(BÖLÜM 3)
Din öğretiminde mezhepler üstü yaklaşımın ne demek olduğunu anlayabilmemiz için, önce mezhep merkezli (Cofessional/denominationl/doktrinal) yaklaşımın tanımlanmasında faydalıdır. Örneğin Katolik eğitim, konunun uzmanlarınca şöyle tanımlanmaktadır: “Katolik din eğitimi, yalnızca Katolik öğretmenler tarafından, yalnızca Katolik öğrencilere ve Katolikliğe özel inanç esaslarına dayalı öğretici materyallerle öğretildiği anlamına gelir.” Bundan hareketle mezhebî eğitime, İslam dini ve onun etrafında oluşan yorumları esas alarak yeni bir tanım getirebiliriz.
Mezhep merkezli din eğitimi, bir mezhebin yalnızca o mezhebe mensup öğretmenler tarafından, yalnızca o mezhebe mensup öğrencilere ve o mezhebe özel inanç esaslarına dayalı kendi öğretici metinleriyle öğretilmesi demektir.
Cumhuriyet döneminde Türkiye’de böyle bir modelden uzak durulmaya çalışılmış ve genel politika olarak mezhepler üstü din öğretimi modeli benimsenmiştir. Her ne kadar Din Kültürü Ahlak Bilgisi dersleri, toplumsal yapı gereği Sünni öğretmenler tarafından öğretildiği söylenebilirse de, bu derse girmek ve onu öğretmek için Sünni olmak şart değildir.
Bugün için İlahiyat Fakültesi mezunu olan ve pedogojik formasyon alan herkes bu dersi verebilir. Bu özellikleri taşıyan, ama Sünni olmayan birisi de bu dersi verebilir. Nitekim bunun örnekleri vardır. Bu dersler içerik itibariyle de mezhep merkezli değildir. Her ne kadar namaz ve orucun bazı uygulama ve pratikleri Hanefi mezhebine göre verilmekte ise de, bu o dersi Sünni bir ders yapmakta yeterli görülemez. Namaz ve oruç, asıl itibariyle bütün mezheplerce kabul edilen mezhepler üstü bir ibadettir. Sünniliğe ait bir uygulama değildir. Sadece bazı uygulama ve pratiklerinde Hanefilik esas alınmıştır. Ayrıca bu dersler, herhangi bir mezhebin metinlerine dayalı olarak işlenmemektedir. Hatta bu yüzden bazı Sünni çevreler, bu dersi mezhepsizleştirme öğretisine dönüştürüldüğü şeklinde eleştirmektedirler.
İslam’la ilgili bilgiler bütün mezheplerce benimsenen Kur’an’ın öğretisi çerçevesinde verilmesi hedeflenmektedir. Son olarak bu ders, sadece Sünnilerin bulunduğu sınıflarda verilmemektedir. Bu yüzden Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri, Türkiye’de mezhep merkezli bir yaklaşımla öğretime konu edilmemektedir. Bununla birlikte eski programlar incelendiğinde, Kur’an’ı Kerim ve Din Bilgisi veya Din Dersi adlarıyla ilkokul, ortaokul ve Liselerde 1924’ten itibaren konulan derslerin müfredatlarında adı konulmamış olsa da, İnanç, ibadet ve ahlak boyutlarıyla İslam’ın mezhepler üstü eğitiminin hedeflendiği açıkça görülmektedir.
Bütün bunlardan sonra İslam’ın mezhepler üstü öğretimini şöyle tanımlamayabiliriz: “Mezhepler üstü din öğretimi, İslam’ın inanç, ibadet ve ahlaki değerlerinin, herhangi bir mezhebin din anlayışı ve yorumuna bağlı kalmaksızın betimleyici bir tarzda öğretilmesidir.” İslam’ın mezhep merkezli öğretiminin doğuracağı olumsuzlukları bertaraf edebilmek için sosyal bir bilim olarak ve din bilimsel araştırmalara dayalı olarak verilmesi son derece önemlidir. Böyle olduğu takdirde normatif ve ideolojik olmaktan uzaklaştırılabilir ve sırf din hakkında öğrenme süreçlerine dönüştürülebilir. Aksi takdirde ideolojik bir eğitime dönüşür. Bu da insanların din kimliğini, mezhep üzerinden tanımlamaya götüreceğinden toplumsal gerginliklere yol açar. Kavramın tanımlanmasından sonra, tebliğin başında sorulan sorulara şunlar eklenebilir.
Orta öğretimde resmi veya özel okullarda Mezhepler üstü bir eğitim verildiği takdirde, bunun müfredatının hazırlanmasında devletin ve ailelerin rolü ne olacaktır? Mezhepler üstü din öğretimi yaklaşımdan maksat mezhepsizlik midir? Bu derslerin müfredatında yer alacak konular, nasıl ve kimler tarafından belirlenecektir? Mezhepler ve diğer dinler hakkında bilgi verilecek midir? Verilecek ise, hangi aşamada ne kadar verilecektir? Verilen bilgiler, neye göre ve hangi metinlere dayalı olarak verilecektir? Bu dersleri kimler okutacaktır? Bu derslerin müfredatına uygun kitaplar nasıl ve kimler tarafından yazılacaktır?
İslam’ın öğretilmesinde mezhepler üstü yaklaşımın hem teolojik, hem de din bilimsel olmasının öne çıkarılmasında fayda vardır. Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersinin dini, Türkiye’de inanılan dindir, yani İslam’dır. Belli bir dinin öğretim konusu yapılması sebebiyle, teolojik yönün ağır basması kaçınılmaz olacaktır. Yalnız bu derste İslam, sırf Hanefî veya Şafiî ya da Bektaşî İlmihali çerçevesinde –Hrıstiyanlıktaki Credo’dan farklı- ve kültür unsuru olarak değil teorik ve pratik bütün yönleriyle gündeme gelecektir. Ancak İslam’ın bütün insanları tevhid anlayışı altında birleştirmeyi öngören teolojik doktrini, din öğretiminde mutlaka dikkate alınmalıdır. Böyle olması, dinin, bilimsel araştırmaya dayalı veriler esas alınarak öğretilmesine engel değildir. Çünkü gerek İslam gerekse diğer dinler ve onların yorumları hakkında verilen bilgiler, objektifliği ve evrensel olmayı esas alan din bilimlerinin [9] verilerine dayalı dinbilimsel yaklaşımla, disiplinler arası işbirliğiyle ve bir sosyal bilimlerin yöntemiyle ortaya konulmuş, araştırmaya dayalı bilgiler olacaktır. Mezhepler, tarikatlar veya örf-adetler yoluyla yaşatılan batıl ve hurafe cinsinden bilgiler olmayacaktır. Bu yolla, dinin sırf bir gelenek olarak sunulmasının önüne geçilecek ve günümüz insanının anlam arayışında, sorunlarını çözmede daha etkin bir rol üslenecektir. Mezhepler üstü yaklaşımda, müfredat hazırlanırken asıl etkin rol oynayan, din bilimciler olacaktır. Eğer mezhebî veya doktrin merkezli bir din eğitimi yapılacaksa, o zaman ilgili anlayışın mensupları ve önderleri bu dersin müfredatının hazırlanmasında yer alması ve onlara danışılması kaçınılmazdır.
Bir sosyal bilim olarak öğretilmesi hedeflendiğinde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin müfredatı hazırlanırken mezhep veya tarikatların önderlerine veya örgütlerine sorulacak olursa, tek bir yorumun baskısı veya etkisi altında kalınabilir. Bu da dersin, herhangi bir mezhebin ideolojik baskı aracına dönüşebilir. Diğer taraftan herhangi bir mezhep veya dini cemaatin farklı alt grupları veya ayrı düşünen örgütlerinin bulunması kendilerine has bir din dersi müfredatının hazırlanmasının önünde önemli bir engel oluşturmaktadır.
Bunların tamamına danışarak din dersi müfredatı hazırlamak son derece zor bir iştir. Bunun tipik örneği bugün Alevi-Bektaşilikte yaşanmaktadır. Aleviliği İslam dışı anlayış, kendine özgü bir din, Alisiz Alevilik, İslam’ın bir yorumu ve benzeri şekilde gören ve buna göre öğretmek isteyen farklı gruplar vardır. Örneğin Almanya’da olduğu gibi, belli bir mezhep veya cemaat, kendi özel okullarında kendi dini yorumunu verecekse, o zaman dersin müfredatının, ilgili mezhep veya dini oluşumun önde gelenleri veya temsilcileriyle din bilimcilerin ve konunun uzmanlarının katkıları ve yönlendiriciliği doğrultusunda hazırlanması uygun olacaktır. Mezhepler üstü yaklaşımda, mezhepleri teolojik sistemleriyle; mensuplarını mezhebî kimlikleriyle ayrıntılı olarak öğretime konu edinmek hedeflenmemektedir. Bunun yerine dinî oluşumların dini ve ahlaki değerlere katkıları verilir. Bu konudaki özgün yorumları, kendi yazılı kaynaklarından seçilecek özgün metinlerle desteklenebilir. Bu amaçla her bir mezhep ve dini oluşumun tartışmasız metinleri, uygun yerlerde okuma parçası olarak konulur. Örneğin Alevilik-Bektaşilik, öğretime konu edilirken, onun dört kapı kırk makamı Hacı Bektaş Veli’nin kendi eserlerinde açıklandığı şekliyle Ortaöğretimin ileriki aşamasında hiçbir yoruma tabi tutulmadan okuma parçası olarak aynen verilebilir. Ama bu bilgiler, bu ekollerin tarihi gelişimi hakkında bilgi verildikten sonra öğretildiği takdirde daha iyi anlaşılabilecektir. Mezhepler üstü yaklaşımda, İslam’ın farklı anlayış biçimleri olan mezhepleri ve dini oluşumları ortadan kaldırmak, dönüştürmek veya değiştirmek söz konusu olamaz. Böylece farklı dini yorumların ve din ile dini yorumlar arasındaki ilişkiyi doğru anlamaya, yeni açılımlar yapabilmeye, “Alevilik-Sünnilik meselesinin sorun olmaktan çıkarılmasına ve farklılıkların bir zenginlik olarak algılanmasına” imkan sağlanmış olur. Çünkü geleneksel dini oluşumlar, mensuplarının dini problemlerini çözmede ve ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalmaktadır. Yeni açılımlar yapılabilmesi için bu geleneksel yapılarla din arasındaki ilişkiye eleştirel yaklaşmaya ve yapıcı sorgulamaya önem vermek faydalı olacaktır. Böylece geleneksel dini yapıları kutsallaştırmanın ve mezhebi taassuba düşmenin önüne geçilebilecek, toplumdaki farklı yorumlara, bu yorumları benimseyenlere karşı saygı ve hoşgörü artacaktır.

