Türkiye’de, pek çok çocuk ve ergen; şiddet, istismar, sömürü ve ihmale karşı savunmasız durumdadır.
Ekonomik sömürü, ailelerinden ayrı düşme, ihmal, şiddet ve istismar, travma, izolasyon, ayrımcılık, insan ticareti, çocuk yaşta evlilik ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin diğer biçimleri gibi çocuk koruma risklerine ve hak ihlallerine karşı genellikle daha savunmasız durumdadır. Bütün çocukların kaçırılmaya, satılmaya ve çocuk ticaretine, her türlü sömürüye, şiddete ve kötü muameleye karşı korunma hakkı vardır. Bu haklar 10 Aralık 1948’de kabul edilen Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde ve 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edilen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinde yer alırlar. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Anayasası uyarınca çıkarılan kanunlarla da Türkiye bu hakları kabul etmiştir.
Irk ve etnik köken bakımından Türk, Kürt, Yunan, Çerkez, Ermeni, Laz, Rum, Arap, İngiliz, Roman, Fransız, Alman vb. hangi halktan ve Alevi, Sunni, Süryani, Müslüman, Hristiyan, Musevi, Keldani vb. bütün din ve inançlardaki çocuklar eşit haklara sahiptir.
Çocukların iyi birer fert olarak yetiştirilmesi, eğitimi, sağlığı ve aile bütünlüklerinin korunması, çocuğun üstün yararı doğrultusunda, haklarının korunması, yaşama, gelişme, korunma ve katılım haklarının uluslararası standartlarda uygulanabilmesi, gerekli tüm koşulların iyileştirilmesi ve çocukların hayata daha etkin ve mutlu katılımlarının sağlanabilmesi için tüm ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlara, sivil toplum kuruluşlarına ve yerel yönetimlere önemli görevler düşmektedir.
Çocuk hakları, tüm dünyada çocukların sahip olduğu hakları tanımlayan ve çocukların sahip olduğu hakların korunması olarak tanımlanabilir. Her çocuk, doğuştan bazı haklara sahiptir. Eğitim, sağlık, yaşama, barınma, cinsel ya da psikolojik sömürüye karşı korunma gibi haklara sahip olan çocuklar, yetişkinler ya da diğer çocuklar karşısında savunmasızdır. Bu nedenle çocuklara bazı hakların verilmesi ve bu hakların korunması, tüm çocuklar için çok önemlidir. Çocukların sahip olduğu hakların genişletilmesi ve var olan haklarının sürdürülebilmesi için dünyanın her yerinde çalışma yapan birçok sivil toplum örgütü bulunmaktadır.
Türkiye’de bazı kültürel anlayışların benimsediği töre kavramlarından ötürü, çocuklar töre kurbanı olmaktadır. Ayrıca ailelerin çocukları arasında kız-erkek ayrımı yapması, çocuk hakları ihlallerine verilebilecek örneklerden birisidir. Kız çocukların okutulmaması, onların başlık parası adı verilen ücret karşılığında evlendirilmesi, çocuk hakları ihlallerine çarpıcı ve üzücü bir örnektir.
İzmir Selçuk’ta yaşanan ve beş kardeşin hayatını kaybettiği yangın, Türkiye’yi yasa boğdu. Anne Melisa Akcan’ın hurda toplamaya çıktığı sırada barakadan bozma evde kalan 5 küçük kardeş, çıkan yangında hayatlarını kaybetti. Bu trajedi, Medeni Kanun’un 348. maddesi çerçevesinde çocukların devlet korumasına alınması sürecinin yeterince işletilip işletilmediği tartışmalarını beraberinde getirdi.
Medeni Kanun’un 348. maddesi kapsamında, ebeveynlerin çocuklara yeterince ilgi göstermemesi veya onlara karşı yükümlülüklerini ihmal etmeleri durumunda, aile hakiminin çocukların velayetini kaldırma yetkisine sahiptir. Çocukların menfaatlerini korumak amacıyla herkes mahkemeye başvurabilir. Çocuklar bu durumda derhal devlet korunmasına alınabilinir.
Aile bireylerinin çocukların velayetini reddetme durumlarında ise, devletin müdahale ederek çocukları koruma altına alması gerekmektedir. Bu durumda, sosyal hizmet uzmanlarının çocuklarına bakamayacak olan ailelerin durumlarının detaylı bir şekilde incelemeleri gerekir.
Türkiye Cumhuriyeti devleti, muhtaç durumda olan tüm çocukları koruyarak, onların geçim ve eğitim sorunlarını halletmekle sorumlu ve yükümlüdür.

