İnsan, düşüncesini dünyaya önce kelimelerle dokur. Söz; hem kalbe inen bir merhem, hem de gönlü yakan bir kıvılcımdır. Bu yüzden kelimenin gücü, sadece ses tellerinden çıkan bir titreşimin ötesindedir. Söz; karakterin gölgesi, aklın aynası, ahlakın imtihanıdır.
Bugün toplum olarak en çok unuttuğumuz şey, konuşmanın bir sorumluluk olduğudur. Kelimelerin, karşı tarafın ruhunda bıraktığı izleri düşünmeden konuşuyor; cümlelerimizi, sanki sonuçsuz birer rüzgâr esintisiymiş gibi savuruyoruz. Oysa söz, her zaman bir yön verir; ya iyiliğe çağırır ya da ayrışmayı büyütür.
Peki konuşurken nelere dikkat etmeliyiz?
Önce niyete dikkat edeceğiz.
Her kelime, niyetinin rengini taşır. Kirli bir niyetle kurulan temiz cümle yoktur. Kalbi düzgün olanın dili de incelik taşır.
Sonra ölçüye dikkat edeceğiz.
Sözün de bir tartısı vardır. Fazlası incitir, azı eksik bırakır. “Yerinde söz söylemek, yiğidin işidir” der eskiler. Çünkü doğru söz bile yanlış yerde söylendiğinde hakikati bulandırır.
Sadelik…
İnsan ne kadar basit anlatırsa o kadar anlaşılır. Gösterişli kelimeler değil, samimi olanlar tesir eder. Yunus’un “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı” demesi boşuna değildir. Sade ama yerli yerinde…
Ses tonu…
Sözün cesedi kelimelerse, ruhu sestir. Bazen bir hakikat bile, yanlış tonla söylendiğinde hakaret gibi algılanır. Ne söylediğimiz kadar, nasıl söylediğimiz de mühimdir.
Dinlemek…
Konuşmanın gizli ortağıdır. Dinlemeden konuşan, boş bir odada yankıya konuşur. Karşındakini duymazsan, kelimen konuşsa da karşıya ulaşmaz.
Ve son olarak: Hakikate sadakat.
Sözün en büyük gücü, gerçeği taşıma mesuliyetinden gelir. Hakikatsiz söz; tesir etmez, iyileştirmez, dönüştürmez. Hele ki böylesine suni gündemlerle boğulan bir toplumda, hakikati dert edinmiş herkesin sözü bir tutamak, bir istikamet olmalı. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey; çok konuşan insanlar değil, doğru konuşan insanlar.
Kavga eden değil, dert alan insanlar…
Kelimelerini öfkenin değil, vicdanın terazisine koyan insanlar…
Çünkü söz, insana emanettir.
Ve her emanet gibi, sahibini belli eder.
İşte bu yüzden; konuşurken önce kalbimizi temizleyeceğiz, sonra cümlemizi kuracağız.
Belki o zaman kelimelerimiz yeniden ışık taşır; duyanı incitmez, okuyanı onarır.

