5.Bölüm
(Geçen makalemizden devam)
“Oyunların gene çağcıl bir önemli işlevi sağaltma, özellikle ruhsal tanılama ve sağaltma alanında görülür. Bu geçmişte de başvurulmuş bir yöntemdir.” (And, Metin: Oyun ve BügüTLirk Kültüründe Oyun Kavramı, İstanbul,1974, s.51;) “Oyun oynamak, belli bir duruma, yalnızca kuralların izin verdiği araç ve yöntemlerin kullanılmasıyla varılmaya çalışıldığı; kuralların, daha etkisiz araç ve yöntemler lehine daha etkili olanları yasakladığı ve kuralların salt etkinliği olanaklı kıldığı için benimsendiği bir uğraştır.
Oyun oynamak, gereksiz engelleri yenmek için gönüllü bir girişimdir.” (Suits, B.:Çekirge Oyun, Yaşam ve Ütopya, çeviren: S. Sertabiboğlu, İstanbul, 1995, s.52);
“Oyun mükemmeli arayışın seçkin ve simgesel bir biçimini, soylu bir alşimiyi, tüm imge ve çeşitliliklerin üstünde yer alan kendi içinde bütün usu, yani Tanrı’ya bir yaklaşım anlatmaktaydı. Nasıl ki eski çağlarda dindar düşünenler, tüm yaratıkların yaşamını Yaradan’a giden bir yol üzerinde tasarlanmış ve fenomenler dünyasındaki çeşitliliğin ancak Tanrı ile bütünleşmede bir mükemmelliğe ve sona kavuşacağını görmüşlerse, Boncuk Oyunu’nun figür ve formülleri de tüm bilim ve sanat dallarıyla beslenen evrensel dilde mimari, bir müzik, bir felsefe yaratıp oyunla mükemmele, saf bir varoluşa ulaşılmasını ve gerçeğin tam olarak yaşanmasını sağlamaya çalışmıştır.” (Hesse, Hermann: Boncuk Oyunu, İstanbul, 1993, s.38-39).
Dahası yüzlerce yıl öncesinde Büyük filozof Eflatun ise “Kanunlar” adını verdiği eserinde, insanın en doğru bir biçimde yaşayışını anlatırken şöyle der: “Oynar gibi yaşamalı; oyunlar oynamalı, şarkı söylemeli, dans etmeli; böylece tanrıların gönlü alınır ve insan kendini düşmanlarına karşı savunur, yarışma kazanır.”

