“Adalet, mülkün temelidir.”
Bu söz, bütün mahkeme salonlarında, hakimlerin arkasında bulunmaktadır.Mülk kelimesinin buradaki anlamı devlettir. Yani bu söz “adalet, devletin temelidir” anlamına gelir. Adalet yoksa devletin temeli sağlam değildir. Mülk kelimesinin buradaki anlamı devlettir.
Adalet mülkün temelidir. Toplum içinde yaşayan tüm insanların eşit sayıldığı, zenginin fakirin ayırt edilmediği herkese eşit şekilde davranıldığı makamdır. Adalet haksızlıkların giderilmesi, toplum içindeki sorunların çözülmesi, sıkıntıların önüne geçilmesinde etkilidir.
Adaletin hâkim olduğu toplumlarda suç oranı haylice azdır. Adaletsiz toplumlarda insanlar suç işlemekten geri durmayarak sorunların çözümünü kendilerinde aramaktadır. Adalet bir ülkenin temelini oluşturur. Toplum güvenirse eğer o ülke düzene girer kalkınarak yükselir. İnsanlar adalete güvenerek hareket eder, haksızlıklar karşısında neler olabileceğini bilir. Adaletin olmadığı toplumlar dünya ülkelerine sorun olarak yansır. Afrika ülkelerinde adaletin uygulanmadığını düşünürsek insanlar kendilerince hareket ettiklerini gözlemleriz.
Bir milletin sahip olabileceği en kutsal değer sahip oldukları adalet sistemidir. O ülke de yaşayan insanlar haklarını bu sayede korur ve savunurlar. Adalet mülkün temelidir, bir ülkenin ülke olabilmesi halkın hak ve özgürlüklerini savunabilmesi için gereklidir. Kusursuz bir şekilde devamlılığı da bu sayede elde edilir.
EŞİTLİK Mİ ADALET Mİ?
Çoğu zaman, eşitlik mefhumunun, adaletle karıştırıldığını görüyoruz. Eşitlik, iki şeyin her yönden denk olması demektir. Adalet ise, her hak sahibine hakkını vermek ve haksızları cezalandırmak şeklinde tarif edilir. İnsana iki, koyuna ise dört ayak verilmesinde bir eşitsizlik vardır ama adaletsizlik yoktur. İnsana böylesi, koyuna da öylesi yaraşır…
Mutlak eşitlik, yani her şeyin her yönüyle birbirinin aynı olması adalete zıttır. İnsanların sanatlarına bir göz atalım: Bir şair, kasidesinde her harfi kelimenin tamamını dikkate alarak yazar. Her kelimeyi, şiirin bütününü nazara alarak yerleştirir. Her mısraı da şiirin tümünü gözeterek kaleme alır. Burada mutlak eşitlik değil, adalet söz konusu… İlk mısra başa düşer, son mısra arkada kalır, ama hepsi aynı gayeye hizmet ederler.
Adalet mülkün temelidir sözünün Atatürk’e ait olduğu düşünülür fakat bu söz Hz. Ömer’e aittir. Adalet mülkün temelidir sözü ile anlatılmak istenen bir devletin veya düzenin esası adalettir.
Devlet kısaca, sınırları belli bir toprak parçası üzerinde egemen insan topluluğudur. Devlet, kendisini meydana getiren kişilerden ayrı ve üstün bir iktidara sahiptir. Bu iktidarın, güç kullanma yetkisine ve tekeline sahip olduğu düşünülecek olursa, temel hak ve özgürlüklere müdahale edebilecek böyle bir üst yapının sınırlarının mutlaka net olarak belirlenmiş olması gerekir. Bunun aksi ise özellikle kişi hak ve hürriyetleri için ciddi tehlikeler yaratabilir. Bu sebeple devlete, net olmayan nitelikler yüklemek, hak ve özgürlükler açısından sakıncalı olabilir.
Adalet kavramı ise, tarih boyunca üzerinde tartışmalar yapılmış, tanımlanmaya çalışılmış bir kavramdır, fakat bu kavramın kesin bir tanımı ilk çağlardan günümüze kadar henüz yapılamamıştır. Böyle olmakla birlikte bu kavramın hukukla ilgili ve hatta hukukun da üzerinde yer aldığını savunanlar vardır.
Adalet kelimesi Arapça kökenli bir sözcüktür. Arapça “adl” sözcüğünden dilimize geçmiştir. Hak, hukuk ve haklılıkla ilgili, içiçe kenetlenmiş bir kavramdır. Çeçen’e göre adaleti, hak ve hukukun gerçekleştirilebilmesi şeklinde tanımlamak mümkündür.Çeçen adaleti, temel olarak sosyal mutluluk şeklinde ifade etmiştir. Ona göre en adil düzen,en fazla insana en üst düzeyde mutluluk sağlayan düzendir. Adaletin var olabilmesi için toplumsal mutluluğun objektif ve kollektif bir şekilde varlığı zorunludur. Çeçen’e göre adalet ile eşitlik içiçedir, eşitlik ve eşitsizlik, adaletli düzende herkes için benzer koşullarda ve düzeyde olacaktır. Herkesin hak ve özgürlükleri eşit düzeyde gerçekleşecektir.
Başka bir tanımlamaya göre adalet, zihniyetin başlıca rol oynadığı bir fazilettir. İçtimai hayatın heyeti umumiyesi bakımından adalet, bir sulh ve sükun nizamının şartıdır. Müşahhas bir hareket tarzının adil olduğu hakkındaki hüküm, bu hareket tarzının olması, yapılması lazım geldiğini tazammun etmektedir. Yekta Güngör Özden’e göre ise, adalet, insanlığın en büyük gıdasıdır; adalet devletin, savunma da adaletin temelidir. Adalet toplumsal bir namustur, insanlığın ikinci güneşidir. Adaletin herkesi gönendirecek biçimde gerçekleşmesi, mahkemelerin bağımsızlığı ve yargıç güvencesiyle olur. Bu temel ilkeler ise insan hakları ve sosyal adalet ile ilgili ilkeler olarak belirtilmiştir. Maddi adalet anlayışı, başta anayasa olmak üzere pozitif hukuk kurallarının adaletin ilkelerine uygun olması demektir.
Verilen tanım denemelerinden gördüğümüz üzere adalet kavramı, ilk çağlardan günümüze kadar kullanılagelmiş, fakat üzerinde mutlak bir anlaşmaya varılamamış ve mutlak bir tanım yapılamamış bir kavramdır. Bazı düşünürlere göre adalet kavramı, ‘iyi’ kavramı ile, bazılarına göre eşitlik, bazılarına göre hak, bazılarına göre hukukun amacı, bazılarına göre mutluluk, bazılarına göre ise toplumsal iyi ve toplumsal mutluluk vs. kavramlar ile ilişkilendirilmiş ve hatta eş anlamlı olarak kullanılmıştır.
Yukarıdaki tanım denemelerinde üzerinde uzlaşılan bir nokta vardır ki; o da adaletin hukukla ilgili bir kavram olduğu şeklindedir. Fakat yapılan tanımlarda dikkati çeken bir nokta şudur: adaletin tanımlanmasında yararlanılan kavramlar, aynı adalet kavramının kendisi gibi göreceli, kişiden kişiye değişebilen kavramlardır.
Bazı düşünürler, bu sübjektifliği ortadan kaldırabilmek için çıkar yol aramışlar ve adaletin objektif bir kavram olduğunu, kişi mutluluğundan ziyade toplumun mutluğunu ifade ettiğini, yani adaletin kişisel olmaktan ziyade toplumsal bir kavram olduğunu öne sürmüşlerdir.
Adalet kavramı, iyi, kötü, güzel, çirkin vs. kavramlar gibi göreceli ve sübjektif bir kavramdır. Adalet, bir değerdir.

