Şiddete maruz kalmanın, her kadında farklı etkileri görülebilir. Bunlar, kadının edilgen ya da zavallı bir halde olduğunun göstergeleri ya da zaman zaman kadınların kendilerine de sordukları gibi, normal olmadıklarının göstergeleri değil, yaşadıkları ağır saldırı karşısında verdikleri son derece doğal tepkilerdir.
Şiddetin kadınlar üzerinde kısa ve uzun vadeli, farklı boyutta etkileri bulunur.
Korku, suçluluk, utanç, güçsüzlük, yalnızlık ve çaresizlik hissetme, başkasına güvenmekte zorlanma, kendine olan saygıyı ve güveni kaybetme, kendini önemsiz hissetme, sürekli tetikte olma, endişeli ve gergin olma, sürekli kötü bir şeyler olacakmış duygusunu taşıma, uyaranlara aşırı duygusal reaksiyonlar verme, kolay irkilme hali, tekrar eden kendine zarar verme davranışları (kesme, jiletle doğrama, yaraları koparma vb.), intihar düşünceleri ve teşebbüsleri, alkol ve madde bağımlılığı, yeme bozuklukları, cinsel bozukluklar, uyku bozuklukları, öfke patlamaları, kirlenmişlik hissi, başkalarından tamamen farklı olduğunu hissetme, kendini tamamen değişmiş, kaybetmiş gibi hissetme, kendini yalnızlaştırma, tecrit etme, geri çekme, kendini tekrar tekrar tehlikeli durumların içine sokma, şiddetin psikolojik sonuçları arasındadır.
Birçok kadın için yetişkinlikteki şiddetin ilk travma olmadığı, geçmişten de gelen çoğul travmalar (çocukluk çağı ihmal ve istismarı gibi) söz konusu olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.
Yaralanmalar, kalıcı sakatlıklar, ölüm, yaşla artan kronik ağrılar ve sağlık sorunları, düzenli olarak doktora gidilmesinin ve sağlığı için gerekenlerin yapılmasının engellenmesi, düzenli beslenememe, sağlık sorunlarının ihmal edilmesi, ruhsal sıkıntıların bedene yansıması, tiroit, mide, sırt, baş ağrıları, bayılma atakları, geçici felçler, kürtaj, artan düşük ve ölü doğum oranları, düşük ağırlıklı bebeklere sahip olmak şiddetin fiziksel etkileri arasındadır. Erken evlilik, erken annelik, anne ve bebek kaybı, ciddi oranda okul ve iş devamsızlıkları, okul ve iş kayıpları, ekonomik zarar (iş göremez durumda olmak), şiddetin bir sonucu olarak yoksullaşma, bozulan aile ilişkileri, çocukların fiziksel, duygusal ve toplumsal ihtiyaçlarına yeterli düzeyde cevap verememek, kadınlarımıza karşı yapılan şiddetin belirgin sebeplerindendir.
Erkek egemenliği, kadın ve erkek arasındaki iş bölümünü şiddet yoluyla sağlayarak normalleştirmiş ve kurumsallaştırmıştır. Bu nedenle “Kadına yönelik şiddet” feminist mücadelenin temel meselelerinden biri olmuştur. Feminist tartışmalar içinde kadına yönelik şiddet, toplumsal cinsiyete dayalı yapısal ve evrensel bir sorun olarak ele alınır. Ancak kadına yönelik şiddet ile toplumsal cinsiyete dayalı şiddet aynı anlama gelmez. Rastlantısal olarak meydana gelen şiddet olayları dışında her tür şiddet cinsiyetlendirilmiştir, yani toplumsal cinsiyete dayalıdır.
Kadına yönelik şiddet kavramsallaştırması, uygulanan şiddetin farkını ortaya koyması ve buna karşı stratejiler geliştirmesi bakımından önemli bulunmakla birlikte şiddetin failini vurgulamaması ve şiddete maruz kalan kadınların “mağdur” ya da “kurban” olarak görülmesini kolaylaştırması nedeniyle eleştirilmiş ve özellikle politik alanda yerini erkek şiddeti kavramına bırakmaya başlamıştır.
Bu noktada dikkat çekilmesi gereken erkek şiddetinin, eril şiddetten farklı olarak toplumsal cinsiyete dayalı her tür şiddete değil, erkekler tarafından kadınlara uygulanan şiddete karşılık geliyor oluşudur.
Erkek şiddeti kadınları sindirmek, cezalandırmak, aşağılamak ve fiziksel bütünlükleri ile öznelliklerini yaralamak amacıyla, özel ya da kamusal alanda fiziksel, ekonomik, psikolojik, cinsel, dijital şiddet ve flört şiddeti gibi pek çok farklı biçimde ortaya çıkar. Erkek şiddeti denilince ilk akla gelen fiziksel şiddet vurma, yumruklama, itip kakma, yakma gibi pek çok biçim alabilir; kadınları yaralama ve onlarda kalıcı sakatlıklara yol açmanın yanı sıra kadın cinayetleri de fiziksel şiddetin sonucudur.
Ekonomik şiddet, kadınların ekonomik özgürlüklerinin kısıtlanması ve maddi gereksinimlerinin yok sayılması yoluyla ortaya çıkar. Erkek parasız bırakarak, harcamalarla ilgili sürekli hesap sorarak, çalışmasına ve gelirini istediği gibi kullanmasına izin vermeyerek kadını kontrol etmeye çalışabilir. Ya da maddiyat yoluyla kadını aşağılayabilir. Sık rastlanılan bir diğer erkek şiddeti biçimi psikolojik şiddettir ve küsmek, baskı uygulamak, yalan söylemek, tehdit etmek, kadının arkadaşlarını, ailesini ya da çocuklarını ondan uzaklaştırmak, aşağılamak, küfretmek, suçlamak, özgüvenini zedelemek, ev işlerinin paylaşımı reddetmek gibi pek çok yolla ortaya çıkabilmektedir.
Cinsel şiddet ise erkeğin kadını cinsel ilişkiye veya istemediği cinsel davranışlara zorlaması, taciz veya tecavüz etmesi, cinselliği bir ceza ya da ödül aracı olarak kullanması ve tek taraflı cinsel tatmin arayışı gibi yollarla oluşur. Yaygın olarak bilinen bu erkek şiddeti türlerinin yanı sıra günümüzde yeni yeni tanımlanan ve üzerinde ayrıca durulmaya başlanan erkek şiddeti türleri de mevcuttur. Bunlardan ilki olan dijital şiddet, çağın teknolojik imkânları ile geliştirilmiş bir diğer erkek şiddeti türüdür. Dijital şiddet söz konusu olduğunda kadının iletişimi yeni iletişim araçları yoluyla denetlenmekte, kadınlar dijital içeriklerle tehdit edilip kontrol altında tutulabilmekte, kadınların özel hayatına dair bilgi ve dokümanlar rızası dışında sosyal medyada paylaşılabilmektedir.
Son yıllarda üzerinde durulan bir diğer erkek şiddeti türü, flört şiddetidir. Flört şiddeti duygusal ilişkinin başlangıç aşamasında erkeklerin kadınlar üzerinde uyguladıkları baskıcı, kısıtlayıcı veya manipüle edici davranışlardır. Erkekler flört şiddeti yoluyla kendi ihtiyaçlarını öne çıkarır, kıskançlık sergiler, kadının fiziksel, duygusal vb. sınırlarını ihlal eder.
Şiddet döngüsü gerginlik ile başlar. Gerginliğin yoğunluğu zaman içinde artar ve erkek şiddet uygular. Ardından gelen aşama “balayı” dönemi gibi adlandırılır.
Bu dönemde şiddet uygulayan erkek ağlar, yalvarır, özür diler, hediyeler alır ve kadını ona tekrar şiddet uygulamayacağına inandırır. Ancak kısa süre sonra ilişkide gerginlik tekrar yükselir ve erkek artan şekilde şiddet uygular.
Feminist mücadelenin erkek şiddetinin önlenmesi konusunda elde ettiği en önemli başarılardan biri, erkek şiddetini toplumsal cinsiyet perspektifi ile ele alarak taraf devletleri toplumlarındaki erkek egemen zihniyeti değiştirmekle yükümlü tutan İstanbul Sözleşmesidir.
Bunların ardından İslamiyet’te kadınlarımızla ilgili ayet de bulunmaktadır.
Erkeklerin aile içindeki yetkileri, kadınların da bu yetki karşısındaki durum ve tutumları konusu şu ayetlerde açıklanmıştır:
“Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür. Eğer karı kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin; düzeltmek isterlerse Allah aralarını bulur, şüphesiz Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.” (Nisa, 4/34-35).
En acı tarafı ise, eşi tarafından şikayet edilen erkeğin; “Bu sureye göre eşimi dövdüm.” diyerek, affını istemesidir.
Resûlullah (S.A.V) hanımlarını döven erkekleri muhtelif şekillerde uyarmış ve bunlara karşı daima memnuniyetsizliğini ifade etmiştir.
Son günlerde toplumumuzda, erkekler tarafından kadınlarımıza yönelik şiddet olayları, ne yazıktır ki, ölümle sonuçlanmaktadır.
Kadınlarımızın, her türlü şiddetten uzak, ve eşleri tarafından yüceltilmesine, değer verilmesine, eşleri tarafından korunmalarına ihtiyaçları bulunmaktadır.

