Müfit Demirkol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. ÖZLENEN TÜRKİYE

ÖZLENEN TÜRKİYE

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye’nin 2000’li yılların başında, demokratikleşme sürecinde önceden zor gibi görünen adımların, AB üyeliği sürecinin de katkısıyla atılabildi. Bu bağlamda, demokratikleşme sürecinin önemli yapı taşlarından biri olan “Sivilleşme”ye demokratikleşme raporlarıyla destek verildiği bilinmektedir.

“TÜSİAD’a göre, Silahlı Kuvvetler’in kamu yönetimindeki yeri milli savunma ihtiyacının karşılanması ile sınırlı olmalıdır. Askeri kurumların sivil iradeye bağlı olması, siyasi konulardaki tartışmalara müdahil olmaması, kendi sorumluluğundaki konularda kamuoyuna açıklama yapma zorunluluğu, bugün artık tartışma konusu yapılamayacak hususlardır” denildi.

Bu görüşler ışığında Yüksek Askeri Şura, atama ve terfi kararlarında sivil otoritenin yetkilerinin ne olduğu konusunda hiçbir tereddüt olmadığını vurgulamaktadır. Şura boyunca yargı kararları üzerinden süren tartışmalar ve söz konusu kararların zamanlaması, aslen sivilleşme tartışılmalıyken, ‘yargı bağımsızlığı’ ve ‘tarafsızlığı’ konularındaki kaygılar derinleştirilmiştir. YAŞ’ta siyasi otoritenin zaten kendi tasarrufunda bulunan tercihlerini, adalet mekanizması üzerinden dayattığı görüntüsü ülkemizde giderek belirginleşen güçler çekişmesi krizine yeni bir ivme kazandırmıştır. Sonuçta sivil-asker ilişkilerinde önemli bir eşik geçilmiş; ancak demokrasinin sağlıklı işlemesinin şartı olan güçler ayrılığı ilkesi zarar görmüştür.

Referandum öncesinde Türkiye, genel bir seçim havasına girmiştir. İktidar da muhalefetinde oylanacak anayasa değişikliğinden çok genel siyaseti tartıştığı ortadadır.

Türkiye’nin yeni bir anayasaya olan ihtiyacı baki kalacaktır. Yeni anayasa, hazırlık süreci açısından katılımcı olmalı, içeriği de bireyi öne çıkaran, kuvvetler arasında kontrol-denge mekanizmalarını içeren, çoğulculuk anlayışını esas alan bir metin olmalıdır.

Türkiye’nin demokrasi açığı, öncelikle demokratik bir siyasi partiler yasası ve demokratik bir seçim yasasının hayata geçirilmesi, sonrasında çağdaş ve özgürlükçü demokrasi ilkelerine göre tamamen yenilenmiş, katılımcı şekilde hazırlanmış bir anayasaya kavuştuğumuzda kapanabilecektir.

2025 yılına damga vuran olaylardan biri de 2024 Kara Harp Okulu Mezuniyet Töreni’nde subaylık andını okuyan 5 teğmenin TSK’den ihraç edilmesiydi. Menzuniyet töreninin sonunda teğmenler kılıç çekerek eski subaylık andını okuması iktidar yanlısı basın ve sosyal medya hesaplarınca hedefe konumuş, darbe imasında bulunulmuştu.

Tepkiler sonunda teğmenlerden dönem birincisi Ebru Eroğlu, İzzet Talip Akarsu, Serhat Gündar, Deniz Demirtaş, Batuhan Gazi Kılıç; Kara Kuvvetleri Komutanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’na (KKK YDK) ihraç istemiyle gönderildi. Bu kapsamda ocak ayında teğmenler KKK YDK’de; teğmenlerin alay komutanı vekili, tabur komutanı ve bölük komutanı da Milli Savunma Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu’nda (MSB YDK) savunmalarını yaptı.

Burada en üzücü nokta teğmenlere sorulan, “Deizim hakkında ne düşünüyorsunuz” sorusudur. Herkesin, insan onuruna yakışan, çalışmaktan mutluluk duyacağı bir işe sahip olduğu, emeğinin karşılığını aldığı bir ülke, daha çok üreten, bilim ve teknoloji geliştiren, gelirin adil paylaşıldığı bir Türkiye, eşit, özgür ve kardeşçe yaşanan bir Türkiye hepimizin hayalidir.

Bu ülkede ezilen, sömürülen, dışlanan, haksızlığa ve adaletsizliğe uğrayan, şiddet gören herkes bir araya gelecek ve özlediğimiz Türkiye’yi hep birlikte kuracağız.

Bizim özlediğimiz Türkiye, kavganın değil; sevginin, nezaketin, kardeşliğin Türkiye’si olmalıdır.

Bizim hayalini kurduğumuz dünyada, Türkiye, kimin hangi mezhepten ve etnikten olduğu ile değil, kimin insan gibi yaşadığıyla ilgilenildiği bir Türkiye olmalıdır.

Türk”üyle Kürt”üyle, Sünni”siyle Alevi”siyle, Nurcu”suyla komünistiyle, sağcısıyla solcusuyla bir arada sorunsuz bir Türkiye özlemekteyiz.

“Ahmet Yesevi”siz, Hacı Bektaş”sız, Pir Sultan”sız, Hacı Bayram Veli”siz Türkiye öksüz ve dayanaksız kalır. Yunus Emre”siz Türkiye dilsiz, Mevlânâ”sız Türkiye ruhsuz kalır.

Tatyos Efendi”yi yok sayan besteler yarım kalır. ”Hoşçakalın İki Gözüm” diyen Ahmet Kaya”ya vefa göstermeyen şarkılar eksik kalır. Mehmet Akif”siz bir Türkiye tahayyül edilemezse, Nazım Hikmet”siz Türkiye eksik sayılır.

Demokratik Toplum Partisi Genel Başkanı Ahmet Türk de, partisinin olağanüstü kongresinde yaptığı konuşmada, Başbakan ve Cumhurbaşkanı”nın ortaya koyduğu “çeşitlilik içinde birlik” anlayışına katılmıştır.

Demokratik devlet, millet olmanın esası olan ”birlik” fikrini ve düzenini güçlü bir biçimde geleceğe taşırken, sosyal ve kültürel farklılıkları ortadan kaldıran değil, onları zenginlik olarak kabul edip geliştirilmesine imkân sağlayan devlettir. Demokratik devlet, farklı olanı tek bir kalıp içerisinde eritmez ve ötekileştirmez; her bir bireyi var olan değerleriyle birlikte koruması altına alır…    Ülkemize, milletimize, devletimize tarihi tecrübemizin ışığında ”biz”den bir gözle bakarsak var olan farklılıklarımızın birer zenginlik; ”yabancılaşmış” bir göz ile bakarsak tehdit olduğunu düşünürüz… Kuşkusuz bugünün dünyasında ”çeşitlilik içinde birliğin nasıl sağlanabileceği” en temel tartışma konularındandır. Bu tartışmaları sağlıklı bir biçimde yürüten milletler geleceğe damga vuracaklardır.

Gidiş, halkın neredeyse bütün unsurlarıyla kavgalı bir devletten halkın bütün unsurlarını kucaklayan bir devlete doğru olmalıdır.

ÖZLENEN TÜRKİYE
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481