Gülçin Erşen
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. SOSYAL MEDYADAN TARİHE DÜŞÜLEN NOTLAR

SOSYAL MEDYADAN TARİHE DÜŞÜLEN NOTLAR

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye gündemi çok hızlı değişiyor… Diğer yandan bazı konular ve sorunlar temcit pilavı gibi yıllardır önümüze geliyor. Özellikle de facebook bu açıdan en iyi hatırlatıcı. Bu bakımdan sosyal medya paylaşımları, haber, bilgi içeren ve tarihe düşülen notlar gibi.

Geçenlerde oğlum; “Her şey o kadar saçma ki; sanki 2012’de kıyamet koptu ve herkes öldü. İnsanlar, öldüklerini fark etmeden, yapay bir dünyada yaşadıklarını sanıyorlar…” gibi bir tümce kurdu. Haklı… Dünya gündemindeki olaylardan bir örnek: Venezuelalı muhalif lider Maria Corina Machado’nun Nobel Barış Ödülü’nü Beyaz Saray’da görüştüğü Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Donald Trump’a vermesiyle, bu ödülün de bir anlamı, önemi ve değeri kalmadı.

Ülke içindeki gündemi işgal eden siyasal, toplumsal olaylarla günümüzü en iyi tanımlayan “At izi it izine karıştı” sözü, Irak, Suriye, Filistin ve son olarak İran gibi hemen yanı başımızdaki ülkelerde yaşanan karmaşa için de kullanılabilir. Savaşa, zulme, adaletsizliğe, antidemokratik ve baskıcı yönetimlere, etnik ve dinci silahlı teröre yol açan birtakım devletler ve örgütler, geçmişi unutmuş ya da unutturmuşçasına açıklamalar yapıyor.

Örneğin; 8 yıl süren İran – Irak savaşı sırasında her iki ülkenin içinde bulunduğu savaş koşullarını kendi lehine kullanan ABD, 1979’da “İran İslam Devrimi” ile dinci molla rejiminin iktidara gelmesinin önünü açmıştır. Çocukken (1980’li yıllarda) Hürriyet Gazetesinde bir yazı dizisi okumuştum: Humeyni, bir yıla yakın bir süre, Türkiye’de bir albayın evinde, sanki onların aile büyüğü gibi saklanmış. Tabii ki; Türk subayı bunu MİT’in emri olduğu için yapmıştır. Büyük olasılıkla bu NATO ve CIA kaynaklı bir çalışmaydı. Yani Ayetullah Humeyni’yi koruyan, hazırlayan ve İran’da başa geçiren güç, Amerika Birleşik Devletleri’dir. Amerika ile İsrail’in ve de İngiltere’nin de birlikte hareket ettiği biliniyor. Dolayısıyla, İran’da resmi kaynaklara göre bini aşan, ama İranlıların sosyal medya paylaşımlarından milyona yakın sayıdaki eylemcinin (masum halkın) katledilmesini çıkar hesaplarıyla ellerini ovuşturarak izleyenler de bu ülkelerdir.

Şah Rıza Pehlevi’nin babası, Atatürk’e hayrandı. Genç Türkiye Cumhuriyeti’ni örnek aldı. İran İslam Devrimi öncesinde aslında aristokrasiyle yönetiliyor, ekonomik ve toplumsal sıkıntılar o zaman da yaşanıyordu. İran tarihinde daha önce de görüldüğü gibi; dış güçlerin desteklediği dinci Arap mollalar, yönetimi ele geçirip, bunun adına “İslam Cumhuriyeti” dediğinde, demokrasiyi getirmediler; aksine, daha baskıcı, gerici bir rejimle ülkeyi yönetmeye başladılar.

“Yurtta barış dünyada barış” olmalı

Çin destekli İran’ın nükleer çalışmaları, askeri güçü, çağdaş ve özgür olmak isteyen halkın, özellikle gençlerin ve kadınların beklenti ve istekleriyle alakasızdı. Sıkça yaptığım bir tanımda olduğu gibi; basınç altındaki bir diş macunu tüpünde ufacık bir delik, macunun dışarı fışkırmasına yeter. Onlarca yıldır baskı altında kalan halkın, başkaldırması kaçınılmazdı. Köklü bir tarihe ve kültüre sahip, milyonlarca Türk (Azeri) soydaşımızın da yurdu olan İran’ın, güçlü ve bağımsız olması, halkının mutlu ve özgür olması, Türkiye ile dayanışma içerisinde bulunması dileğimdir. Bu bağlamda; Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” sözünün somut yansıması “Sadabat Paktı”nın ne denli bir ileri görüşün ürünü olduğu daha iyi anlaşılmalı. Bu paktı 1979’da fesheden de İran’da başa geçen dinci rejimdi.

Hem yakın (İran) hem uzak (Venezuella) coğrafyalarda yaşananlardan Türkiye’deki yöneticiler ve halk ders almalıdır. Ülkeme ilişkin sürekli dile getirdiğim uyarıyı yineliyorum: Yıllardır sağcı – solcu, alevi – sünni, Türk – Kürt, dindar – laik, şucu – bucu diye birbirine düşürülmeye, ötekileştirilmeye çalışılanların kin, öfke, nefret, acındırma, kışkırtma (ajitasyon) ile hiçbir şey elde edemeyeceklerini, kendilerine, ülkemize zarar verdiklerini fark etmeleri gerek. Ülkeyi yönetenler akıllarını başlarına devşirip, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtarıcısı ve kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkeleri ve devrimleri ışığında, tam bağımsızlık, çağdaş uygarlığın ilerisine geçmek ülküsüyle, yurttaşlar arasında ayrım gözetmeksizin, önce ülke çıkarlarını sonra dünya barışını gözeterek, yetkin bürokratlar ve diplomatlarla süreci yönetmeliler.

Uzun zamandır Türkiye’de halkta birlik, beraberlik, dayanışma ve yardımlaşma duygularını teşvik edebilecek bir siyasi iktidar yok ne yazık ki… İyiliğin ve yurtseverliğin de, yurdun her türlü zenginliğinin de belli bir siyasi partinin, dinin, ırkın, etnik kökenin tekelinde bulunmadığını anlamalılar. Bu ülke, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığını parayla satın alanların değil; atalarından, tarihsel ve kültürel geçmişinden, yurt olarak seçilmesinden ötürü burada yaşayan, ülkesini seven halkındır. İster Türk halkı, ister Türk ulusu diye adlandırın. (“Türkiye halkları” değil! Bir ülkenin tek halkı vardır. Birden fazla halktan söz ediliyorsa, birden fazla devlet söz konusudur…)

Buradan hemen kandil meselesine bağlayayım: Kandillerin İslami gelenekte olmadığı yönünde din adamlarının açıklamalarını yıllardır paylaşıyorlar. Hatta bununla ilgili kutlama mesajları paylaşanları tersleyen, eleştiren bile var. Ben bu konuda görüşüm şudur: İnsanların birbirlerini arayıp sormasına, iyi ve güzel dileklerde bulunmasına, dualarına vesile olan her türlü kutlamaya, hangi inanç kapsamında olursa olsun, olumlu bakarım. Kaldı ki; aynı kaynaktan gelen ve aynı şeyi amaçlayan tüm “Hak dinler” in artık özünden uzaklaştığını ve yozlaştığını düşünmekteyim.

Ne kadar dindar olduğunu kanıtlamak, görev savmak, birilerine yaranmak amacı gütmüyorsa; bu tür kutlamaları ve iletileri, insanlıkla, iyilikle, dostlukla, sevgiyle ilişkilendiririm, kabul ederim.

Kandilerin yanı sıra, Yılbaşını, Noel’i, Nardugan’ı, dinsel bayramları, ulusal bayramlarınızı, Nevruz’u, Hıdırellez’i hep birlikte coşkuyla kutladığımız zaman; gerçek anlamda birlik ve beraberlik içinde; gönüllere ve dostlara sevinç; düşmanlara üzüntü ve korku salmış oluruz.

SOSYAL MEDYADAN TARİHE DÜŞÜLEN NOTLAR
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

0 Yorum

  1. 19 Ocak 2026, 10:07

    yüreğine kalemine sağlık bir çok şeyi özetlemişsin sağ ol var ol Gülçin hanım


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481