) denir. “Eşîr dixwin nanê sêlekê, mitirb dixwin nanê êlekê.” ifadesi de “aşiret olma”yı medeni davranışla açıklar. “Ava Miradê nabe şîr, mirovê bêesil; ne dibe mîr ne dibe eşîr” (Murat nehri süt olmaz, köksüz insan ne Mir olur ne de Aşiret) sözü de aynı anlamları destekler.
Ancak konumuz açısından en çarpıcı Kürt atasözü “Kengî behr bû şîr, wê Tirk bibin eşîr” (Deniz süt olduğunda, Türkler aşiret olur) ifadesidir. Bu söz Kürtlerin aşiret kavramından anladığını açık seçik ortaya koyar. Kürtler için aşiret olmak asaletli olmak, medeni olmaktır. Barbarlık, aşiret olmanın zıddıdır.
Kürtlerde aşiret olmak, Kürt olmaktır. Kürtlük asalet ve onuruna sahip çıkmaktır. Devletlerin mahkemeleri, valilikleri, orduları, orduların taburları, bölükleri olduğu gibi ulusların da bileşenleri ve alt katmanları vardır. Aşiret, Kürtlüğün bir alt katmanıdır. Ona anlam katan ulusal bilinçtir. Ulusal bilinçten yoksun bir birlik anlamını yitirir ve her türlü savrulmaya açık hale gelir. Aynı şey parti, örgüt ve cemaatler için de geçerlidir.

