1/3
Sözlükler, toplumun benimseyip sürdürdüğü töre, gelenek, görenek ve ahlak kurallarına aykırı olup hoş karşılanmayan, utanılacak durum veya davranış, kusur, noksan, eksiklik defo, hata, suç, günah olarak tanımlıyor.
İmam Şafii’nin “arkadaşının ayıbını gizlice söylersen nasihat etmiş, aleni söylersen ifşa etmiş olursun” sözünde veya “dost dostun ayıbını yüzüne söyler” atasözünde olduğu gibi ayıplama kurumunun en belirgin rolü, “fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp” veya “bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp” sözleriyle kişiyi utandırarak iyiye yönlendirmektir. Öte yandan ataların “ayıpsız dost arayan dostsuz kalır” sözü de küçük kusurlar için ayıplamada aşırıya gitmemeyi öğütler.
Toplum düzeninin korunmasında daha çok bir utandırma kurumu olarak rol üstlenen ayıplama; hafiften ağıra, hoş görülebilir olandan ceza gerektirene uzanan bir normlar dünyasıdır. Mesela “bir dirhem et bin ayıp örter” veya “kelin ayıbını takke örter” gibi beğenme odaklı nasihatleri yahut “terzinin işi kötü, ayıbını örten ütü” gibi çok fazla “ayıp kaçmayan” işler için yapılan tatlı sert eleştiriler, yaptırım veya cezalandırma gerektirmeyen ayıplara yöneliktir.
Buna karşılık toplumun “bu kadarı da fazla” isyanının ve bunu dışa vuruş biçiminin ifadesi olan “ayıp ayıp” ikilemesinin sözlü hukukta “suç ve ceza” şeklinde bir karşılığı vardır. Eğer böyle olmasa salt kollukla ve kanunla geçmişi bin yıllara dayanan kültürel bir toplum ve sürdürülebilir bir düzene sahip olmak mümkün değildir.
Savunmasıza yönelik “cinayet” veya “şiddet” -başta çocuklara yönelik olanlar olmak üzere- “taciz ve “tecavüz”, çocukluk çağında komşu bahçelerinden yemiş çalma boyutunu aşan “hırsızlık” veya “kul hakkı” gibi suç ve günahların işlenmemesi, işlenmesi durumunda cezalandırması, ilk dayanağını kamu vicdanından ve töre hukukunun ayıplama kurumundan alır. Eğer bu konularda sözlü hukukun ayıplama kurumu zayıflamış veya ortadan kalkmışsa, yazılı hukukun bu sorunla başa çıkması sanıldığı kadar kolay olmayacaktır.
Geleneksel toplumda ayıp, eskilerin “Adab-ı muaşeret” dediği “görgü kuralları” ile sınırlı değildir. Toplumun uygunsuz davranışları olan birileri için söylediği “ahlaksız”, “hadsiz”, “rezil”, “arsız”, “hırsız”, “edepsiz”, “terbiyesiz”, “yüzsüz”, “sahtekâr”, “yalancı” gibi olumsuzlayıcı nitelemelerin muhatapları üzerindeki utandırıcı etkisi ayıplamanın sözel hukuk normu olarak varlığını, gücünü ve işlerliğini gösterir.
(Devamı var)

