Müfit Demirkol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. RADİKAL EĞİTİM

RADİKAL EĞİTİM

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

(Bölüm 4)

Yeni açılımlar yapılabilmesi için bu geleneksel yapılarla din arasındaki ilişkiye eleştirel yaklaşmaya ve yapıcı sorgulamaya önem vermek faydalı olacaktır. Böylece geleneksel dini yapıları kutsallaştırmanın ve mezhebi taassuba düşmenin önüne geçilebilecek, toplumdaki farklı yorumlara, bu yorumları benimseyenlere karşı saygı ve hoşgörü artacaktır.

Mezhepler üstü yaklaşımda, farklı İslam yorumlarını birleştiren Allah, Hz. Muhammed, Ahiret inancı, Kur’an, Hz. Ali, Ehl-i Beyt gibi temel ve ortak değerlerin farklı yorum sahiplerinin kabul ettiği kaynaklar ve motiflerle desteklenmesi bir yaklaşım olarak benimsenmek durumundadır. Örneğin ülkemiz açısından düşünüldüğünde Sünni, Şii, Alevi-Bektaşi ve diğer dini toplulukların din anlayışlarında Ebû Hanife, Ebû Mansur el-Maturidi, Ahmet Yesevi, Mevlana, Yunus Emre ve Hacı Bektaş Veli önemli bir yere sahiptir.

İnanç, ibadet ve ahlak konuları, mezhep ve belli bir dini anlayışın kalıplarına sığmayan bu insanların görüş ve düşünceleriyle desteklenerek incelenebilir. Bu insanların mezhepler üstü kimliği göz önünde bulundurularak, onların görüşlerine atıflar, onlarla ilgili Alevi veya Sünni nitelemesinde bulunmaksızın yapılması önemlidir. Ancak İslam’ın mezhepler üstü öğretiminde, bu insanlardan birisinin görüşlerin diğerine rüçhaniyeti söz konusu değildir. Çünkü İslam onlardan ibaret değildir, onlar yokken de İslam vardı. Mezhepler üstü yaklaşım, Beyza Bilgin’in dediği gibi, “bütün gençliği eşit derece din bilgisi ve din kültürüne sahip kılmayı hedefleyen bir Din Kültürü öğretimi” anlamına gelmektedir. Buradan öğrencinin diğer dinler ve kendi dinine ait farklı yorumlarla ilgili bilgilerden mahrum edilmesi, mezhepler ve diğer dinlerin görmezlikten gelinmesi sonucu çıkarılmamalıdır. Çünkü ileriki aşamalarda İslam yorumları arasında ve diğer dinlerle İslam arasında “açık öğrenme süreçlerine izin” verilmektedir.

Başka bir ifadeyle İslam’la ilgili yorumlar, İslam inancı verildikten sonra, son sınıflarda, bilimsel araştırmaların sonuçlarına dayalı olarak ve aslına uygun olarak verilebilir ve inançlar arasında karşılaştırmalar yapılabilir. Diğer dinler ve mezheplere yer verilmesi ve bazı karşılaştırmalara imkan tanınması başarılırsa, bu ders ileriki aşamalarda “mezhepler üstü dinler arası açılımlı din dersi” haline getirilebilir. Bunu başarabilmek için, Fenomenolojik yaklaşımdan faydalanılabilir. Örneğin dinlerde ibadetler, çevre bilince, kutsal mekanlar, günler ve bayramlar bu şekilde işlenebilir. Böylece din dersi, soğuk ve kuru bir eğitim olmaktan çıkarılabilir ve öğrencilerin gönül dünyasına nüfuz edebilen bir derse dönüşür.

Gerçek bilgiye dayalı imanın oluşması, kişinin kendi akıl yürütmesi ve delillendirmeleri sonucu kalben tasdiki ile mümkündür. Diğer yandan psikolojik yönü ağır basan dindarlık da subjektiftir, ölçülemez, kişilere ve şartlara göre değişir. Bunu sınıf ortamında öğretimle aktarmak veya oluşturmak da mümkün görünmemektedir. Öğretilebilecek olan Subjektif dindarlıklar değil, nesnel dindir. Mezhepler üstü bir din dersi, din hakkında doğru bilgi vermeyi, eleştirel düşünce becerisi kazandırmayı, toplumdaki farklı din ve anlayışlara hoşgörüyle yaklaşan, doğru bilgi, doğru davranış ve sağlam ahlaki değerlerle donanmış iyi bir insan yetiştirmeyi hedeflediğinden, çocuğa doğrudan dindarlık telkin etmediği için, din ve vicdan özgürlüğüne aykırı olmadığı ortadadır. Eğitim ve öğretim sırasında hiçbir öğrenci, dini bir davranışta bulunmaya zorlanamaz. Sadece bireylerin ve toplumların dini açıdan istismar edilmesini önleyecek sağlam ve doğru dini bilgi öğretilmesi amaçlanır. Bunu başarabilmek için din öğretiminin temelinde, “insana saygı, düşünceye saygı, ahlaki olana saygı, hürriyete saygı ve kültürel mirasa saygı” bulunmalıdır.

Dini bilmek ayrı bir şey, o bildiklerine inanmak ve gereğini inananarak yapmak ayrı bir şeydir. Çünkü inanmayarak yapmak dince kabul edilmez. Din Bilgisi, dinin ne olduğunu ve ne olmadığını anlatıp öğretecektir.

Din öğretimi, okulda bir öğretim faaliyeti olabilir, ancak bir sufi oluşumun veya mezhebin eğitimi olması pek çok sorunu beraberinde getirir. Alevilik, Bektaşilik, Kadirilik gibi sufi oluşumlar ve nazariyeleri, tabiatları gereği, laik sistemde, sadece İslam’la ilişkileri, nazari temelleri ve kültürel boyutlarıyla öğretimin konusu olabilir, fakat tecrübeye dayalı bir eğitimi yapılamaz. Başka bir ifadeyle okul ortamında, bir yaşantı olarak öğretilebilir değildir.  Çünkü bu oluşumlar dini statü itibariyle, şeyh-mürid, dede-talib ilişkisi ile hiyerarşik bir yapılanmaya; uzun tecrübeleri gerektiren hal ve makamlar (dört kapı kırk makam veya diğer anlayışlar) üzerine kurulu tasavvufî bir nazariyeye dayanmaktadır. Örneğin Alevilik-Bektaşilikte, tarikat ayinlerine, çocuklar alınmaz.

Belli bir yaşa geldikten sonra belli törenlerle ve uygulamalardan sonra girebilir. Dolayısıyla Alevilik-Bektaşilik veya diğer sufi oluşumların eğitim süreçleri, çocuklardan çok yetişkinleri ilgili olduğundan örgün eğitimde verilmesi mümkün değildir; çünkü böyle bir eğitim, bu oluşumların kendi rehberleri denetim ve yönlendirmesinde, kendi dergah, tekke ve zaviyelerinde yetişkinlerin eğitimine yönelik Cemaat içinde eğitim olup okula taşınamazlar. Tarihte olduğu gibi, planlı, programlı ve amaçlı bir şekilde yapılan okul içi eğitimden çok okul dışı yaygın eğitim türüne sokulabilir. Bu boyutuyla, pedogojik amaçlarla okulda öğretilmesi gereken bir kültür unsuru olmaktan çıkar ve ailelerin insiyatifine bırakılan bir husus haline gelir. Bunun adı, Alevî, Bektaşî, Nakşî veya Kadirî eğitim olacağında laik eğitim sistemi içinde yer almaları ve bunun devlet eliyle verilmesi mümkün görünmemektedir.

Cumhuriyeti kuran iradenin de, mezhebî taasuptan ya da mezhepçilikten kurtulabilmek için İslam’ı Kur’an üzerinden anlamaya ve öğretim konusu yapmaya önem verdiğini görmekteyiz.

Bu konuda, Atatürk’ün Çankaya Gazi Kız Nümune Mektebine 1925 yılında yaptığı bir ziyarette, okula bir Kuran Meali hediye etmiş ve onun kapağının iç tarafına şu notu düşmüştür: “Çankaya Gazi Kız Nümune Mektebine dikkatle okunmak için hediye ediyorum.”

Bu yazıyla Kur’an üzerinden dinin öğrenilmesine dikkat çekilmektedir. Amaç, Müslümanlığı her türlü fikir ve münakaşanın fevkinde, Peygamber devrinde olduğu gibi tespit etmek; onun, hayatı ve millî refahı teşvik edici, ilim ve fazileti, terakki ve tekâmülü emredici vasıflarını belirtmek ve Müslümanlık binasının temellerini, bütün Müslümanlarca üzerinde ittifak edilen ve söz götürmez bir delil olan Kur’ân âyetleriyle vermek ve din sahibinin çizdiği hatlar içinde göstermektir.

Sonuç olarak Mezhepler üstü yaklaşımda İslam kaynaklı bütün dinsel oluşumları kuşatacak İslam’ın kök değerleri, Kur’an merkezli, birleştirici bir üslupla verilir.

İnanç, ibadet ve ahlâk alanlarıyla ilgili bu değerlerin, mezhepler ve tarikatlar öncesinde Kur’an’la ve Hz. Peygamber’in çabalarıyla oluşturulmuş bütün Müslümanları birleştiren ortak paydalar olmasına özen gösterilir.

RADİKAL EĞİTİM
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481