3. Bölüm
(Geçen makaleden devam)
Bu altı duruşta, duruşla birlikte ya da duruş ardından gelen bir eylem söz konusudur. Oysa eylemin değil de edilimin olduğu duruşlar da vardır! Bunlardan ikisi Evrenle birleşmek, evrende yok olma duruşudur. Bunlar doğu bilgeliğinde, mistik öğretilerde ortaya çıkıyor. “Fenâfillah”, “Nirvana” bu, birleşme, bir olma, yok olarak var olmayı dile getiren iki kavramdır. Örneğin. Yüce bir güçte eriyip, onunla bütünleşme, “benliği” ortadan kaldırma duruşu, bizim kültürümüzde tasavvuf ile yaşanıyor. Edilim duruşlarından ikincisi, felsefeye özellikle kökleri Doğu Bilgeliğine dayanan bir duruştur. Bu edilim duruşuna “o oluş duruşu” denilmektedir. Bu, öyle bir duruştur ki, önün de durduğumuz varlığın “o oluşu”, “nasılsa öyle oluşu” ortaya çıkar. Örneğin bir çiçeğe öyle bir dururuz ki, çiçek duruşumuzla, çiçekliğini gerçekleştirir, “çiçekler”. Ağaca öyle bir o oluş duruşuyla dururuz ki ağaç, ağaçlaşır.
Bir kültürel olayı bu açıdan yorumladığımızda, ölçen, gözlemleyen, deney yapan kişi, anlamak istediğini etkilemiş olmaz mı? Bu açıdan, bakan, duran; baktığı, durduğu varlığı etkiler. Biz yokken orada ölçtüğümüz “o” değildir artık; biz tesbit etmeye kalktığımızda, bir yorumla, ona hangi duruş olursa olsun yaklaştığımızda o “değişir”. Bütün bunları, Teknolojinin ve Halk biliminin çağımızda insan yaşamındaki yerini sorgulamak için tartışmak gerekmektedir. İnsanın olanaklar karşısında duruşu, olanakların gerçekleşmesinde anlam oluşturur. Örneğin bir çiçeğin karşısında herhangi bir duruşumuz, o çiçeğe yönelttiğimiz ilk anlamı ortaya koyar. Duruşların kendisi yaşadığımız dünyaya verdiğimiz anlamın, anlamların ilk basamağını biçimlendirir. Yapım ve düşünüm duruşları teknolojik ve Halk Bilimsel etkinliğin temel duruşlarıdır. Bu duruşlarla ortaya çıkan ilk anlamların ardından, yaşanan, yorumlanarak kuramlar haline getirilerek düzenlenir. Bir yemeni tamircisi, yapım duruşunun ardından, araç ve gereçlerini belli bir biçim de anlamlandırır. Onları belli anlamlar bütünü içinde görür, düşünür. Araç ve gereçlerin yapım, işletim kuramlarını bilen bir ustanın anlam çerçevesi ile eğitim almamış çırağın anlam çerçevesi farklıdır. Ama duruş ardından gelen anlamlama, anlam verme etkinliği olmadan insan yaşayamaz. Yalnızca yapım ve düşünüm duruşlarının değil, diğer temel duruşların ardından da anlamlama etkinliği gerçekleşir. Anlamlama, anlam verme etkinliği sonunda bir edimle birleşir. Örneğin araştırma içinde bulunan biri, sorununa düşünüm duruşuyla yaklaşır. Elbette bu duruşunu bütünleyen yapım, etik, etkinim… duruşları da işin içine karışabilir.
Bu duruş, onu araştırmaya bağlayan, yıllar süren öğrenme sürecinin, çilesinin sonucunda geliştirdiği duruştur. Bu duruşla. Yaklaşır ve varsayımlar, kuramlar, yasalar, açıklamalar, öngörüler, öndeyiler, kısacası bir kavramlar düzeni içinde sorununa bakar. işte bu kavramlar düzeni, duruş ardı anlamlardan, anlamlamalardan oluşur. Anlamların büyük çoğunluğunu edinmiş, belki bir bölümünü kendisi oluşturmuş olabilir. Bu duruş ve anlam aşamalarıyla edime ulaşır, düşünür, bilgi üretir, etkinlikte bulunur. Anlam çerçevesi bilinç içinde oluşur. Anlamlama çabası zihinsel bir çabadır. Bu çabanın toplumsal, kuramsal, deneysel boyutları edimle ortaya çıkar. Örneğin, Halk Bilim insanının bir arkadaşıyla bir sorunu tartışması, onun bir edimidir. Bir bildiri, bir makale, konferans, edim grubuna girer.
(Devamı gelecek makalemizdedir.)

