Mehmet Nergiz
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. “MİZAHIN USTASI, ÇOCUKLARIN DOSTU, EDEBİYATIN ÇOK YÖNLÜ KALEMİ: ATAY SÖZER”

“MİZAHIN USTASI, ÇOCUKLARIN DOSTU, EDEBİYATIN ÇOK YÖNLÜ KALEMİ: ATAY SÖZER”

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Karikatürden senaryoya, romandan çocuk edebiyatına uzanan geniş bir yelpazede üretim yapan Atay Sözer, yarım asra yaklaşan sanat yolculuğunda hem ustaların öğrencisi oldu hem de kendi kuşağına yol açtı. Gırgır’da Oğuz Aral’ın toplantılarından sinema setlerine, Homur Mizah Grubu’ndan çocuk kitaplarına uzanan üretim serüvenini anlatan Sözer, sanatın toplumla ilişkisini, nitelikli işlerin kıymetini ve yeni kuşaklara aktardığı deneyimlerini paylaştı.

1959 yılında İstanbul’da doğan Atay Sözer, Türk mizahının, karikatürünün ve edebiyatının yaşayan önemli isimlerinden biri. Güzel Sanatlar Akademisi’nin (bugünkü Mimar Sinan Üniversitesi) Sinema-TV bölümünde Lütfi Akad, Halit Refiğ, Metin Erksan ve Duygu Sağıroğlu gibi ustalardan ders alarak başladığı sanat yolculuğu, yıllar içinde farklı alanlara yayıldı. Hem karikatürist hem senarist hem de yazar kimliğiyle tanınan Sözer, Gırgır dergisinde Oğuz Aral’ın öğrencileri arasında yer aldı, Zeki Alasya–Metin Akpınar ikilisinin televizyon dizilerine senaryolar yazdı, roman ve çocuk kitapları kaleme aldı.

Sözer’in kariyerinde dönüm noktalarından biri de, 1999 yılında bir grup arkadaşıyla birlikte kurduğu Homur Mizah ve Karikatür Grubu oldu. “Parayla satılmayan, gerek duyulduğu zaman çıkan” mizah dergisi sloganıyla yayın hayatına başlayan Homur, farklı demokratik kitle örgütlerinin desteğiyle 88 sayı boyunca okurla buluştu. Bu süreçte pek çok ödül kazanan Sözer; Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Muzaffer İzgü ve Nasreddin Hoca ödüllerinin yanı sıra, karikatür alanında Abdi İpekçi ve Nehar Tüblek ödüllerinin de sahibi oldu.

Bugün ise özellikle çocuk edebiyatı alanına yoğunlaşan Sözer, “Kitap Kaçkınları” serisi, “Yapay Zekâ Çiftliği” ve “10 Liranın İnanılmaz Hikâyesi” gibi kitaplarla çocukların dünyasına sesleniyor. Ege’den esinlenen eserler, toplumsal sorunlara göndermeler ve mizahın evrensel dili Sözer’in üretiminde birleşiyor.

Biz de Atay Sözer ile geçmişten bugüne sanat yolculuğunu, eserlerinde taşıdığı izleri, günümüz sanat ortamına bakışını ve yeni projelerini konuştuk.

-SİZİ KISACA TANIYABİLİR MİYİZ?

1959 yılında İstanbul’da doğdum…. Güzel Sanatlar Akademisi (şimdiki adıyla Mimar Sinan Üniversitesi) Sinema-Tv bölümüne girdim. Burada Lütfi Akad, Halit Refiğ, Metin Erksan, Duygu Sağıroğlu gibi ustaların öğrencisi oldum.

Bu arada karikatür de çizmeye başlamıştım yavaştan, Gırgır dergisinde Oğuz Aral’ın çiçeği burnunda çizerlerle yaptığı haftalık toplantılara katıldım.

Karikatürcüler Derneğinin çeşitli faaliyetlerinde başta Turhan Selçuk olmak üzere birçok ustayla çalıştım.

Sinemada yönetmen yardımcılığıyla başlayıp senaristlikle devam ettim. Zeki Alasya- Metin Akpınar’la Hastane dizisi ve Çiçek Taksi başta olmak üzere birçok dizi yazdım. Sinemada Sulhi Dölek’in Kirpi romanıyla İfran Yalçın’ın Fareyi Öldürmek romanından uyarladığım İçimdeki İnsan filminin senaryolarını yazdım.

Mizah ve karikatür alanındaki çalışmalarım 1999 yılında bir grup arkadaşla birlikte kurduğumuz Homur Mizah ve Karikatür grubuyla devam etti. İlk 45 sayısı Evrensel’in haftalık eki olarak çıktı sonra başka bir boyuta evirildi. Tabloid boyla çıkan derginin sayıları farklı bir demokratik kitle örgütü tarafından yayınlandı. Yani bir sahibimiz yoktu.

“Parayla satılmayan, gerek duyulduğu zaman çıkan” mizah dergisi sloganıyla çıktı, bu açıdan belki de bir ilktik. DİSK, TMMBO, KESK, İSTANBUL TABİB ODASI, BİRLEŞİK METAL gibi birçok kuruluş yayıncımız oldu, bu şekilde 88 sayı yayınlandı ayrıca iki ayda bir Birleşim Metal İş sendikasına HOMURCUK ve KIRMIZI METAL KARINCA adlı çocuk dergilerini yayınlıyoruz.

İlk öyküm YAŞASIN EDEBİYAT dergisinde yayınlandı.

Kitaplar yazdım, GÜLLABİCİ kitabıyla Aziz Nesin, DÜNYANIN EN KÖTÜ AVUKATI romanıyla Rıfat Ilgaz, ALLAH’IN ADAMI senaryomla MUZAFFER İZGÜ ödüllerini aldım, iki de NASREDDİN HOCA ödülü var; karikatür dalında da ABDİ İPEKÇİ ve NEHAR TÜBLEK ödüllerim var.  MOBİDİK çocuk dergisine, İstanbul Gerçeği internet gazetesine yazdım yazdım.

LAZ GÜVERCİN, DAMDAN DÜŞEN BAŞBAKAN adlı mizah kitaplarım yayınlandı.

Daha sonra çocuk kitaplarına yöneldim, dört serilik KİTAP KAÇKINLARI, DÜYAYI KURTARAN ARI, DALINDAN DÜŞMEYEN YAPRAK, BAN SİZİN BİLDİĞİNİZ TESTLERDEN DEĞİLİM, 10 LİRANIN İNANILMAZ HİKAYESİ, YAPAY ZEKA ÇİFTLİĞİ gibi kitaplarım yayınlandı. Halen de bu alanda çalışmayı sürdürüyorum.

-SANATLA İLK BAĞINIZ NE ZAMAN VE NASIL KURULDU?

Çocuk ve mizah dergileri okuyarak başladı sonra sinema merakı, radyo programları (o zamanlar henüz televizyon yoktu) böyle bir iletişim alanı olduğunu fark ettirdi, kendimce karikatür çiziyordum. O günlerin en popüler dergisi Gırgır’dı. Bir gün bir cesaret karikatürlerimi toplayıp Oğuz Aral’a götüreyim dedim sabah erkenden derginin kapısına gittim, biraz sonra Oğuz Aral geldi.

“Abi karikatür getirdim” dedim.

“İyi de öğlen sonra toplanıyoruz erken gelmişin” dedi.

Şaşırmadı sanki bekliyor gibiydi, meğer bir iki haftadır pazartesi günleri çiçeği burnunda çizerler toplanıyormuş benim haberim yok tabii, denk düşmüş. Bu şekilde karikatür alemine adımımı attım, daha sonra Sinema-Tv bölümüne girince senaryo yazarlığını keşfettim ve bu alanda da çalışmaya başladım.

-BU ALANDA ÜRETMEYE SİZİ İTEN ŞEY NEYDİ? BİR KIRILMA ANI VEYA İLHAM KAYNAĞI VAR MIYDI?

Gerek kendi özelimden gerek ülkede yaşananlardan, haberlerden, sokakta gördüklerimden beslenirim. Her şey ilham kaynağı olabiliyor, herhangi bir kelime bile çağırışım yaparak farklı bir iş çıkartabiliyor.

-BUGÜNE KADAR ORTAYA KOYDUĞUNUZ ESERLER İÇİNDE SİZİ EN ÇOK YANSITAN NELER OLDU?

Her eserde benden bir paça vardın kuşkusuz. Rıfat Ilgaz ödülü aldığım Dünyanın En Kötü Avukatı romanında bir ülke gerçeğini anlattım kara tehlikeye dikkat çekmek istedim. Roman yayınlandıktan sonra kitapta anlattıklarım daha da net olarak ortaya çıktı.  Çocuk kitabı olarak yazılan Kitap Kaçkınları serisi ve Yapay Zekâ Çiftliği ise günümüzde karşılaştığımız pek çok sosyal soruna göndermeler yapmaktadır.

-ESERLERİNİZDE MİLAS’TAN, EGE’DEN, YÖRESEL UNSURLARDAN İZLER BULUNUYOR MU? VE TURHAN SELÇUK KARİKATÜR YARIŞMASI HAKKINDA DÜŞÜNCELERİNİZ NELERDİR?

Ege Bölgesi her zaman için bana iyi gelmişti, DAMDAN DÜŞEN BAŞBAKAN ve LAZ GÜVERCİN kitaplarımı buradan çıkardım. Daha sonra tam bir Ege tutkunu olan rahmetli arkadaşım Ercan Günaydın Ankaralı Yağmur Yayın Grubunun temsilciliğini aldı ve çocuk kitaplarını çıkartmaya başladım. Kitap Kaçkınları serisinin ikinci kitabı SÖYLENCE DEDETKİFLERİ büyük ölçüde bölgeden esintiler içerir.

Turhan Selçuk’la karikatürcüler derneği döneminde epey bir çalışmam olmuştu. Dünya karikatürünün tartışmasız öncü isimlerinden biridir.  Onun adına bir karikatür yarışması yapılması da çok önemlidir kuşkusuz. Bu yıl yapılmaması üzücü elbette, dilerim önümüzdeki yıl devam eder. Ancak Turhan Selçuk adının bir ağırlığı ve bunun getirdiği bir sorumluluk vardır. Ödül seçimlerinin büyük bir titizlikle yapılması gerekmektedir gerek nitelik gerek içerik gerek ideolojik olarak onun adıyla çelişmemesi lazımdır. Geçtiğimiz dönemlerde çalıntı veya yapay zekâ ile üretilmiş işlerin seçilmesi biraz can sıkmıştır. Söz konusu Turhan Selçuk olunca dikkat birkaç misli daha fazla olmalıdır.

Bu yıl yarışma şeklinde değil de en azından önceki yıllarda ödül almış karikatürlerden bir kolaj sergi düzenlenebilir belki, hiç olmazsa yarışmanın adı yaşatılmış olur.

-BUGÜN SANATLA UĞRAŞMAK SİZCE NASIL BİR DENEYİM? İMKÂNLAR, İLGİ VE ÇEVRE AÇISINDAN DEĞERLENDİRİR MİSİNİZ?

Bir eser üretmek ve bunları kitlelere ulaştırmak muhteşem bir duygu tabii ki. Bunların ilgi görmesi, toplumda karşılık bulmasının getirdiği moral sizin yeni işler üretmenize neden oluyor. Tabii burada sorun eserlerinizi ileteceğiniz mecralar. Eskiden gazetelerde dergilerde yer bulmak sorun oluyordu. Şimdi gelişen teknoloji işleri çok kolaylaştırdı ama bir o kadar da niteliksiz hale getirdi. Sosyal medya platformları sayesinde herkes yazar, karikatürcü, gazeteci, senarist, oyuncu, haberci, televizyon sahibi oldu; hiç masrafı yok bir cep telefonuyla istediğiniz şeyi yapabilirsiniz. Ortam tam bir çöplüğe dönüştü bu arada gerçekten nitelikli işler de bu hengâme içinde gümbürtüye gidiyor.

-SİZCE BİR SANATÇININ TOPLUMLA İLİŞKİSİ NASIL OLMALI?

Aslında sanatçı demek bana biraz tuhaf geliyor. Çünkü sanatçılık bir meslek değil bir niteliktir. Güzel olmak, yakışıklı olmak, zeki olmak, yetenekli olmak gibi, sanatçı olmak da vardır. Meslek olan yazar olmak, çizer olmak, oyuncu olmak, müzisyen olmak, ressam olmaktır. Yani zanaatçı olmaktır. Ancak yaptığınız zanaata kendinizden bir parça, bir özellik koyabiliyorsanız o zaman sanat ortaya çıkıyor. Tabii bunun karanını da siz değil karşı taraf verir, yani sizin “Ben sanatçıyım” demeniz “Ben çok akıllıyım” demeniz gibi olur. Toplum sizi sanatçı olarak nitelendirdiğinde de siz istemesiniz de üstünüze bir sorumluluk yüklüyor, insanları yönlendiriyorsanız hata yapma hakkınız olmuyor. Kimseyi kendi yanlışınızın peşinden sürükleyemezsiniz. O yüzden fikir üretirken kırk kere düşünmek gerek.

-SON OLARAK, ŞU ANDA ÜZERİNDE ÇALIŞTIĞINIZ YENİ BİR PROJE VEYA PAYLAŞMAK İSTEDİĞİNİZ BİR GELİŞME VAR MI?

Şu an yayına hazır iki çocuk romanı bekliyor, üzerine çalıştığım bir çocuk romanı ve bir film senaryosu var. Tabii dijital kanallar için tasarladığım dizi projeleri de bunulmakta.

“MİZAHIN USTASI, ÇOCUKLARIN DOSTU, EDEBİYATIN ÇOK YÖNLÜ KALEMİ: ATAY SÖZER”
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481