Belediyelerde transfer sezonu açıldı, siyasi rozetler değişiyor… Peki ya adalet?
2026 yılı futbol sezonundan bile daha hareketli bir belediye transfer dönemi yaşıyoruz.
Üstelik futbolda transferin bir bedeli, bonservisi, sözleşmesi ve kuralları var. Bizim siyaset sahnesinde ise kimin neden transfer olduğu, kimin ne kazandığı, kimin ne kaybettiği ve en önemlisi seçmenin verdiği oyun ne olduğu tartışılıyor.
Bir tarafta haklarında rüşvet, yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları bulunan belediye başkanları, diğer tarafta partisinden ayrılanlar, iktidar partisine geçenler, bağımsızlığı tercih edenler ve cezaevinde yargı süreçlerini bekleyenler…
Aydın’dan Afyonkarahisar’a, Ankara’dan İzmir’e uzanan siyasi hareketlilikte artık belediyelerin hizmetlerinden çok başkanların hangi partinin rozetini taşıyacağı konuşuluyor.
Öyle bir noktaya geldik ki insan sormadan edemiyor:
Dün muhalefetteyken hakkında türlü iddialar ortaya atılan bir belediye başkanı, bugün iktidar partisine geçtiğinde bütün bu iddialardan kurtulmuş mu oluyor?
Ya da tam tersi… Dün partisinin sahip çıktığı bir başkan, bugün siyasi adresini değiştirdiğinde bir anda gözden mi çıkarılıyor?
SANDIKTA KAZANAMADIĞINI TRANSFERLE KAZANMAK!
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’ndan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’a kadar uzanan parti değişiklikleri, yalnızca siyasi transfer olarak değerlendirilemez.
Çünkü ortada seçmenin iradesi var.
Vatandaş sandığa giderken bir belediye başkanının şahsına mı, temsil ettiği siyasi anlayışa mı oy veriyor?
Elbette herkesin parti değiştirme hakkı var. Ancak seçmenin de verdiği oyun hesabını sorma hakkı bulunuyor.
Daha da önemlisi, bu transferlerin yolsuzluk soruşturmaları ve siyasi baskı iddialarıyla aynı dönemde yaşanması, ister istemez başka soruları beraberinde getiriyor.
AK Parti’ye geçen belediye başkanlarının geçmişte haklarında ortaya atılan iddialar ne oluyor?
Hukuki süreçler aynı kararlılıkla devam ediyor mu, yoksa siyasi rozet değişince tartışmalar da sona mı eriyor?
DÜN CEZAEVİNDEYDİLER, BUGÜN HANGİ PARTİDE OLACAKLAR?
Bir de tutuklandıktan sonra tahliye edilen belediye başkanları var.
Onlar cezaevindeyken partileri arkalarında durmuş, meydanlarda destek açıklamaları yapılmış, siyasi dayanışma mesajları verilmişti.
Şimdi siyasi dengeler değişirken bu isimlerin hangi partide kalacağı, eski partilerinin kendilerine nasıl yaklaşacağı ve yeni siyasi oluşumlarla yollarının kesişip kesişmeyeceği merak konusu.
Unutulmaması gereken şu: Tutuklanmak suçlu olmak anlamına gelmediği gibi, tahliye edilmek de bütün suçlamalardan aklanmak demek değildir.
Ama bugün siyasette hukuk kadar, hatta zaman zaman hukuktan daha fazla, siyasi aidiyetler konuşuluyor.
MANSUR YAVAŞ’TAN SONRA MUĞLA’DA AHMET ARAS!
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın CHP’den ayrılarak bağımsız kalma kararı, siyasette yeni bir tartışmanın kapısını açtı.
Milliyetçi geçmişi ve Ekrem İmamoğlu’nun siyasi geleceğine bağlı olarak cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarında adının geçmesi, Yavaş’ın siyasi tercihini daha da önemli hale getirdi.
Şimdi benzer bir tablo Muğla’da yaşanıyor.
Bir süredir AK Parti’ye geçeceği iddialarıyla gündeme gelen Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, son olarak CHP’den ayrılıp bağımsız devam edeceğini açıklaması, siyasi kulisleri yeniden hareketlendirdi.
Üstelik Aras’ın durumu Mansur Yavaş’tan biraz farklı.
Çünkü eşi Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal Aras’ın daha önce CHP’den ayrılarak YENİ Parti saflarına katıldığı yönündeki gelişmeler, aynı aile içinde iki farklı siyasi tercihi gündeme getirmişti.
Hatta siyasi ayrışma üzerinden özel hayatlarına ilişkin boşanma söylentilerinin bile ortaya atılması, siyasetin nerelere kadar uzandığını göstermişti.
Şimdi Ahmet Aras’ın bağımsızlık tercihiyle birlikte yeni bir soru ortaya çıkıyor:
Aras gerçekten bağımsız mı kalacak, yoksa bu karar yeni bir siyasi adresin ilk adımı mı?
Geçtiğimiz hafta partisinde kalacağını söylediği aktarılan Aras’ın kısa süre sonra farklı bir karar açıklaması da bu soruları artırıyor.
Öte yandan CHP il yönetiminden geldiği belirtilen belediyeye yönelik baskı ve operasyon iddialarıyla, Aras’ın AK Parti’ye geçeceği söylentilerinin aynı dönemde gündeme taşınması dikkat çekiyor.
Burada asıl mesele Ahmet Aras’ın hangi partide siyaset yapacağı değil.
Hakkında ortaya atılan iddiaların siyasi tercihlerle bir bağlantısının bulunup bulunmadığıdır.
Ortada suç varsa gereğini hukuk yapmalı. Suç yoksa da bir belediye başkanı siyasi söylentilerle yıpratılmamalı.
YA EKREM İMAMOĞLU DA AK PARTİ’YE GEÇERSE?
Gelelim asıl meseleye…
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, hakkındaki yargı süreçleri ve siyasi geleceği nedeniyle Türkiye’nin en çok konuşulan isimlerinden biri.
Şimdi tamamen varsayımsal bir soru soruyorum.
Diyelim ki yarın Ekrem İmamoğlu çıktı ve:
“Ben artık AK Partiliyim. Siyasi mücadeleme bundan sonra AK Parti çatısı altında devam edeceğim.” dedi.
Ne olacak?
Hakkındaki suçlamalar bir anda ortadan kalkacak mı?
Tutukluluğu sona mı erecek?
Dün kendisini en ağır biçimde eleştirenler bugün alkışlamaya mı başlayacak?
Dün arkasında duranlar bu kez karşısına mı geçecek?
Elbette hukuken bir siyasi partiye katılmak, hiçbir sanığın otomatik olarak tahliye edilmesini ya da hakkındaki davaların düşmesini sağlayamaz.
Ama toplumda siyasi tercihlerle yargı süreçleri arasında bir ilişki bulunduğu kuşkusu oluşuyorsa, işte asıl tehlike burada başlıyor.
Çünkü adaletin yalnızca tarafsız olması yetmez, toplumun da buna inanması gerekir.
İşte bu nedenle soruyorum:
Ya İmamoğlu da AK Parti’ye geçerse?
Bu soruyu İmamoğlu’nun böyle bir niyeti olduğunu düşündüğüm için değil, siyasette yaşanan transferlerin ortaya çıkardığı çelişkileri göstermek için soruyorum.
ROZET DEĞİŞİR, ADALET DEĞİŞMEMELİ!
Sonuçta Türkiye’nin önünde yalnızca bir belediye transfer meselesi bulunmuyor.
Seçmen iradesi, siyasi baskı iddiaları, yargının bağımsızlığı ve toplumun adalete duyduğu güven tartışılıyor.
Kimse muhalefette olduğu için suçlu sayılamaz. Kimse iktidar partisine katıldığı için masum ilan edilemez.
AK Parti’ye geçen her belediye başkanını suçlu göstermek ne kadar yanlışsa, parti değiştirdiği için geçmişine ilişkin soruların artık sorulamayacağını düşünmek de o kadar yanlıştır.
Benim merak ettiğim, belediye başkanlarının yarın hangi partide olacağı değil.
Dün suçlanan bir siyasetçi bugün iktidar partisinin rozetini taktığında, aynı sorular kendisine aynı kararlılıkla sorulacak mı?
Sorulacaksa mesele yok.
Ama sorulmayacaksa…
O zaman çok daha önemli bir soruyla karşı karşıyayız:
Türkiye’de adalet, işlenen suçlara ve delillere göre mi, yoksa taşınan parti rozetine göre mi işliyor?
Ve son kez soruyorum:
Yarın Ekrem İmamoğlu da AK Parti’ye geçtiğini açıklarsa, bugün hakkında söylenenlerin kaçı aynı kararlılıkla söylenmeye devam edecek?
Çünkü futbolun transfer sezonu biter.
Siyasetin transfer sezonu da bir gün kapanır.
Ama adalete duyulan güven kaybolursa, onun yeniden kazanılması hiç de kolay olmaz.

