Bazı insanlar hayatımıza gelir, iz bırakır ve gider.
Bazıları ise hayatımızdan gitmez; sadece unutulur.
İşte o zaman geriye ağır bir cümle kalır;
“Unutulanlar, unutanları asla unutmazlar.”
Bu söz ilk bakışta bir kırgınlığın ifadesi gibi görünür. Oysa biraz derinine indiğinizde, insan ilişkilerinin en sessiz acılarından birine dokunur.
Çünkü unutmak kolaydır.
Hayatın telaşı vardır.
İş vardır.
Güç vardır.
Makam vardır.
Yeni çevreler, yeni dostluklar, yeni hesaplar vardır.
İnsan bazen dönüp aramayı erteler, hatır sormayı erteler, teşekkür etmeyi erteler. Sonra günler haftalara, haftalar yıllara dönüşür.
Ama unutulan için zaman öyle işlemez.
O, her geçen gün biraz daha eksilen bir sesin, biraz daha seyrekleşen bir selamın, biraz daha uzaklaşan bir dostluğun hesabını tutar.
Çünkü insan kendisine yapılan iyiliği değil, gördüğü vefasızlığı daha zor unutur.
Bir zamanlar birlikte yürüdüğünüz insanlar vardır.
Aynı sofraya oturduğunuz…
Aynı mücadeleyi verdiğiniz…
Zor günlerinde yanında durduğunuz…
Birlikte hayal kurduğunuz insanlar…
Sonra bir gün bakarsınız ki yollar değişmiş.
Kimi makam sahibi olmuş, kimi servet sahibi olmuş, kimi de kendi dünyasına çekilmiş.
Siz ise aynı yerde dururken, geçmişte omuz verdiğiniz insanların gözünden yavaş yavaş silinmişsinizdir.
İşte o an insan, unutulmanın ne demek olduğunu öğrenir.
Aslında mesele hatırlanmak değil, değer verilmiş olduğunu hissetmektir.
Çünkü herkesin içinde görünmeyen bir beklenti vardır:
“Ben seni unutmadım, sen de beni unutma.”
Bu beklenti insan olmanın doğal sonucudur.
Bugün biraz etrafımıza bakalım.
Bir zamanlar bu şehir için emek vermiş kaç insanı hatırlıyoruz ?
Kaç öğretmenin adını biliyoruz ?
Kaç ustanın hikayesini dinliyoruz ?
Kaç yaşlının kapısını çalıyoruz ?
Kaç gönül insanını hayattayken anıyoruz ?
Ne yazık ki toplum olarak hatırlamayı değil, tüketmeyi öğreniyoruz.
İnsanları da tüketiyoruz.
Emekleri de tüketiyoruz.
Hatıraları da tüketiyoruz.
İşimize yaradığı sürece yanımızda tuttuğumuz insanları, işimiz bittiğinde hayatımızın kıyısına bırakıyoruz.
Sonra da neden samimiyet kalmadı diye şikayet ediyoruz.
Oysa samimiyetin mayası vefadır.
Vefanın olmadığı yerde güven olmaz.
Güvenin olmadığı yerde dostluk olmaz.
Dostluğun olmadığı yerde ise sadece kalabalıklar olur.
Bugün şehirlerimizin yaşadığı en büyük sorunlardan biri de budur.
Yollar yapıyoruz.
Binalar yapıyoruz.
Meydanlar yapıyoruz.
Ama insanları birbirine bağlayan gönül köprülerini ihmal ediyoruz.
Bir zamanlar mahalle kültürü vardı.
Herkes birbirini tanırdı.
Bir evde ışık yanmıyorsa sorulurdu.
Bir kapı uzun süre açılmıyorsa merak edilirdi.
Bir yaşlı birkaç gün görünmese aranırdı.
Şimdi aynı apartmanda yaşayan insanlar birbirinin adını bilmiyor.
Kalabalıkların içinde yalnızlaşıyoruz.
İşte unutulanların sayısı da tam bu yüzden artıyor.
Bazen bir emekli öğretmen…
Bazen yıllarını işine vermiş bir esnaf…
Bazen çocuklarını büyütmüş bir anne…
Bazen ömrünü ailesine adamış bir baba…
Sessizce unutuluyor.
Ama onlar unutsa bile unutulmuyor.
Çünkü insan kalbi gördüğü iyiliği de, gördüğü vefasızlığı da kayıt altına alıyor.
Belki bu yüzden bazı bakışlar hüzünlüdür.
Bazı gülümsemeler eksiktir.
Bazı sessizlikler ise bin cümleden daha fazla şey anlatır.
Bugün dönüp kendimize sormamız gereken soru şudur;
Acaba kimleri unuttuk ?
Bize yol gösteren öğretmenleri mi ?
Elimizden tutan dostları mı ?
Büyürken fedakarlık yapan anne babaları mı ?
Yoksa bizi biz yapan değerleri mi ?
Çünkü insanlar yalnızca insanları unutmaz.
Bazen şehirler de evlatlarını unutur.
Bazen kurumlar emek verenlerini unutur.
Bazen toplumlar kahramanlarını unutur.
Fakat unutulanlar, bir köşede sessizce beklemeye devam eder.
Bir teşekkür duymayı…
Bir selam almayı…
Bir hatırlanmayı…
Belki de hepimizin hayatında geç kalmadan aramamız gereken insanlar vardır.
Belki bir telefon kadar yakında…
Belki birkaç sokak ötede…
Belki de yıllardır görmediğimiz halde aklımızdan hiç çıkmayan bir dostun kalbindedir o özlem.
Hayat gerçekten kısa.
Bugün hatırlamadığımız insanlar yarın hatırlamak isteyip de ulaşamayacaklarımız olabilir.
O zaman geriye sadece pişmanlık kalır.
Bu yüzden gelin; başarılarımızla değil, vefamızla hatırlanalım.
Makamlarımızla değil, insanlığımızla iz bırakalım.
Çünkü günün sonunda insanlar ne kadar yükseldiğimizi değil, yanlarından geçerken kaç kişiye dokunduğumuzu hatırlayacaklar.
Ve bir gün bu dünyadan ayrıldığımızda, arkamızdan söylenecek en güzel söz belki de şu olacaktır;
“O hiç unutmadı…”
Çünkü unutulanların yüreğinde yıllar geçse de silinmeyen bir gerçek vardır;
Unutulanlar, unutanları asla unutmazlar..!!

