Ahmet Özger
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Siyasette Garip Bir Çıkmaz

Siyasette Garip Bir Çıkmaz

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Siyaset çoğu zaman bir organizmaya benzer; kurumlarıyla, refleksleriyle, savunma mekanizmalarıyla yaşayan bir bütün. Ancak bazen bu bütünlük bozulur; dış tehditlere karşı değil, kendi içine karşı çalışmaya başlar. Tıpta buna otoimmün bir tablo denir.

Örneğin Antifosfolipid sendromu (APS) gibi hastalıklarda bağışıklık sistemi, koruması gereken bedeni yanlışlıkla “düşman” gibi algılayabilir ve bunun sonucu olarak damar tıkanıklıklarına kadar uzanan ciddi sorunlar ortaya çıkabilir. Buradaki trajedi şudur; Sistem çalışmaktadır ama yanlış hedefe çalışmaktadır.

Siyasete baktığınızda, özellikle Türkiye gibi yüksek gerilimli demokrasi pratiklerinde, benzer bir algı zaman zaman kamuoyunda oluşur. Muhalefet partileri için de iktidar için de geçerli bir durumdur bu.!!

Enerjinin dış sorunlara mı, yoksa iç çatışmalara mı yöneldiği sorusu.

İç gerilimler ve “enerji kaybı” meselesi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) özelinde bakıldığında, son yıllarda liderlik tartışmaları ve yön tayini konusundaki farklılıklar kamuoyunda sıkça tartışıldı. Kemal Kılıçdaroğlu döneminde başlayan değişim tartışmaları, ardından Özgür Özel ile yeni bir evreye taşındı.

Bu tür değişim süreçleri iki farklı gözle okunur.

Birinci bakış açısına göre bu durum, gecikmiş bir yenilenme sürecidir. Parti içi demokrasi işler, fikirler çarpışır ve sonunda daha güçlü bir yapı ortaya çıkar. Bu görüşe göre tartışma bir zayıflık değil, canlılığın göstergesidir.

İkinci bakış açısına göre ise bu süreç, seçmenin beklediği “alternatif üretme” kapasitesini zayıflatır. Çünkü kamuoyu, parti içi tartışmalardan çok, ekonomik kriz, eğitim sistemi, sağlık hizmetleri ve adalet mekanizmasına dair net çözümler duymak ister.

Tam bu noktada az önceki örnek devreye giriyor.

Sistem kendi iç tartışmasına o kadar yoğunlaşır ki, dışarıdaki asıl sorunlara karşı refleks üretmekte zorlanır.

Hükümet cephesi; Krizi yönetmek mi, krizden beslenmek mi?

Bu tabloyu yalnızca muhalefet üzerinden okumak eksik olur. İktidarın siyasal stratejileri de bu denklemde belirleyici bir rol oynar.

Türkiye’de iktidar-muhalefet ilişkisi çoğu zaman sert bir rekabet hattında ilerliyor. Bu sertlik, zaman zaman muhalefet içindeki çatışmaları büyüten bir siyasi atmosfer yaratabiliyor. Eleştirmenlere göre bu durum, iktidarın işine yarayan bir “dikkat dağıtma alanı” oluşturuyor. Ekonomi, yaşam maliyeti ve yapısal reform tartışmaları geri planda kalırken, siyasal tartışmalar ön plana çıkabiliyor.

Diğer taraftan iktidar cephesi, bu eleştirileri reddederek şunu savunuyor; Muhalefetin iç sorunları iktidarın değil, muhalefetin kendi kurumsal yapısının sonucudur. Devlet yönetimi ise ayrı bir sorumluluk alanıdır.

Gerçek muhtemelen bu iki yaklaşımın ortasında bir yerde duruyor..!

Siyasette hiçbir aktör tamamen etkisiz değildir ve hiçbir kriz de tek taraflı oluşmaz.

Toplumun gözünden; “Ben kime güveneceğim?”

Asıl kritik mesele burada başlıyor. Vatandaş açısından siyaset, soyut bir güç mücadelesi değil; doğrudan hayatına temas eden bir alan.

Bu nedenle seçmen şu soruya cevap arar;

“Bu tartışmaların içinde ben nerede duruyorum?”

Eğer ekonomik sıkıntılar derinleşiyor, sağlık sisteminde sorunlar hissediliyor, eğitimde belirsizlik artıyorsa; seçmen doğal olarak çözüm üretme kapasitesi yüksek bir siyasi yapı görmek ister.

Bu noktada iç çekişmeler, ister iktidarda ister muhalefette olsun, güven duygusunu zedeleyebilir. Çünkü enerji “çözüm üretmek” yerine “iç mücadeleye” harcanıyor gibi algılanır.

Metaforun gücü ve sınırı

otoimmün hastalık benzetmesindeki gibidir, çünkü bir sistemin kendi kendine zarar vermesini anlatır. Ancak burada önemli bir sınır da vardır.

Siyaset, biyolojik bir mekanizma kadar deterministik değildir. İnsan iradesi, liderlik değişimleri, toplumsal baskı ve ekonomik gerçeklikler sürekli dengeyi değiştirir. Yani bir partinin bugün “kendi içine dönük” görünmesi, yarın güçlü bir dönüşümün başlangıcı da olabilir.

Tıpta geri dönüşü zor hasarlar nasıl varsa, siyasette de hızlı toparlanmalar mümkündür.

Sonuç: Asıl mesele “kimin kavga ettiği” değil, “ne üretildiği”

Siyasetin doğasında çatışma vardır. Ancak bu çatışmanın üretken olup olmadığı belirleyicidir.

Eğer tartışmalar yeni fikirler, güçlü politikalar ve toplumsal çözümler doğuruyorsa bu bir dönüşüm sürecidir. Ama eğer tartışmalar uzun süre yalnızca güç mücadelesine sıkışıyorsa, o zaman seçmenin gözünde bir “enerji kaybı” algısı oluşur.

Bizim örneğimizin özünde şu soru var; “Bir yapı, kendi iç sesini dış dünyanın sesinden daha mı yüksek duyuyor?”

Bu soru sadece CHP için değil, Türkiye’deki tüm siyasi yapılar için geçerlidir. Çünkü en sonunda vatandaşın beklediği şey basittir. Daha iyi bir ekonomi, daha güçlü bir adalet, daha nitelikli bir eğitim ve daha güvenli bir gelecek.!!

Siyasette Garip Bir Çıkmaz
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter