İnsana ilişkin bir kavram olarak kültür, tarih içerisinde yaratılan bir anlam ve önem sistemidir. Bir grup insanın bireysel ve toplu yaşamlarını anlamada, düzenlemede ve yapılandırmada kullandıkları inançlar ve adetler sistemidir.
Kültür nedir? Bir insanın kültürlü olmasının ölçütü ne? İnsanlar kültürü nerelerden, hangi kaynak ve mecralardan edinir? Kültür insan için ne derecede hayati öneme sahiptir? 1930‘larda kültürlü insan cumhuriyet rejimini benimsemiş; erkekse ceket giyen, kadınsa diz altı etek giyen, çağın icaplarına uyan insan demek olurken; yetmişli yıllarda bu durum coğrafi olarak ayrıştırılarak ‘şehirli’ insan kültürlüdür basitliğine indirgenmiştir.
Kültür kavramı, ne yazık ki, ülkemizdeki kitle haberleşim araçları tarafından genelde çok dar anlamda kullanılmaktadır. Bu anlam daha çok güzel sanatlarla kısıtlanmaktadır. Örneğin bir sergi açılımı, bir konser, bir folklor gösterisi veya benzeri bir eylem, dar anlamda, genel kültür kavramıyla özdeşleştirilmeye zorlanılmaktadır. Bu kısır döngüye bağlı kalarak ayrıca, bazı tür sergi veya konser ve konferansların yapıldığı merkezlere, yine “Kültür Merkezi” adı verilmektedir. Kültürle ilgili bir tanımın yalın bir cümle içinde verilmesi, kavramın içerdiği yapıya yine kısıtlama getirmektedir. Bu tanımlar içerisinde tüm öğeleri özetleyerek kapsayan ve ret edilemeyecek tek açıklama “onun bir yaşam biçimi” oluşudur
Sosyolojik olarak, kültür bizi saran, insanlardan öğrendiğimiz toplumsal mirastır. Kültürün oluşmasında iki süreç vardır; birinci süreçte insan pasif ve alıcı konumdadır. Belli bir coğrafi çevrede yaşıyor, beslenme ve barınma ihtiyaçlarını orada gideriyordur. Doğayla kurulan bu öncül ilişki, yani ihtiyaçları doğrultusunda edindiği bilgi, dili, davranışları ve maddi üretim ve tüketim aletleri kültürün yaratılmasında birinci aşama olarak karşımıza çıkar. İkinci aşamada ise insan alıcı konumdan çıkar ve üretmeye başlar; yani yaşadığı çevreye etkin ve aktif bir güç olarak katılır. Bu süreç ilk aletlerin yaratılmasıyla sınırlı olarak başlayıp Neolitik Çağ’la birlikte hız kazanmıştır. Kültür birikimle birlikte ivmesi artan bir toplumsal yapı bileşenidir. Giderek her nesil miras aldığı kültüre maddi ve manevi bir katkı yapar ve onu kendinden sonrakilere miras bırakır.
Bireyler için ise yargılama, zevk ve eleştirme yeteneklerinin öğrenme ve tecrübeler yoluyla geliştirilmiş olan biçimine o kişinin kültürü denir.
Kültür, insanın bir organizma ve bir tür olarak hayatta kalabilmek için, değiştirerek ve biçimlendirerek dış ve iç doğaya dahil olma potansiyeldir. İnsan, bu süreç içerisinde kendi çevresinden hareketle ve bu çevreyle ilgili olarak araçlar ve değerler yaratır. Bu araç ve değerler, değişen dünya koşullarına göre bunlardan uzaklaşmak gerekinceye kadar, kurumsallaşmalarla ve geleneklerle bağıntılıdır. Kültür, insanın icra ettiği tüm alanları kapsar. Yani, materyallerle ilgili yaşam güvencesinden hareket ederek, sosyal yaşam düzenleri üzerinden geçip, estetik ve değerlere uyumlandırılmış çevre şartlarına kadar uzanır.
Kültürler, kültür kavramına ilişkin olarak bir sıfat halini ifade etmektedir. Tek başına kullanıldığında kültür, aşağı yukarı insan yaşamının tümünü ifade eder. Kültürler kavramı ise, kültürün oluşum yönüne atıfta bulunmaktadır. İş kültürü, uyuşturucu kültürü, siyasi ve kültür terimleri yaşamın ilgi alanlarını, kavramlaştırma, sınırlama, yapılanma ve düzenlenme biçimleri de dahil denetleyen inanç ve adetler için kullanılır.
KÜLTÜRSÜZLÜK NEDİR?
Bugünkü yaşadığımız bunalımların temelinde kültürsüzlük yatmaktadır. Öyle ki kültür değerler alt üst olmuş durumda, neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamayacak derecede şaşkın bir haldeyiz. Nereye baksak, her yerde kültürsüzlük hâkim. Oysa bunalımdan çıkış yolu kültürsüzlükten kültüre doğru adım atmaktan geçer.
Kültürel değişimler, toplumu, toplumsal değişmeler ise kültürü değiştirir. Öyle anlaşılıyor ki içinde bulunduğumuz meseleler daha çok sosyal ve kültürel alanlardaki kıyasıya yaşanan sancılardan kaynaklanıyor. O halde hem kültüre önem verilecek hem de kültürel zenginliğe hız verilecek ki, ancak o zaman gerçek anlamda medeniyet olunabilsin. Kültür medeniyetin ruhudur çünkü. Ruhsuz ceset bir anlam ifade etmezken, kültürsüz bir medeniyette kuru meşe odunu misali sembolik olmaktan başka bir anlam ifade etmez.
Medeniyet bir anlamda kültürün bedeni, yani ham maddesi hükmündedir. Dahası kültürün gelişmesiyle medeniyet oluşabiliyor. Kültür yerel (milli), medeniyet ise evrenseldir (beynelmilel). Kültüre beynelmilel kimlik vermeye kalkışmak abesle iştigaldir. Dolayısıyla bu durum kültürün evrensel değil yerel olduğunu gösterir. Elbette ki milletler, başka kültür dairelerinden etkilenir ya da etkileyen konumda olabilir. Bu demektir ki kültür daireleri kendi etki gücü nispetinde hem alır hem de verir durumda olabiliyor.
Bir toplumun mensubu olmak; ilgili toplumun oluşma sürecinde ortaya çıkan kültürünü taşımak yükümlülüğünü beraberinde getirir… Ya da getirmelidir… Aynı dili konuşmak, iyi anlaşmak, sevgi, saygı, hoşgörü, aşk falan bir yere kadar… Bilgisiyle, görgüsüyle, medeniyet örgüsüyle kültür, birtakım duyguların eline bırakılamayacak kadar ciddi bir meseledir…
Kültürsüz toplum asla, bir medeniyet ifade etmez…

