2/3
Başka bir vesileyle de “ölmek kaderde var, yaşayıp köhnemek hazin/bir çare yok mudur buna ya Rabbü’l-âlemin” diyerek yaşlanmayı “köhnemek” olarak tanımlıyor. Ruh ve beden olarak hayata son derece bağlı olduğu anlatılan Yahya Kemal’in bu sözle hayatı henüz tanımamış delikanlıların “hızlı yaşa genç öl cesedin güzel olsun” sözüne kıymet vermiş olabileceğini düşünmüyorum. Onun Yaradan’dan talebi “yaşlanmadan yaşamak” olmalıdır. Bugünkü neslin icadı olan “yaş almak” deyimi de böyle bir arzudan doğmuş olmalı.
Ancak aşka düşmüş bir delikanlı üslubuyla şiirler söyleyen Karacaoğlan için elbette “söyleyeyim başa gelen hâlleri/çok çektim ölümden beter ayrılık” mısralarına yansıdığı gibi ömrünün baharında bir gencin duygu dünyasında ayrılık, ölümü gölgede bırakabilir. Hoş “delikanlı” ile “serdengeçti” arasında da böyle bir uyum yok mudur? Bu anlamda yaşlı ve gencin hayata bağlılığı “fidan” ile “çınar”a benzetilebilir. Belki de bu anlamda ölümsüzlük körpe bir fidanken kırılmak değil; toprağa kök salmaktır. Bazen de ölümsüzlük Atsız’ın Şehit Pilot Kâmi için söylediği şiirdeki gibi “ileriye atılmak ve sonra dönmemektir”.
Gündelik hayatta karşı cinse duyulan ve “vuslata erince yok olan” aşırı sevgiyi ifade eden aşk, tasavvuf ehlinin gönlüne girince ilahileşir; orada kavuşmak ölümsüzleşmenin ilk adımı olur. Mevlâna ölümü vuslatın töreni yani “şeb-i arus” ifadesiyle düğün olarak tanımlıyor ve yok olanı değil başlayanı anlatıyor; böylece ölüm, ölümsüzlüğün başlangıcı oluyor.
63 yaşında dünyasını değiştiren Peygamberinin sevgisiyle yanıp tutuşan derviş için hayatın kalan kısmı çilehanede geçecek bir zamandır ki “ölmeden önce ölmek” biraz da böyle bir şeydir. 63 yaşına girince bu çileye talip olan sayısız derviş arasında Hoca Ahmet Yesevi Türk dervişlerinin yol başçısıdır.
Kuşkusuz hayatı sevmek için yaşamış olmak, tecrübe kazanmış olmak gerekir. Beş-on yaşındaki çocukla kırk-elli yaşındaki birinin anne ihtiyacı ve arayışı aynı olabilir mi? Biri için temel ihtiyaçlar; diğeri için anılar ve özlemler vardır. Belki de uzun yaşamak, anlatacak çok şeyi olmaktan ziyade geride kalanların anlatacağı veya sürdüreceği şeyler bırakmaktır.
(Devam Edecek)

