Ahmet Şenol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. HALK OYUNLARIMIZIN DOĞUŞU VE GELİŞMESİ

HALK OYUNLARIMIZIN DOĞUŞU VE GELİŞMESİ

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

1. Bölüm

Genel olarak halk oyunlarının insanlık tarihiyle başa baş gittiğini, ilkel insanlardan başlayarak zaman içinde farklı coğrafyalarda değişik kültür ögelerinin ve kalıplarının etkisiyle oyunların ortaya çıkışından yukarıda söz etmiştik. Doğadan yararlanmanın, doğayı taklit etmenin, doğaya uyum sağlama çabalarının oyunları ilk etkileyen ögeler olduğunu da belirtmiştik.

Yaşadığı çevreyle olan ilişkileri insanımızı başka yönlerden de etkilemiştir. Yağmurla gelen bereketin ve zenginliğin sürdürülebilmesi amacıyla yağmur duası törenlerini düşünüp uygulayanlar, kuraklıktan bıkıp usananlar, doğal yıkımlar karşısında zavallılığını türkülere, ağıtlara, hoyratlara, uzun havalara dökenler, gerek bu konuları işleyen sözlü halk kültürü örneklerini ve gerek hareket ögesiyle renklendirilmiş oyunlarla bunları kuşaktan kuşağa aktarmasını da bilmiştir.

Yörelerin birbirlerinden farklı coğrafyalara sahip olması, buralarda yaşamak zorunda kalan insanlarımızın bir yandan giysilerine, diğer yandan oyunlarına da etki yapmıştır. Doğayı taklit edercesine ortaya çıkardıkları dizilerde hemen en yakın çevrelerinde gördükleri sıradağlar gibi dizilmeye, birbirinden kopmamayı yeğlemişlerdir. Doğu Anadolu’nun sıra dağlarına benzeyen Sivas, Erzurum, Kars, Van, Bitlis, Diyarbakır, Hakkari, Şanlıurfa ve Gaziantep halk oyunlarının dizilerinin bu biçimde oluşturulması boşa değildir. Dağların birbiriyle çok yakın ilişkisini, halk oyunlarında oyuncuların birbirini kol laması, diğerine uyum sağlaması ve hatta sırtını dizi içindeki en yakın arkadaşına dayayarak ağır ağır hareket etmesinde bu dayanışmayı kolayca görebiliriz. Zaman zaman bu dizilişler bir halka veya yarım ay biçimini alırlar. Bunların taklit ettiği ise, seyrekleşen dağlar veya dağların aralarında oluşmuş geniş ovalar ve düzlüklerdir.

Halk oyunlarımızın başka bir doğayı taklit etme olgusunu su ile ilgili olarak görürüz. Karadeniz’in hırçın, şiddetli, uslanmaz ve birbiri ardınca kıyıda patlayan sert dalgalarını taklit eden yöre insanının oyunlarında, oyuncuların her biri, sırası içinde ama diğerleri ile uyumlu olarak bütün şiddetini dalga dalga ortaya döker. Oyuna girişteki ağır hareketleri, omuz çevirişleri, bacağı kalçadan yana doğru açarak kıvırıp yere sağlam basması oyun içinde giderek hızlanır; rüzgârın fırtınanın dalgaları kabartması, alçalıp yükseltmesi, köpürtmesi gibi hareketler tabiatı taklittendir. Artık oyuncu da yerinde duramaz; fişek gibi atılır, şimşek gibi yere iner, tiril tiril titrer ve titrerken de yeri göğü titretir… Giysilerinin karalığı, kopan fırtına bulutlarının çökerttiği karanlık havayı hatırlatır…

Giysilerde de doğanın etkili olduğu görülür. Coğrafyanın zengin oluşumlarına sahip ovada, yaylada, su kenarında çeşitli bitkilerin zenginliğinden yararlanmasını bilen insanlar, bu rengârenk dünyanın güzelliklerini giysilerinde yansıtmışlardır. Başlığından cepkenine, gömleğinden şalvarına, mendilinden çorabına kadar her giysi parçasında çiçeklere, yapraklara, dallara yer verir. Bir yanda göğün uçsuz bucaksız boşluğunun hayalini gösteren mavi, ilk yazdan sonbahara kadar geçen sürede görünen yeşil tonlarından sararan yapraklara, gölgeli ağaçların koyu renklerinden kıyıda köşede kalmış kar beyazı, giysilerin dünyasında en anlamlı yerlerde kendilerini gösterirler. Bu çok renkli giysilerin başka bir özelliği de, gerektiğinde doğa içinde saklanmayı, gizlenmeyi kolaylaştırmasıdır. Kendini düşmandan sakınabildiği gibi, avlanma gibi en temel ihtiyacın uygulama alanlarında da bu davranış, olumlu sonuçlar ortaya koyabilmektedir.

HALK OYUNLARIMIZIN DOĞUŞU VE GELİŞMESİ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481