
Sanatın en güçlü anlatım biçimlerinden biri olan karikatür, kimi zaman bir tebessüm, kimi zaman da derin bir eleştiriyle topluma ayna tutar. Çizginin sade ama etkili diliyle duyguları, düşünceleri ve gözlemleri aktaran karikatüristler, yaşadıkları çevreden beslenerek kendi dünyalarını ortaya koyar. Kuşadası’nda yaşayan karikatürist ve öğretmen Ozan Çavdar da bu yolculuğun izini süren isimlerden biri.
Çocukluk yıllarında filizlenen sanat tutkusu, 90’lı yılların efsane mizah dergileriyle güçlenerek bugünlere uzanan bir üretim sürecine dönüşmüş durumda. Özellikle portre karikatür alanında yoğunlaşan Ozan Çavdar, çizgilerinde yalnızca teknik becerisini değil; gözlem gücünü, mizah anlayışını ve hayata bakışını da yansıtıyor. Sergiler, dergi çalışmaları ve çeşitli etkinliklerle sanatını geniş kitlelere ulaştıran sanatçı, karikatürün sınırsız ifade gücünü ön planda tutuyor.
Ege’nin samimi ve doğal yaşam kültüründen beslenen, ancak eserlerinde bunu doğrudan bir unsur olarak kullanmak yerine daha çok ruhsal bir etki olarak hissettiren Ozan Çavdar; Milas ve çevresiyle olan bağını da bu yönüyle ifade ediyor. Sanatın toplumla ilişkisine dair eleştirel ve gerçekçi bir bakış açısı sunan sanatçı, Türkiye’de sanata verilen değerin artırılması gerektiğine dikkat çekerken, özellikle organizasyonların ve yarışmaların daha kapsamlı hale getirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Sanatın bireysel bir yolculuk olduğu kadar toplumsal bir sorumluluk da taşıdığını belirten Ozan Çavdar, üretmeye, gözlemlemeye ve çizgileriyle anlatmaya devam ediyor. Bu kapsamda gerçekleştirdiğimiz röportajda; sanat yolculuğunu, ilham kaynaklarını ve karikatüre dair düşüncelerini tüm samimiyetiyle anlattı.

-Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
Karikatüristim ve öğretmenim. Kuşadası’nda yaşıyorum. Çizim yapmayı seviyorum. Lise ve üniversite yıllarından bu yana çizimle, çoğunlukla portre karikatürle ilgileniyorum. Bazı dergilerde portre çizimleri yaptım. Sergilere katılıyorum. Çizim etkinliklerine gidiyorum.
-Sanatla ilk bağınız ne zaman ve nasıl kuruldu?
Tam bir tarih hatırlamamakla birlikte sanırım ilk olarak çocukluk yıllarında. O yıllarda çevremde gördüğüm sanatla uğraşan büyüklerin etkisi vardır. Ancak asıl bağın 90’lardaki efsane mizah dergilerini takip ederek, oradaki çizimleri tekrar çizerek, çizmeyi severek ve çokça çizerek güçlendiğini düşünüyorum.

-Bu alanda üretmeye sizi iten şey neydi? Bir kırılma anı veya ilham kaynağı var mıydı?
Gözlem yapan, çevreyi inceleyen, sessiz kalmayı sevmeyen, söyleyecekleri olan insan bir şekilde olayları ve kişileri kendince yorumlamak istiyor. Kendi dili döndüğünce, yeteneğince içindekileri aktarmak istiyor. Bu bazen sözle, yazıyla bazen de çizgiyle oluyor. Karikatür ise çizginin ve mizahın gücüyle, esnekliğiyle, sınırsızlığıyla çok daha eğlenceli ve ilginç bir yol geldi bana. İlham kaynağım da izlediğim, takip ettiğim çizgisi ve yorumuyla sınırları zorlayan ustalar oldu.
-Bugüne kadar ortaya koyduğunuz eserler içinde sizi en çok yansıtan neler oldu?
Her çizer çizgisine duruma bakışını, tarzını, yorumunu hatta ruh halini ekliyor. Her çizgi bir bakıma çizerin yansıması oluyor.
-Eserlerinizde Milas’tan, Ege’den, yöresel unsurlardan izler bulunuyor mu? Turhan Selçuk karikatür yarışması hakkında düşünceleriniz nelerdir?
Çocukluğumdan bu yana her yıl mutlaka Muğla, Yatağan, Milas bölgesine giden biriyim. Akrabalarım Yatağan ve Milas’ta. Üzerimde Ege insanının samimiyetinin, özgürlüğünün, doğallığının, hayata bakışının, arkadaşlığının, sakinliğinin etkisi olmuştur. Ancak çizimlerimde yöresel unsurları bir obje ya da bir mekân olarak kullanmıyorum.
Sanattan tasarruf olmamalı, Turhan Selçuk Karikatür Yarışması bir festival havasında geçmeli ve daha çok duyurulmalı. Organizasyona daha çok bütçe ayrılmalı. Yarışmada portre dalında da bir bölüm olmalı. Seçici kurul özenle, tecrübeli isimlerden seçilmeli. Milas’ta yapılacak geniş kapsamlı bir mizah ve çizim organizasyonunun maddi ve manevi geri dönüşü çok daha güzel olacaktır.

-Bugün sanatla uğraşmak sizce nasıl bir deneyim? İmkânlar, ilgi ve çevre açısından değerlendirir misiniz?
Sanatla uğraşmak hayattan bir süre izole olabilmek ve bu izole sürecinden çıkan ürünü ortaya koymak, paylaşmak gibi bir durum. Ülkemizde ne yazık ki sanata ve sanatçıya ilgi yok, yatırım yok, bütçe yok. Toplumun sanatsal bilgisi ve ilgisi kısıtlı. Sanata teşvik olursa, sanat ve sanatçı toplumu güzelleştirecektir.
-Sizce bir sanatçının toplumla ilişkisi nasıl olmalı?
Bir standartı olduğunu düşünmüyorum. Kimi toplumla iç içeyken üretir, kimi kalabalıklardan uzaklaşarak üretir. Sanatçı belirli bir kalıba girmeden, bilgisi ve tecrübesiyle özgürce sanatını yapmalı. Ortaya çıkan ürün, yetiştiği ortamdan kaynaklı illa ki toplumsal izler, tespitler taşıyacaktır.
-Son olarak, şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir proje veya paylaşmak istediğiniz bir gelişme var mı?
Şuan portre çizimlere devam ediyorum. Ulusal ve uluslararası yarışmalara ve etkinliklere katılmaya çalışıyorum.


