(Bölüm 2)
AB üyesi ülkeler, her ne kadar Suriye konusunda aynı görüşte hareket etseler de ortak ve etkin bir politika üretmede başarılı olamamıştır. AB’nin Esed yönetimine yönelik yaptırımları ve muhalefete yönelik desteği, rejimi durdurmakta etkisiz kalmıştır. AB bu dönemde Birleşmiş Milletler (BM) ve Arap Birliği’nin Suriye Özel Temsilcisi olan Kofi Annan’ı desteklemiş ve rejime yönelik silah yaptırımı uygulamıştır. Nitekim 30 Haziran 2012’de Cenevre’de Suriye krizini çözüme kavuşturmak için yapılan toplantıya AB üyesi ülkeler ve Türkiye de katılmış ve AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ile BM Genel Sekreteri’nin katılımıyla Suriye’de tam yetkili bir geçiş hükümetinin kurulması konusunda bir bildiri yayınlanmıştır. Yine aynı şekilde AB, 2014 yılına kadar “Suriye’nin Dostları Grubu” toplantılarına da aktif bir şekilde katılmış ve Suriye Ulusal Konseyi’ni muhatap almıştır.
Ancak Rusya’nın Esed rejimine verdiği destek bu yaptırımları etkisiz kılmış ve AB’nin Suriye üzerindeki yaptırım gücünü zayıflatmıştır. AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilciliği de Suriye konusunda etkin bir rol üstlenememiştir. Nitekim Suriye krizi, AB’nin uluslararası krizler karşısında etkin olamadığını göstermiştir.
Suriye’de büyük çatışmalara dönüşen kriz, 2012 sonrası dönemde hem bölge ülkelerini hem de bölge dışı aktörleri etkilemeye başlamıştır. İç savaşın yol açtığı otorite boşluğu, devlet dışı aktörlerin ve terör gruplarının güçlenmesine neden olmuştur. Bu durum Suriye’de yaşanan çatışmaların bölgesel denklemi değiştirmesine de yol açmıştır. Esed rejiminin Şam ve çevresinden Lazkiye’ye kadar uzanan sınırlı bir alanda etkin olması ve Suriye’nin geriye kalanında kontrolü kaybetmesi, bölgenin başka aktörlerin hâkimiyet mücadelesi alanına dönüşmesine yol açmıştır. Esed rejiminin baskı ve saldırılarına karşı mücadele eden muhalif gruplar İdlib, Halep, Humus ve Ürdün sınırına yakın bölgelerde etkin olurken, terör örgütü PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD ise Türkiye’nin güney sınırlarında yer alan Afrin, Kamışlı ve Haseke çevresinde etkin olmuştur. 2013 yılının sonunda el-Kaide’den ayrılarak ismini Irak ve Şam İslam Devleti yahut Arapçası ile Devlet’ül Irak ve’ş Şam (DEAŞ) olarak değiştiren ve liderliğini Ebubekir el-Bağdadi’nin yaptığı terör örgütü ise, Suriye’nin en büyük kentlerinden Rakka ve Der el-Zor’da etkin olmaya başlamıştır. DEAŞ’ın Rakka’da hâkimiyeti sağladıktan sonra 2014 Haziran’ında Irak’ın en büyük ikinci kenti konumundaki Musul’u ele geçirmesiyle birlikte, terörizm, bölgesel ve küresel bir tehdide dönüşmüştür. Rakka-Musul havzasında kontrolü sağlayan, kuzeyde ise Halep kırsalını ele geçirerek Türkiye sınırında yer alan Cerablus, Kobani, Tel-Abyad’ı alan DEAŞ büyük bir tehdide dönüşmüştür.
DEAŞ’ın bölgede yaşayan sivilleri katletmesi, Batılı gazetecilerin kafalarını kesmesi ve bunu bir propaganda aracı olarak kullanması, bölgede bir devlet kurduğunun iddiasında bulunması, örgütü uluslararası güvenlik için de büyük bir tehdide dönüştürmüştür. Özellikle sivillerin katledilmesi ve Batılı gazetecilerin görüntüleri Batı basınında geniş yankı uyandırmış ve AB üyesi ülkelerin de aralarında bulunduğu ülkelerin bu bölgeye yönelmesini sağlamıştır.
Buna bir de örgütün internet ve sosyal medya aracılığı ile başka ülkelerde yaşayan ve radikalleşmeye meyilli kesimleri etkilemeye dönük propagandası eklendiğinde DEAŞ, hem AB hem de Türkiye ve ABD gibi ülkeler için büyük bir tehdide dönüşmüştür.
Devam edecek…

