Bir gerçeği bilirsin. Gerçeğe/gerçeklere inanamazsın. İnanmak ise herhangi bir kanıt veya veriye ihtiyaç duymadan doğru olduğunu kabul ettiğin inançları kapsar. Bildiğin gerçekleri aksi kanıtlanana kadar doğru kabul edersin ancak inandığın ve senin doğru olduğunu düşündüğün bilgileri terk etmek bir hayli zordur.
İnanmanın da insan belleğine göre çeşitli yolları ve şartları vardır. Ya gördüğümüze ya da kendisinden emin olduğumuz kişilerin görüşlerine göre inanırız. Öyle ki kendine inanma süreci kişinin kendi gelişimini sürekli kılabilecek bir bütünlüğü edinmesini sağlar.
Kişinin kendisini olduğu gibi kabul etmesi, kendisini tecrübe etmesi ve neticede kendini öğrenme süreci de denebilir. Kendimize özgü güven duygusunun temelinde “yüzde yüz kendimize inanmak” yatar.
Bir düşünceye çok sağlam bir biçimde, içten, gönülden bağlı bulunma; onu güvenle doğru sayma, inanma durumudur. İnanç bir fikir, aksiyom veya kesin bir bilgiye olan koşulsuz bağlılıktır. İnanç, aradığını bulan zihnin, kalbin bağlılığıdır.
Bir düşünceye çok sağlam bir biçimde, içten, gönülden bağlı bulunma; onu güvenle doğru sayma, inanma durumudur. İnanç bir fikir, aksiyom veya kesin bir bilgiye olan koşulsuz bağlılıktır. İnanç, aradığını bulan zihnin, kalbin bağlılığıdır.
Her inanç elbette bir arayışın sonucu olmayabilir. Örneğin çoğu kimse doğduğunda bir inanç sistemini hazır bulur ve buna inanır. Aynı şekilde her arayış inanışla sonuçlanmayabilir. Bu bağlamda, dinsel anlamda inanç, Tanrı’ya, bir dine inanma anlamlarına gelmekte ve çoğu zaman akide, iman, itikat sözcükleriyle de ifade edilmektedir.
İnanmak, görmüş gibi, kabul etmek, tasdik etmek, beğenmek demektir. Ya güvenmek nedir.?
Güven, sevgi, dostluk, aile ve ötekiyle temas içeren bireysel bağların kökeninde bulunduğu gibi, politika, ekonomi, çalışma hayatı ve tıbbi uygulamalar dahil olmak üzere tüm sosyal ilişkilerin de asli unsurudur. Davranışlar ve sözlü ifadeler genellikle güvene bir dayanak teşkil etse bile, insanların size karşı her nazik ve ilgili davranışı veya hoşa giden sözleri onlara koşulsuz olarak güven duymanız için yeterli değildir. İnsanlara güvenmek, onların dikkat, şefkat veya profesyonel ilişkilerde ahde vefa içeren davranışlarına dair beklentilerinizin istikrarlı şekilde karşılandığı bir süreci gereksinir. Fakat insanlar kesin bir yargıya ulaşmadan başkalarına güvenmeye eğilimlidirler.
Bir insanın Müslüman olabilmesi için, iman sahibi olması, yani dinimizin emir ve yasaklarına inanması şarttır. Yalnız inanması da kâfi değildir; bu emirleri beğenmesi ve sevmesi de şarttır. Bu da bir bilgi işidir. Yapıp yapmamak ayrı, bunları kabul etmek, beğenmek ve sevmek ayrı şeydir.
Yapıp yapmamak günah ve sevapla ilgili, kabul etmek ve beğenmek imanla ilgilidir. İmanın altı esası bir bütün olup, çok önemlidir. Ufak bir şüphe götürmez. İnandığı halde, birini bile beğenmemek ise tamamen yanlıştır.
Bir gerçeği bilirsin gerçeğe/gerçeklere inanamazsın. İnanmak ise herhangi bir kanıt veya veriye ihtiyaç duymadan doğru olduğunu kabul ettiğin inançları kapsar.
Bildiğin gerçekleri aksi kanıtlanana kadar doğru kabul edersin ancak inandığın ve senin doğru olduğunu düşündüğün bilgileri terk etmek bir hayli zordur.
Bütün bunların ışığında inanmanın ve güvenmenin, insanına göre anlaşıldığı gerçeği ortaya çıkmaktadır.

