Zeytinin derdi bitmedi, festivalin adı değişti!
Milas’ın zeytini daha hak ettiği değeri bulamamışken, üreticisi maliyetlerle boğuşurken, zeytinciliğin geleceği tartışılmayı beklerken biz şenliğin adını değiştirdik. Zeytinin yanına turizmi ekledik, şenliği festivale dönüştürdük. Peki, bütün bunları yaparken asıl meseleyi, yani zeytini ve zeytinciyi yine unutmadık mı?
Pandemi dönemini bir kenara bırakırsak, tam 12 yıllık bir serüven…
Dile kolay!
Hatasıyla, kusuruyla, güzeliyle, çirkiniyle tam 11 zeytin hasat şenliği geride kaldı.
Kimi zaman heyecanlandık, kimi zaman eleştirdik, kimi zaman umutlandık. Her yıl bir öncekinden daha güzelini, daha kapsamlısını, daha anlamlısını yapacağımızı düşündük.
Ama değişmeyen bir gerçek vardı.
Zeytin hasat şenliklerini, zeytincinin kendisini yeterince işin içine katamadan gerçekleştirdik!
Bürokrasi vardı, protokol vardı, sivil toplum kuruluşları vardı, konuşmalar vardı, kurdeleler vardı, stantlar vardı…
Bir tek bu işin gerçek sahibi olan zeytin üreticisi, çiftçi, toprağın emektarı, sektörün bütün paydaşları hak ettikleri ağırlıkta yoktu.
Elbette katılanlar, destek verenler, emek harcayanlar oldu. Onların hakkını teslim etmek gerekir. Ancak sektörün bütünüyle sahip çıktığı, üreticinin karar mekanizmasında yer aldığı, sorunların açıkça tartışıldığı bir organizasyon oluşturabildik mi?
Bence hayır!
Her yıl aynı konuşmaları dinledik.
Milas zeytininin ne kadar kıymetli olduğunu anlattık. Memecik zeytininin özelliklerinden söz ettik. Coğrafi işaretlerimizi sıraladık. Zeytinyağımızın uluslararası değerinden bahsettik.
Sonra?
Sonra herkes evine döndü.
Üretici yine bahçesinde, maliyetleriyle, işçi sorunuyla, ürününün fiyatıyla, pazarlama sıkıntısıyla baş başa kaldı.
Biz ise bir sonraki şenliğin hazırlıklarına başladık.
ŞENLİK GİTTİ, FESTİVAL GELDİ!
Tam da artık geleneksel ve uluslararası kimliğiyle kendine özgü bir yer edinmeye başlayan Milas Zeytin Hasat Şenliği’nde yeni bir sürprizle karşılaştık.
Hop!
Bir baktık ki adımız değişmiş!
6-7-8 Kasım 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek organizasyonun adı artık 12. Uluslararası Milas Zeytin, Zeytinyağı ve Turizm Festivali.
Hadi hayırlı olsun!
Nur topu gibi bir de turizmimiz oldu!
Üstelik şenlikten festivale de terfi etmişiz!
Yanlış anlaşılmasın.
Turizme karşı değilim. Tam tersine, Milas’ın turizm potansiyelini yıllardır savunan, tarihiyle, doğasıyla, deniziyle, kültürüyle hak ettiği değeri görmesi gerektiğini söyleyenlerdenim.
Ancak burada sorulması gereken çok önemli bir soru var:
Zeytinciliğin sorunlarını çözebildik de sıra zeytin şenliğinin adını genişletmeye mi geldi?
Milas zeytininin marka değerini güçlendirmek için daha yapacak onlarca işimiz varken, zeytin üreticisinin sorunları ortadayken, sektörün geleceği ciddi biçimde ele alınmayı beklerken neden organizasyonun odağını genişletme ihtiyacı duyduk?
Zeytin zaten başlı başına bir kültür değil mi?
Zeytin ağacı zaten bu toprakların tarihi değil mi?
Memecik zaten Milas’ın kimliği, geçmişi, geleceği değil mi?
Zeytini anlatmak için ille de yanına denizi, sahili, köyü, tarihi ve turizmi eklemek mi gerekiyor?
Üstelik Milas’ın zeytin kültürü, tek başına uluslararası bir organizasyonu taşıyabilecek kadar köklü ve güçlü.
Yeter ki biz onu doğru anlatalım.
Yeter ki gerçek sahiplerine söz hakkı verelim.
MİLAS’IN TURİZMİ SAHİPSİZ Mİ KALDI?
Gelelim işin bir başka boyutuna…
Madem turizmi bu kadar önemsiyoruz, o zaman geçmişe dönüp bazı sorular sormamız gerekiyor.
Yıllarca düzenlenen, 19’uncusu, 20’ncisi gerçekleştirilen Uluslararası Milas Kültür, Sanat ve Turizm Festivali ne oldu?
Kime yenildi?
Kimlerin işine gelmedi?
Neden ortadan kaldırıldı?
Yirmi yılı aşan bir kültür ve turizm geleneği neden devam ettirilemedi?
Peki ya Güllük?
Bir zamanların Güllük Hermias Deniz Şenlikleri ve Turizm Festivali nereye kayboldu?
Güllük’ün deniz kültürünü, kıyı yaşamını, turizm potansiyelini ve sosyal hayatını öne çıkaran o organizasyon neden yaşatılamadı?
Ören’e ne oldu?
Ören Melih Cevdet Anday Kültür ve Turizm Festivali neden sessizliğe büründü?
Bir şairin adıyla, kültürle, sanatla, edebiyatla, denizle özdeşleşen o güzel organizasyon neden sürdürülemedi?
Bu festivallerin kaldırılmasının ya da devam ettirilememesinin gerekçeleri kamuoyuna yeterince anlatıldı mı?
Şimdi soruyorum:
Milas’ın kültür ve turizm festivallerini yaşatamadık da turizmi zeytin şenliğinin sonuna ekleyerek mi yaşatacağız?
Bu mudur turizm vizyonumuz?
Bu mudur kültürel mirasa sahip çıkmak?
Milas’ın turizm geçmişi belli. Yaz turizmi, deniz turizmi, kültür turizmi, tarih turizmi, doğa turizmi ve gastronomi turizmi açısından son derece önemli değerlere sahip bir ilçeden söz ediyoruz.
İasos’u, Herakleia’sı, Labranda’sı, Beçin’i, Euromos’u, Güllük’ü, Ören’i, Boğaziçi’si, Bafa’sı ve daha nice değeriyle Milas zaten başlı başına bir turizm hazinesi.
Bütün bu değerleri zeytin şenliğinin içine sıkıştırmak yerine neden kendi kimlikleriyle, kendi organizasyonlarıyla yaşatmıyoruz?
Lütfen sapla samanı birbirine karıştırmayın!
Turizmi turizmde, zeytini zeytinde, balığı balıkta, kültürü kültürde, sanatı sanatta yaşatalım.
Her birinin kendine özgü değerini, tarihini ve kimliğini koruyalım.
Her şeyi aynı kazana atmak, her zaman zenginlik yaratmaz.
Bazen tam tersine, sahip olduğumuz değerlerin özgün kimliğini ortadan kaldırır.
Bugün zeytinin yanına turizmi ekleriz, yarın başka bir başlık daha koyarız.
Sonra bir bakmışız ki zeytin hasat şenliği, zeytinin konuşulmadığı bir turizm festivaline dönüşmüş!
Gelecek yıl da zeytinsiz bir turizm festivaliyle zeytini kutlarız artık!
ZEYTİNİN ADINI BÜYÜTMEK BAŞKA, ZEYTİNCİLİĞİ BÜYÜTMEK BAŞKA!
Asıl meselemiz tam da burada başlıyor.
Milas zeytinyağının Avrupa Birliği coğrafi işaret tescili alması, ulusal ve uluslararası alanda tanınırlığının artması, markalaşma yolunda önemli mesafeler kat edilmesi elbette çok kıymetli.
Bunların hiçbirini küçümseyemeyiz.
Bu başarıların arkasında emeği bulunan kurumları, üreticileri, işletmeleri ve meslek kuruluşlarını da görmezden gelemeyiz.
Ama madalyonun bir de diğer yüzü var.
Zeytinin uluslararası değerinden söz ederken üreticinin ekonomik durumuna da bakmak zorundayız.
Bahçesinde zeytinini yetiştiren çiftçi ne kazanıyor?
Artan işçilik maliyetleri karşısında nasıl ayakta kalıyor?
Gübre, mazot, ilaçlama, budama, hasat ve taşıma giderleri üreticiyi nereye sürüklüyor?
Zeytinyağının raftaki fiyatıyla üreticinin eline geçen para arasındaki fark neden bu kadar önemli bir tartışma konusu?
Küçük üretici markalaşma sürecinden ne kadar pay alabiliyor?
Gençler zeytinciliği geleceği olan bir meslek olarak görüyor mu?
Yoksa dedelerinden, babalarından kalan zeytinlikleri bir yük olarak mı değerlendirmeye başlıyor?
Bunları konuşmadan, bunlara çözüm aramadan yapılan organizasyonların ne kadar kalıcı fayda sağlayacağını sorgulamak zorundayız.
Çünkü zeytinin marka değerinin yükselmesiyle zeytin üreticisinin refahının yükselmesi aynı şey değildir.
Birincisi için önemli adımlar atılmış olabilir.
Ama ikincisini gerçekleştiremedikten sonra başarının eksik kaldığını kabul etmeliyiz.
MEMECİK DİYE BAĞIRIRKEN GEMLİK FİDANLARINI KİM DAĞITTI?
Şimdi gelelim yıllardır zihnimi kurcalayan ve özellikle bu yıl gündeme taşınması gerektiğine inandığım bir başka meseleye.
Bugün Milas denildiğinde Memecik zeytininden söz ediyoruz.
Haklıyız da!
Bu coğrafyanın iklimine, toprağına, tarihine uyum sağlamış, kendine özgü karakteri bulunan Memecik, Milas zeytinciliğinin temel değerlerinden biri.
Bugün her platformda Memecik’in önemini anlatıyoruz.
Peki, geçmişte ne yaptık?
Hatırlayalım…
Yıllar önce İlçe Tarım Müdürlüğü ve Ziraat Odası iş birliğiyle binlerce Gemlik zeytin fidanı, Milas topraklarına dikilmesi amacıyla üreticilere dağıtılmadı mı?
Dağıtıldıysa hangi tarımsal planlamanın sonucuydu?
Hangi bilimsel araştırmaya dayanıyordu?
Memecik’in geleceği, yerel çeşitlerin korunması ve bölgenin zeytin karakteri açısından nasıl bir değerlendirme yapılmıştı?
O dönemin karar vericileri bugün bu uygulamayı nasıl değerlendiriyor?
Ve daha da önemlisi…
Bugün Memecik zeytininin korunmasını savunan bürokratik anlayışla geçmişte Gemlik fidanı dağıtılmasına öncülük eden anlayış arasında nasıl bir hesaplaşma yapıldı?
Burada amacım Gemlik çeşidini kötülemek değil.
Her zeytin çeşidinin kendine özgü tarımsal ve ekonomik özellikleri vardır.
Ancak Milas’ın yerel zeytin varlığını korumaktan söz ediyorsak geçmişteki çeşit tercihlerimizi, uygulamalarımızı ve bunların sonuçlarını da bilimsel olarak değerlendirmemiz gerekir.
Bugün aynı hataları yapmamak için dün yapılanları sorgulamak zorundayız.
Çünkü tarım politikası, yalnızca fidan dağıtmak değildir.
Tarım politikası; toprağı, iklimi, yerel çeşitleri, üreticinin geleceğini ve ekonomik sürdürülebilirliği birlikte düşünmektir.
Bu soruların yanıtları da festival kürsülerinde değilse nerede aranacak?
BU YIL İKİ AYRI MESELEYİ KONUŞMALIYIZ!
6-7-8 Kasım 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek 12’nci organizasyonun, geçmiş yıllardan farklı olarak iki temel başlıkta değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Birincisi, Milas zeytininin ve zeytinyağının tanıtımıdır.
Elbette şenlikler olacak.
Stantlar kurulacak.
Misafirler ağırlanacak.
Kültürel etkinlikler düzenlenecek.
Hasat geleneği yaşatılacak.
Ürünler tanıtılacak.
Bunların hepsi önemli.
Ancak ikinci ve asıl önemli başlık, Milas zeytinciliğinin bugünü ve geleceğidir.
İşte burada ciddi bir eksikliğimiz var.
Bu yıl protokol konuşmalarından çok üreticinin konuştuğu bir organizasyon yapılmalı.
Zeytin üreticileri, kooperatifler, zeytinyağı işletmeleri, akademisyenler, ziraat mühendisleri, ihracatçılar ve sektör temsilcileri aynı masada buluşmalı.
Memecik zeytininin geleceği bilimsel verilerle tartışılmalı.
İklim değişikliğinin zeytin üretimine etkileri ele alınmalı.
Kuraklık, su kaynakları, verimlilik, ağaçların yaşlanması, hastalıklarla mücadele, doğru hasat teknikleri ve kalite standartları konuşulmalı.
Üreticinin gelirini artıracak kooperatifleşme ve pazarlama modelleri gündeme gelmeli.
Zeytinyağında markalaşmanın yalnızca büyük işletmelerin değil, küçük üreticinin de kazancına dönüşmesi için neler yapılabileceği ortaya konulmalı.
En önemlisi de bu toplantılardan somut kararlar çıkmalı.
Öyle yalnızca konuşup dağılmak yok!
Alınan kararların takipçisi olacak bir yapı oluşturulmalı.
Bir sonraki yıl geldiğinde, geçen yıl verilen sözlerin ne kadarının yerine getirildiği kamuoyuna açıklanmalı.
İşte o zaman şenliğin gerçekten bir anlamı olur.
İşte o zaman uluslararası kimliğinin içi dolar.
PROTOKOLÜ DEĞİL, ÜRETİCİYİ MERKEZE ALIN!
Yıllardır yapılan organizasyonların en önemli eksikliklerinden biri de budur.
Sahnedeki isimler değişiyor ama sahnenin önündeki üreticinin sorunları pek değişmiyor.
Protokol sıralarını doldurmak kolay.
Kürsüden zeytinin önemini anlatmak kolay.
Memecik’in eşsizliğini dile getirmek kolay.
Ama üreticinin bahçesine gidip onun maliyet hesabını dinlemek, ürününü neden istediği fiyata satamadığını anlamak, geleceğe dair kaygılarına çözüm üretmek o kadar kolay değil.
Biz kolay olanı tercih ediyoruz.
Fotoğraf veriyoruz.
Alkışlıyoruz.
Teşekkür ediyoruz.
Sonra da başarılı bir organizasyonu geride bıraktığımızı söylüyoruz.
Oysa bir festivalin başarısı yalnızca kaç kişinin katıldığıyla, kaç stant açıldığıyla, kaç sanatçının sahne aldığıyla ölçülmemeli.
Asıl başarı, o organizasyonun sektöre ne kazandırdığıyla ölçülmeli.
Üreticinin sorunlarının çözümüne ne kadar katkı sağlandı?
Yeni pazarlar oluşturuldu mu?
Yeni ticari bağlantılar kuruldu mu?
Bilimsel çalışmalar üreticiyle buluşturuldu mu?
Genç çiftçilerin zeytinciliğe ilgisini artıracak projeler geliştirildi mi?
Yerel zeytin çeşitlerinin korunmasına yönelik somut adımlar atıldı mı?
İşte bunların hesabını sormalıyız.
Yoksa her yıl aynı kürsülerde aynı cümleleri tekrarlayarak zeytinciliğin geleceğini inşa edemeyiz.
ŞOV YAPMAYIN, ZEYTİNİN GELECEĞİNİ KONUŞUN!
Kimse kusura bakmasın.
Bu yılki organizasyonun yalnızca gösteriye dönüşmesini doğru bulmuyorum.
Dostlar alışverişte görsün anlayışıyla yapılan etkinlikler, belki birkaç gün kentte hareketlilik yaratır.
Ama zeytinciliğin yapısal sorunlarını çözmez.
Milas’ın zeytini bugün yalnızca bir tarım ürünü değildir.
Bu kentin ekonomik gücüdür.
Kültürel mirasıdır.
Kırsal yaşamının temelidir.
Binlerce ailenin geçim kaynağıdır.
Ve doğru değerlendirildiğinde gelecek kuşaklara bırakılabilecek en önemli değerlerden biridir.
İşte bu nedenle zeytini sıradan bir festival başlığına dönüştürmemeliyiz.
Tam tersine, zeytinin kendi kimliğini daha da güçlendirmeliyiz.
Sezar’ın hakkını Sezar’a, zeytincinin hakkını zeytinciye vermeliyiz!
Turizm elbette zeytincilikten beslenebilir.
Zeytin rotaları oluşturulabilir.
Zeytinliklerde gastronomi ve kırsal turizm deneyimleri geliştirilebilir.
Zeytinyağı tadımları uluslararası ziyaretçilere sunulabilir.
Ancak bunların hepsi zeytinciliğin kimliğini koruyarak yapılabilir.
Bunun için festivalin adını değiştirmeye değil, içeriğini güçlendirmeye ihtiyaç var.
Zeytin turizme katkı sağlayabilir ama turizm başlığının altında zeytinin asıl meseleleri kaybolmamalıdır.
GEÇMİŞİN FESTİVALLERİNE SAHİP ÇIKMADAN YENİ İSİMLER ÜRETMEYİN!
Bir başka çağrım da Milas’ın yerel yöneticilerine, bürokrasisine ve ilgili sivil toplum kuruluşlarına…
Eğer gerçekten Milas’ın kültürünü, sanatını, tarihini ve turizmini yaşatmak istiyorsanız önce geçmişteki organizasyonların neden sona erdiğini araştırın.
Milas Kültür, Sanat ve Turizm Festivali’ni yeniden yaşatmanın yollarını arayın.
Güllük’ün deniz şenliklerini yeniden gündeme taşıyın.
Ören’in Melih Cevdet Anday ile özdeşleşen kültür ve sanat mirasına sahip çıkın.
Her bölgenin kendi kimliğiyle anıldığı, her değerin kendi özgünlüğüyle tanıtıldığı bir organizasyon anlayışı geliştirin.
Milas’ın buna ihtiyacı var.
Zeytin şenliğinin adının sonuna turizm ekleyerek geçmişte kaybettiğimiz kültürel organizasyonları geri kazanmış olmuyoruz.
Aksine, bir yandan eski değerlerimizi unutup diğer yandan mevcut organizasyonlarımızın kimliğini değiştirme tehlikesiyle karşı karşıya kalıyoruz.
Bunu sorgulamak da bu kente karşı sorumluluğumuzdur.
SON SÖZ: ZEYTİNİN ADINI DEĞİL, KADERİNİ DEĞİŞTİRİN!
Bakın…
12 yıl az bir zaman değil.
11 organizasyonun ardından artık deneyim kazandığımızı, eksiklerimizi gördüğümüzü ve daha iyisini yapabilecek birikime ulaştığımızı kabul etmeliyiz.
O nedenle bu yıl yapılacak etkinliği sıradan bir kutlama olarak görmemeliyiz.
Milas zeytinciliğinin geleceğini konuşacağımız, geçmişteki yanlışları değerlendireceğimiz, üreticinin sesini duyuracağımız ve somut çözümler geliştireceğimiz bir dönüm noktasına dönüştürmeliyiz.
İsim değiştirmek kolaydır.
Afişe bir kelime daha eklemek kolaydır.
Şenliği festival yapmak kolaydır.
Zor olan üreticinin sorunlarına çözüm üretmektir.
Zor olan Memecik’in geleceğini güvence altına almaktır.
Zor olan gençleri yeniden zeytinliklere döndürebilmektir.
Zor olan zeytinin uluslararası başarısını üreticinin sofrasına bereket olarak yansıtabilmektir.
Biz bunları başarabildik mi?
Asıl sorulması gereken soru budur.
6-7-8 Kasım’da Milas’ın meydanlarında zeytini kutlayacağız.
Peki, 9 Kasım sabahı üretici yine aynı sorunlarla baş başa kaldığında neyi başarmış olacağız?
İşte benim derdim bu!
Ne festivale karşıyım ne turizme ne de bu organizasyona emek verenlere…
Ben yalnızca zeytinin kendi kimliğini kaybetmeden, hak ettiği değeri görmesini istiyorum.
Milas’ın geçmişten gelen kültür ve turizm organizasyonlarının da unutulmasını değil, yeniden yaşatılmasını istiyorum.
Zeytini zeytin olarak, turizmi turizm olarak, kültürü kültür olarak yaşatalım.
Her değerin kendi hikâyesi, kendi geçmişi, kendi geleceği olsun.
Ve lütfen artık şunu anlayalım:
Milas’ın zeytininin yeni bir isme değil, yeni bir vizyona ihtiyacı var!
Şimdi bir kez daha soruyorum:
Zeytinciliğin geleceğini mi konuşacağız, yoksa üç gün eğlenip bir sonraki festivalin adını mı düşüneceğiz?
Tercih sizin…
Ama unutmayın!
Zeytin ağacı yüzlerce yıl yaşar. Festivalin alkışı ise üç gün sonra susar.
Önemli olan alkışların ardından o ağacın altında alın teri döken üreticinin yüzünü güldürebilmektir.
Bilmem anlatabildim mi?

