“Kültür, bir toplumun mirasıdır. Genel olarak insanlığın bütün sosyal mirasını, özel olarak da bu mirasın zorlayıcı yönlerini ifade eder” diyen Ralph Linton’un yaklaşımı, doğrudan doğruya atalardan aktarılan ve bütün insanlığın malı olan ürünlerden hareketle, bu tanıma karşılık Otto Klineberg, “Toplumun içinde bulunduğu çevrenin belirlediği yaşayış biçimi.” diye coğrafyayı ve çevreyi öne çıkarırken, Clyde Kluckhohn “Bir halk topluluğunun farklı yaşayış biçimi ve bütün hayatıyla ilgili düşünceleri, planları diyerek topluluklar arası farklı görüntülere ağırlık vermek istemiştir. Toplumla ilgili başka bir tanım, “Kültür, toplumdaki geçmiş davranışların biriktirilerek aktarılan sonuçlarıdır.” biçiminde ortaya konurken hem eski bilgilerin hem de bunlara yeni bilgilerin ve davranışların eklendikten sonra aktarılmasına önem verilmiştir.
Öyle veya böyle, ifade edilen bütün bu tanımlar, bir yandan birbirinden uzaklaşır gibi görünürken, diğer yandan birbirini tamamlayan veya birinin eksik bıraktığına destek veren tanımlar olarak kabul edilebilir. Esas olan insandır, insanın bilgi sahibi olmasıdır, bu bilginin aktarılması, paylaşılmasıdır. Bir tek kişiye ait olan bilgi, diğer insanlarla paylaşılmadığı, diğer kuşaklara aktarılmadığı ve başka topluluklarla işlenmediği takdirde, kültür kavramının çerçevesi içinde yer alamayacaktır.
Karşımıza bu düşünceler çıkınca; kişinin ilişki kuracağı, iletişim sağlayacağı topluluklar, gruplar, sınıflar, birlikler, dernekler vb. söz konusu olmaktadır. Kültür, kişiyle birlikte bütün bu kümeleşmelerin meydana getirdiği bir sosyal yapı içinde daha da önem kazanmaktadır. Bu yapıyı oluşturan farklı ögeler tek başına bu yapıyı açıklayamaz. Ona diğer ögelerin yardımcı olması, birlikte hareket etmesi ve sonuçta ögelerin bir bütünlük oluşturması gerekmektedir. Bunu sergilenen bir tiyatro eserine benzetebiliriz. Oyunu yazan, oynayan tek değildir, ona yardım eden birçok kişi başarılı bir gösteri elde edebilmek amacıyla kendi üzerlerine düşen görevleri büyük bir sorumlulukla ve en iyi bir biçimde ortaya koymak isterler. Dekorcu, terzi, boyacı, ayakkabıcı, makyöz, ışıkçı, müzisyen, suflör ve daha niceleri sahnede eseri dile getiren kişinin yardımcısıdırlar. Bunların birinin bile işini baştan savma yapması, sahnedeki sanatçının başarısız olmasına yol açar.
Sosyal yapı içinde belirlediğimiz kişi, grup, sınıf, dernek, birlik vb.’nin belki her biri, kendi kendine yeter bir durum veya oluşum içinde görünebilse de bütünlüğe hizmet eden, o bütünlüğün bir parçası olan öğelerdir. Dolayısıyla kültür kavramı, sosyal yapının hem parçalarından hem de bu parçaların oluşturduğu bütünlükten ayrı olarak düşünülemez. Başka bir benzetme ile durumu açıklığa kavuşturmak daha doğru olacaktır. Bir evin yapılabilmesi için önceden düşünülmesi gereken işler vardır. Yer seçimi, arsa bulunması, bürokratik izinler ve işlemlerin yapılması, temelin hazırlanması, nasıl önceden düşünülecekse, kullanılacak demir, çimento, tahta, çivi, boya, taş, tuğla vb. malzemenin de sağlanması gerekmektedir. Evin sağlam ve dayanıklı bir temeli ile bağlantılı kolonlarının da olması şarttır.
(Devamı gelecek makalemizde)

