17. Bölüm
“KAŞIKLI OYUNLAR”
Kaşığın yapıldığı ağacın cinsine göre bu çıkan ses rengi de farklı olur. Her iki elde de, oyunlardaki tempoya uygun ses çıkaran kaşıkların yanı sıra, bazen oturulan yerde de kaşıkla ritim belirtmek isteyen kişi, dizinin üstünde iki kaşığı birbirine çarparak da ses çıkartır ve oyuna böylece katkı sağlar.
Anadolu’da kaşıklı oyunlara rastlanılan şehirler arasında Bilecik, Bolu, Kastamonu, Ankara, Kırşehir, Niğde, Eskişehir, Konya, Karaman ve İçe! illeri en ünlüleri olarak bilinmektedir. Ancak bu illerin yanı sıra başka illerde de kaşık, diğer enstrümanlarla birlikte çalgı topluluğu içinde yerini alır.
Sözgelimi; Kütahya, Zonguldak, Bursa, Afyon, Burdur, Denizli, Antalya, Balıkesir, Çankırı, Çanakkale, vd. illerde halk oyunlarına eşlik eden çalgı topluluğunda kaşıklara da yer verilir. Burada belirtilmesi gereken önemli bir nokta, kültür ögelerinin herhangi bir sınır tanımaksızın oradan oraya geçmesi hususudur. Büyük coğrafyalarda karşılarına çıkan önemli doğal engelleri bile zamanla aşmasını becerebilen kültür ögeleri çok değişik yerlerde aynen veya benzer biçim, yapı ve anlamlarda bulunabilir.
Dolayısıyla insan hayatında önemli bir yeri olan kaşık, yukarıda sayılan illerin siyasi sınırlarının dışında da, hem oyun aracı hem de saz topluluğunda ritme yardımcı olarak kullanıla gelmiştir. Hatta Türkiye dışına taşmış, Balkan milletleri arasında da kendine bir yer bulmuştur. Doğuda ise İran’da ve nihayet Orta Asya’daki Türk toplulukları tarafından da aynı amaçlı kullanıldığı bilinmektedir.
Kaşıklı oyunların Türkler arasında sevilip yaygınlaşmasını, ritme veya tempoya karşı duyulan ilgi olarak açıklamamız mümkündür. Ritim tutkusu da diyebileceğimiz bu sevgi cinsiyet ayrımı yapılmaksızın hemen hepimizde vardır. Vurmalı çalgıların, sözgelimi, davulun veya darbukanın çalındığı yerlerde, insanımızın kanı kaynamağa başlar, heyecan ve coşku giderek artar. Bir zamanlar ve günümüzde bile ayrılmaz ikili olarak görülen davul-zurna, Türk insanının vazgeçemeyeceği iki çalgıdır. Genellikle zurna çalana eşlik edip tempo tutan davulcu, bazen coşar, heyecanlanır, kendinden geçer ve olağanüstü hareketlerini davulunu çalarken de gerçekleştirir.
Aynı coşkuyu ve heyecanı zurna da yansıtır. Çığlık çığlığa feryat eden zurnanın tiz sesleri dinleyenlerin yüreğinden bir şeyler koparır götürür. Türkü sözlerinin anlamlarını daha da vurgulayan, zurnanın ağır ve pes sesleridir. Ağırdan alışının altında dert, üzüntü ve sıkıntıları paylaşma bir yandan, teselli edip avutmak öte yandan, yatmaktadır. Zurna çalan kendinden geçercesine avurdunu şişirip üflediğinde, tabiat gibi insanlar da koyu bir sessizliğe gömülür; feryadın, çığlığın bitmesini bekler, ondan sonra başlayan tempolu, hareketli hava eşliğinde dertlerini unutup oynamaya, halay çekmeğe başlayıverirler.
Günümüzde giderek beğenilen ve bu beğenilmeye paralel ortaya çıkan bazı çalgı gruplarının sadece vurmalı sazlardan oluştuğunu ve yalnızca ritimli parçalar icra ettiklerini görmekteyiz. Türk halkının ritim duygusunun çok yüksek olması, ritme kulak olarak, ses olarak küçük yaşlardan itibaren aşina bulunması, bu çalgı gruplarının büyük bir ilgi görmesine yol açmıştır.
Hele bu vuruşların, eski deyimiyle velveleli icra edilmesi, davulda olsun, kudümde olsun, darbukada olsun, önemini ve değerini bir kat daha artırır.
Devam edecek

