Karikatürist Oğuz Demir: “Karikatür, anlatmak istediklerimi paylaşmanın en eğlenceli yolu oldu” 
Her hafta bir karikatüristin hayatını, çizgiyle kurduğu bağı ve sanat yolculuğunu konu alan söyleşi dizimizin bu haftaki konuğu, karikatürist ve illüstratör Oğuz Demir oldu. Denizli’den başlayan sanat yolculuğunu İstanbul’a, oradan da Muğla’nın Dalyan ilçesine taşıyan Demir; çocukluk yıllarında başlayan çizim tutkusunu, Gırgır günlerini, Turhan Selçuk Karikatür Yarışması’na dair düşüncelerini ve bugün sanat üretmenin zorluklarını anlattı.

“Kalemin çizebildiği her yere çiziyordum”
– Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
1971 yılında Denizli’de doğdum. İlk ve ortaokul yıllarında çizmeye başladım. Sonra çizmeye devam edebilmek için 1988’de Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’nü kazandım. Mezun olduktan sonra 1993 yılında İstanbul’a yerleştim. O zamandan bu yana illüstratörlük yapıyorum. Son 10 yıldır ise eşim ve kızımla birlikte Dalyan’da yaşıyorum.
“Çizdiklerimin karikatür olduğunu mizah dergileriyle fark ettim”
– Sanatla ilk bağınız ne zaman ve nasıl kuruldu?
Çocukken resim çizmeyi seviyordum. Kalemin çizebildiği her yere çiziyordum. Ortaokul yıllarında mizah dergileriyle tanışınca çizdiklerimin aslında karikatür olduğunu fark ettim. Karikatür, anlatmak istediklerimi paylaşmanın eğlenceli bir yoluydu. İlk çalışmam 1984 yılında Denizli’de çıkan Tebessüm Dergisi’nde yayımlandı. Daha sonra çizimlerimi dönemin en çok satan mizah dergisi olan Gırgır’a gönderdim. Karikatürlerim yayımlandı ve telif ücreti aldım. Bunun hem eğlenceli hem de yapılabilir bir meslek olduğunu görünce geleceğimi bu alan üzerine kurmaya karar verdim.

“Gırgır ve Oğuz Aral benim için önemli bir okul oldu”
– Bu alanda üretmeye sizi iten şey neydi? Bir kırılma anı ya da ilham kaynağı var mıydı?
Keskin bir kırılma anı hatırlamıyorum ama beni çizmeye teşvik eden birçok şey vardı. Çocukken okuduğum çizgi romanlar ve mizah dergileri bunların başında geliyor. Özellikle Gırgır Dergisi’nin etkisi büyüktü. Lisede her hafta birkaç karikatürümü postayla Gırgır’a gönderirdim. Zaman zaman “Çiçeği Burnundakiler” köşesinde yayımlanırdı. Oğuz Aral’ın hem bana hem diğer çizerlere yaptığı eleştiriler çok öğreticiydi. Mesleğimin bu olması gerektiğine o yıllarda karar verdim ve Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü’ne girdim. Bu da hayatımdaki önemli dönüm noktalarından biri oldu.

“Çizimlerimin beni doğru yansıtması için çabalıyorum”
– Bugüne kadar ortaya koyduğunuz eserler içinde sizi en çok yansıtan çalışmalar hangileri oldu?
Karikatürü bir ifade biçimi olarak düşünürsek aslında bütün çizimlerimiz bizi yansıtıyor. Savunduğum, inandığım ve üzerine düşündüğüm konuları çiziyorum. Hangisinin beni daha çok yansıttığını bilmiyorum ama tüm çalışmalarımın beni doğru ifade etmesi için çaba gösteriyorum.
“Turhan Selçuk’un adını yaşatma çabası çok değerli”
– Eserlerinizde Ege’den, Muğla’dan ya da yöresel unsurlardan izler bulunuyor mu? Turhan Selçuk Karikatür Yarışması hakkında neler düşünüyorsunuz?
Son 10 yıldır Muğla’nın Dalyan ilçesinde yaşıyorum. Orman yangınlarının, maden uğruna yuvalarından edilen köylülerin, kesilen ağaçların acısını hissediyorum ve bunları çizmeye çalışıyorum. Bu bölgenin sorunları benim de sorunlarım.
Milas’ın, Turhan Selçuk’un anısını ve çizgilerini yaşatma çabasını da çok kıymetli buluyorum. Turhan Selçuk Karikatür Yarışm

ası bu konuda çok önemli bir rol üstlendi. Ancak bu çabanın sadece yarışmayla sınırlı olmadığını biliyorum. Turhan Selçuk Parkı, Karikatürlü Ev ve onun adına yapılan diğer etkinlikler de önemliydi. Fakat son yıllarda bu etkinliklerin eskisi kadar aktif olmaması üzücü.
Uluslararası ölçekte düzenlenen bu yarışma, Turhan Selçuk’un ismini yeni kuşak çizerlere tanıtıyordu. Ben de bu yarışmada üç kez ödül aldım ve dünyanın farklı ülkelerinden değerli çizerlerle tanışma fırsatı buldum. Birkaç yıldır yapılamıyor olması üzücü. Umarım yeniden hayata geçirilir.

“Sosyal medya görünürlük sağlıyor ama sıradanlaştırabiliyor”
– Günümüzde sanatla uğraşmak sizce nasıl bir deneyim?
Karikatür benim için düşündüklerimi insanlarla paylaşmanın bir yolu. Eskiden insanlara ulaşmanın yolu daha çok basından geçiyordu. Bugün sosyal medya sayesinde bu çok daha kolay hale geldi.
Ancak bu kadar kolay ulaşılabilir olmak iyi mi emin değilim. Çünkü beraberinde bir ucuzlaşmayı da getiriyor. Bir tabloya ya da fotoğrafa ayırdığımız süre artık saniyelerle ölçülüyor. Birkaç satırdan uzun yazılar okunmak istenmiyor. Ayrıca sosyal medya, görünür olmak adına insanları çoğunluğun istediği biçimde üretmeye yönlendirebiliyor. Bu da sanatçıyı sıradanlaştırma riski taşıyor.
“Sanatçının toplumdan ayrı bir yerde durmasına gerek yok”
– Sizce bir sanatçının toplumla ilişkisi nasıl olmalı?
Hepimiz işimizi yapıyoruz. Sanatçının toplumla ilişkisi neden farklı olsun? Herkesin birbirinden öğreneceği çok şey var.

“Artık çocuk kitapları yazıp resimliyorum”
– Şu sıralar üzerinde çalıştığınız yeni projeler var mı?
Uzun zamandır karikatürün yanında çocuk kitapları resimliyorum ve bundan büyük keyif alıyorum. Son dönemde ise hem yazıp hem resimlemeye başladım. Bu beni daha da mutlu ediyor. Can Yayınları’ndan çıkan, Kaptan Taşkafa ve robotu Fincan’ın yaşayabilecekleri küçük bir gezegen arayışını anlatan Küçük Şirin

Bir Gezegen kitabımın Bologna’da “The BRAW Amazing Bookshelf” seçkisine alınması benim için çok sevindirici oldu. Bu da yeni kitap çalışmalarım için bana büyük motivasyon sağladı. Şu sıralar yeni bir çocuk kitabı üzerinde çalışıyorum.

