Gülçin Erşen
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. BU 1 NİSAN’DA YAŞANANLAR ŞAKA DEĞİLDİ

BU 1 NİSAN’DA YAŞANANLAR ŞAKA DEĞİLDİ

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Olayların tarihsel ve hukuksal süreçlerini uzun uzadıya anlatmayacağım. Bununla ilgili benim yazdığım köşe yazıları, haberler, sosyal medya paylaşımları dahil; internette pek çok yazılı ve görsel veri var.

Köyünü, evini, toprağını, ağaçlarını, suyunu, doğasını korumak için direnen Muğla – Milas’ta İkizköylülerin muhtarının kızı Esra Işık dün gece yarısı tutuklandı. Bugün (1 Nisan 2026 Çarşamba) öğlen saatlerinde Karacahisar kavşağında nöbet tutan köylülere destek için Türk İstiklal Derneği Hareketi Derneği Milas Temsilcisi Ali Haydar Karabulut ile oraya gittik. Biz gittikten çok kısa bir süre Muhtar Nejla Işık, kızıyla ve avukatlarlarla görüşmek üzere Muğla’ya yola çıktı.

Nöbet alanında, devam eden hukuksal süreçle ilgili keşfe çıkan heyeti ve jandarmaları gözden yitiren ve ateş başında dinlenen köylüler ve birkaç çevreci ile sohbet ettik biraz. Hava kararıncaya ve keşif bitinceye kadar nöbeti sürdüreceklerini belirttiler. (Oradaki güzelim ormanın ve ağaçların derinliğine gözüm dalmışken, şirketin kır, boz, çirkin devasa bir çukura dönüştürdüğü alanların da üç beş yıl öncesine dek, ulu ağaçlarla kaplı olduğunu hüzünle anımsadım.)

Muğla Düğerek’teki cezaevi önünde akşamüzeri gerçekleştirilecek basın açıklamasına katılmak ve Esra’nın durumu hakkında bilgi alabilmek için yola çıkarken, köylüler bizi “Esra’yı da alın gelin!” diyerek uğurladı.

Kamulaştırılan 679 parsel söz konusu; keşif ne kadar sürer bilinmez. Ben Esra’nın keşif bitene dek, gözdağı vermek amacıyla, cezaevinde tutulacağını düşünüyorum. Keşke kamuoyu tepkisini dikkate alsalar ve (genelde yaptıkları gibi) adli kontrol şartıyla salıverseler…

AVUKATLAR NE DİYOR?

İl merkezinde Türk İstiklal Derneği Hareketi Başkanı E. Alb. Aziz Ergen ile buluşup, doğruca Muğla E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na gittik. Basın açıklaması öncesi çeşitli siyasi partilerden, demokratik kitle örgütlerinden, çevre platformlarından tanıdık tanımadık pek çok kişinin geldiğini gördüm. Çay ocağı girişinde karşılaştığım Nejla Işık’tan Esra’nın iyi ve moralinin yüksek olduğunu, şimdiden içeride arkadaşlar edindiğini öğrenmek rahatlattı. Basın açıklaması öncesinde hemen Esra Işık’ın avukatlarından Ramazan Akkaya’ya sorularımı yönelttim. Yanıtını özetleyeyim:

“Esra’nın bütün öfkesi, kavgası şirketledir. Asla ve asla yargı mensupları ya da bilirkişilerle ilgili değildir. O sadece toprağını savunmak isteyen bir aktivisttir. Onun feryadı şirketin yapmış olduğu çevre tahribatına, şirketin elde ettiği ranta karşıdır. Milas Sulh Ceza Hakimliğimiz, keşiflerin sıhhati için, tekrar böyle bir olay yaşanmaması için, tutuklama gerekçesi ve TCK 265’in üst haddini göstermiştir. Biz tutuklama tedbirinin gerekmediğini, adli kontrolle bu işin hallolabileceğini düşünmekteyiz. En kısa zamanda adaletin yerini bulacağını ve Esra’nın dışarıda özgür bir şekilde hayatını sürdürebileceğini düşünüyoruz.”

Akkaya, sorum üzerine, Esra’nın Milas yerine, Düğerek’e getirilmesinin, kadın hükümlülerin burada bulunmasıyla alakalı olduğunu belirtti.

Esra Işık’ı cezaevinde ziyaret ederek görüşme gerçekleştiren Türkiye Barolar Birliği (TBB), İzmir ve Muğla barolarının temsilcileri, saat 16.00’daki basın açıklamasına da katılarak birer konuşma yaptılar. Yağmur altında gerçekleştirilen basın açıklamasında; sırasıyla Muğla Barosu Başkanı Av. Levent Akgün, İzmir Barosu Başkanı. Av. Sefa Yılmaz, TBB Yönetim Kurulu Üyesi, Çevre ve Kent Komisyonu Koordinatörü Av. Kemal Aytaç, Halkların İklim Zirvesi Meclisi bileşeni adına Halime Şaman, İzmir Barosu Yönetim Kurulu üyesi Av. Canan Arıcı’nın Esra Işık’ın mektubunu okumasının ardından da İkizköy Muhtarı Nejla Işık birer konuşma yaptı.

Av. Levent Akgün; yasal düzenleme ile Milas ve Yatağan’daki birçok köyü kapsayan zeytinlikler, tarım ve orman alanlarının yok edilmeye başlandığını anımsatarak, Esra’nın durumu hakkında şunları söyledi:

“Bu suç tanımına göre, tutuklamanın orantısız olduğunu değerlendirmekteyiz. Tutuklamalar artık cezalandırma amaçlı kullanılmakta ve maalesef mağduriyet yaratılmakta. Kıymetli baro başkanlarımızla birlikte Esra’nın yanında olduğumuzu bir kez daha belirtiyor, sizlere teşekkür ediyorum. Muğla Barosu her zaman çevrenin, toprağının, havanın, hayvanın, doğanın yanında olmaya devam edecektir.”

ÇEVRE ÖDÜLÜ ALAN TUTUKLU

İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, ülkede çok büyük haksızlıklar yaşandığını belirttikten sonra, şöyle konuştu:

“2019’da başlayan Akbelen hareketinde bugüne kadar ciddi bedeller ödendi. Yöredeki neredeyse bütün köylerin havasını, suyunu, toprağını zehirlediler, zehirlemeye de devam ediyorlar. Bu talan düzeni ne yazık ki bölgeyi abluka altına almış durumda. Ve ben diyorum ki; Akbelen sivil inisiyatifi, Gezi kadar önemli ve değerlidir. Türkiye’nin neresinde olursa olsun hangi ilinde, hangi ilçesinde, hangi köyünde olursa olsun, dün ve bundan önceki günlerde Akbelen’de yaşananlar ve bu hukuksuzluklar Esra’nın tutuklanmasıyla birlikte yeniden, bir kez daha halkın gündemine geldi. Çünkü, aslında Esra’nın kastı mahkeme heyetine ve bilirkişilere değil; orada bulunduğunu düşündüğü şirket yetkililerine tepkisini göstermektir. Ama, ne yazık ki tutanaklar, tamamen aleyhinde durumu yaratır ve gösterir bir biçime getirildi. O genç kızımız, bugününe ve yarınına sahip çıkmak için oradaydı.”

Yılmaz, sav sözlerle kesilen konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu ülkede doğayı savunmak, kadını savunmak, çocuk istismarına karşı durmak, sokaktaki hayvanın hakkını savunmak, suçtur (!!!) Bakın bu alanlar çok hassas alanlardır. Çünkü muktedir için bu alanlar oy devşirme alanlarıdır, zenginlik ve talan alanlarıdır. O yüzden bu mücadeleyi sürdürmek bizler için bir görevdir. Bu ülkeye bir hizmettir.”

Yılmaz’dan sonra söz alan TBB Yönetim Kurulu Üyesi Kemal Aytaç, geçen yıl Barolar Birliği’nin Noyan Özkan (İzmir Barosu’nun 2013 yılında yaşamını yitiren ve sevilen eski başkanı) Çevre Ödülü’nün Esra Işık’a verildiğini anımsatarak, TBB’nin basın bildirisini okudu. Bildirinin özeti şöyle:

“Akbelen’de 2019’dan bu yana yaşanan gelişmeler, hukuk devleti ile bağdaşmamakta, özel bir şirketin menfaatlerinin kamusal menfaatlere ve hukuk önünde eşitlik ilkesine üstün tutulduğunu göstermektedir. Zeytinliklerin ve yaşam alanlarının korunmasına ilişkin yurttaşların uzun süredir devam eden mücadelesi, son yasal düzenlemeler ve idari işlemlerle birlikte ciddi bir hak ihlali riski altına girmiştir… Akbelen’de anayasal haklarını kullanan yurttaşlardan Esra Işık hakkında uygulanan tutuklama kararı tedbiri ise, ölçülülük ve gereklilik ilkeleri bakımından kabul edilemez. Koruma tedbirlerinin istisnai niteliği gözetilmeli. Bu tür uygulamalar cezalandırma aracına dönüştürülmemelidir. Türkiye Barolar Birliği olarak yargı süreçleri tamamlamadan gerçekleştirilen uygulamalara son verilmesini, hukuki denetimin etkin biçimde işletilmesini, Esra Işık hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin gözden geçirmesini ve temel hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesini, özel bir şirketin menfaatlerinin, Milas köylerine, zeytinliklerine, tarım alanlarına ve ormanlara üstün tutulmamasını talep ediyoruz.”

“ESRA HEPİMİZİ BİRLEŞTİRDİ”

İzmir Barosu avukatlarından Canan Arıcı da, Esra Işık’ın cezaevinden yazdığı kısa mektubu okudu. Mektup şöyle:

“Ben toprağımı savundum. Ben onurumuzu savundum. Zehra ninemizin, Hatice teyzemizin ve nicelerinin yolundan yürüyorum. Alnım açık, başım dik. Mücadelemizin bayrağını köylülerime bıraktım. Buradan çıktığımda o bayrağı tekrar devralıp en önde yürüyeceğim. Ben bu toprakların kızıyım. Ben bir köylü kızıyım. Mücadelemden gurur duyuyorum. Buradan yeniden sözüm olsun. Mücadelemizi de onurumuzu da haysiyetimizi de satmayacağız. Milas bir şirketten büyüktür. Vazgeçmeyeceğiz.”

Kızının mektubu okunduktan sonra gözleri dolan Nejla Işık, baro başkanlarına, basın emekçilerine, orada bulunanlara, yoldaşlarına teşekkür ederek konuşmasına başladı, şunları söyledi:

“Kızımla görüştüm. Esra’mla konuştum. O kadar iyi ki.. Hâlâ dışarıdakileri düşünüyor; aklı Akbelen’de bizlerde. Hepinize çok çok selamı var. Hepimizi birleştirdi Esra, olması gereken bu. Akbelen’de yıllardır, toprağımız, vatanımız, sularımız, zeytinimiz, ormanımız dedik. Başka hiçbir amacımız yok dedik… Köyünü savunmak, toprağını savunmak, suç sayılamaz. Niçin bu kadar öfkelendik biz? Bu hale nasıl geldik? Acele kamulaştırma kararı verildi ocak ayında. Üstüne davalarımızı açtık iptal için. Şirketin Çınar Mühendislik ile anlaştığını öğrendik. Geliyorlar; köylülerle tek tek görüşmeye çalışıyorlar. Önce benimle de görüşmeye çalıştılar. Köylüleri köyden çıkarmak için ikna etmeye çalışıyorlar. Kabul etmedik. Biz bu mücadeleyi sonuna kadar götüreceğiz dedik… O gün resmi plakalı araç beşte çıktı gitti köyden. Mesai bitti zannediyoruz. Eve geliyoruz. Bir ihbar; bir araç keşif yapıyor. Resmi plaka yok. Karşımızda bir muhatap yok. Öfkemiz şirkete. Özel şirketlerle anlaşıp, bizi toprağımızdan sürmek için bam telimize basarak bizi bu duruma düşürmeye çalıştı. Önde hep biz kadınlar. Kızım ‘Seni vermeyeceğiz anne’ dedi, kendini verdi… Bunun niye yapıldığını biliyoruz. İkizköylüler 7 yıldır uğraşıyor, didiniyor. Çok müdahaleler gördük, çok canımız yandı, hâlâ da yakılıyor. Beteri, kötüsü var mıdır acaba diyoruz, daha kötüsü geliyor. Bu köylüleri yıldırmak için; köylüler pes etsinler, umutsuzluğa düşsünler, vazgeçsinler, korksunlar… Ama korkmayacağız, hep söylediğimiz gibi. Korkmuyoruz, susmuyoruz, bize dayatılanı kabul etmiyoruz. Milas iki şirketten büyüktür. Muğla,Türkiye, iki şirketten büyüktür. Bize toprak lazım, su lazım. Biz emeğimizin peşindeyiz. Sözümüz net, bu mücadeleden asla bir adım dahi geri atmayacağız. Gerekirse hepimizi toplayıp içeri tıkacaklar herhalde. Sadece şirkette çalışan işçileri düşünmesinler, köylüleri de düşünsünler. Toprağından, yerinden, yurdundan, mezarından, ata mirasından koparmaya çalıştıkları bizleri düşünsünler biraz da. Adil davransınlar, samimi olsunlar, dürüst olsunlar, başka bir şey istediğimiz yok. Şimdiye kadar nasıl toprağımızla geçindiysek, bundan sonra da aynısını istiyoruz… Köyümüzde, toprağımızda yaşamak suçsa, kabul ediyoruz.”

Halime Şaman ise, bu ülkede hep anaların evlatları üzerinden acı üretildiğini dile getirerek; “Bizim analarımızın o en acıyan yerleri bir nasıra dönüştürüldü. İstediğiniz kadar uğraşın acıtamazsınız. Yaşam alanlarımız ve haklarımız için mücadeleyi içeride ve dışarıda sürdürmeye devam edeceğiz. Bu da size dert olsun” dedi.

Basın toplantısı “Biz bitti demeden bu dava bitmez”, “Esra Işık yalnız değildir” sav sözleriyle son buldu.

BU 1 NİSAN’DA YAŞANANLAR ŞAKA DEĞİLDİ
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter