Ahmet Şenol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. HALK KÜLTÜRÜMÜZDE” EV…”

HALK KÜLTÜRÜMÜZDE” EV…”

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

1/4

Sözlükler, bir kimsenin veya ailenin oturduğu yapı, yaşadığı yer diye tanımlıyor; konut, hane, beyt, mesken, ikametgâh, otağ, çergeyi ise benzer veya eşanlamlıları olarak veriyor.

Göktürk alfabesindeki “eb” işareti, Anadolu Yörük ve Türkmen çadırlarında da gördüğümüz en eski Türk evinden ilham almış olmalıdır. Günümüzde söylenen “kara çadırın kızı” veya “kara çadır is mi tutar” türküleri, bir Türkmen aşireti olan Karakeçililer, büyük bir devlet kuran Karakoyunlular veya Oğuz Kağan’ın Günhan’dan olma torununa verilen “Karaivli” adları, “kara” ve “iv”in kılavuzluğunda yolumuzu Göktür alfabesindeki “eb”e çıkarır.

Dedem Korkut’un “iv”i de Göktürk alfabesinin “eb”i gibiydi. Bozkırlarda her evlenen yeni bir ev açtığı için Beyrek de gerdek çadırını babasının evinden bir ok atımı mesafede kurmuştu. Bunun için başka dillerin aksine Türkçede “eşlenmek” yerine “evlenmek” fiili kullanılır. “Evli”, “evlilik”, “evlenme” gibi kelimeler “ev” kökünden türetilmiş olsa da mantığı ve maksadı “eş” ve “eşlenme”dir.

Beyrek’in İstanbul’dan gelen güçlü yayıyla okunu en uzağa atma çabası, Oğuz’un babası Karahan ile çatışmasından beri kazanılmış tecrübeye veya “babayla oğlanın pabucu bir olunca evde kavga eksik olmaz” atasözüne dayanıyordu. Nitekim evlenip aynı evde yaşayan gelin-kaynana gerilimi kadar “baba kovgunu” sözüne veya “evleri ayırmak” fiiline kaynaklık eden baba-oğul çatışma mit, öykü ve edebiyatı Türklerde olduğu kadar dünyada da az değildir; başka bir bağlamda karşımıza çıkan Homeros’un Oidipus’u gibi…

“Allah evlenene de ev alana da yardım eder” güvenci ve “her kuşun yuvası var, kuş kadar olamadım” özlemiyle zorlukları aşarak evlenenler, evlerini Hıdırellez veya Paskalya yumurtalarıyla izleri günümüze kadar gelen yaratılış mitlerinin aşk, mutluluk ve çoğalma sembolü olan “yuva” kelimesiyle nitelerler. Evlilik arzu ve teklifleri türkülere “ikimiz bir yuva kuralım” diye yansır. Ancak yuvanın mimarı, Dedem Korkut’un “evin dayağı”, ataların “yuvayı dişi kuş yapar” dediği gibi kadın; neşesi ise “ulu ağaç dal ile mutlu ev döl ile” sözünde olduğu gibi çocuklardır.

“Benim meskenim dağlar” diye isyan eden de “yârim İstanbul’u mesken mi tuttun” diye sitem eden de mutlu bir evin özlemini duyar ve yokluğunun hüznünü yaşar. Evini ihmal edene “çarşı iti ev beklemez” veya “kırk evin kedisi” diye kızılır; evine, ailesine düşküne “evcimen” denir. Boşanmak; “evi yıkılmak” veya “evi dağılmak”, felaket; “evlerden ırak”, tuhaflık; “evlere şenlik” sözleriyle anlatılır.

(Devamı Edecek)

HALK KÜLTÜRÜMÜZDE” EV…”
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter