Ahmet Şenol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. OYUN KÜLTÜRÜ VE HALK OYUNLARI (4. Bölüm)

OYUN KÜLTÜRÜ VE HALK OYUNLARI (4. Bölüm)

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

(4. Bölüm)

(Geçen makaleden devam)

SKöy düğünlerinde küçük çocukların seyrederek öğrenmeleri, büyüklerin tavır ve hareketlerini taklit etmeğe başlamaları, söylenilen mani, türkü ve diğer kafiyeli sözlerin bir çocuk oyunu tekerlemesi veya sayışmacası gibi hemen ezberlenivermesi, daha büyük yaştaki gençlerin kiz ve oğlan evinde yapılanlara katkı sağlamaları, çocuktan gençliğe geçilme çağlarında ilk oyun figürü, hareketi denemelerine girişilmesi, yavaş yavaş türkü söylemeyi gönüllü-gönülsüz istemeleri, bir oyunun kuşaklar boyunca devam ettirilip günümüze kadar getirilmesi, unutulmaması gereken önemli noktalardır.

Ayrıca yetişkinlerin oyunlardaki hareketleri, rahatlama, dert ve sıkıntılardan kurtulma, boşalma, stresten uzaklaşma, diğer kişilerle veya akranlarıyla birlikte olup, bir şeyleri paylaşma, çocuk ve gençlere örnek oluşturacak tutum ve davranışlarda bulunma konuları, oyunun yapısında göz önüne alınarak değerlendirilmektedir. Yaşlı kuşakların oyunlarla ilgili hatıraları, geçmişi yad ederek ufak tefek katkılarını da bu araştırma konularına eklediğimiz zaman, bir oyunun bütünlüğü daha iyi anlaşılmış olacaktır.

“Kendi kendime her zaman sormuşumdur; milletlerin özelliğini yapan unsurlar nelerdir? Buna çeşitli yönlerden cevap verilebilir: Dil, tarih, sanat, düşünce gibi milletleri birbirinden ayıran ana sınırlar ise, duygu ve düşüncenin nihayet bir kalıbıdırlar. Milletlerin dilleri birbirinden ayrıldığı halde onlar duygu ve düşüncede çoğu zaman birleşmektedirler. Böylece dilin toplumlar arasında açmış olduğu uçurum duygu ve düşünce vasıtasıyla doldurulmaktadır.

Sanatın çeşitli dalları, kullandıkları malzeme ne olursa olsun insanı anlatmak ister. Sur dille. musiki sesle, mimari taşla ve resim renkle insanın kendisini vermek çabasındadır. Fakat insan bütün bunlarda kendisini kendisinden olmayan bir malzeme ifade etmektedir. Bu bakımdan sanat olsun düşünce olsun bizatihi insana dokunamaz. İnsanın bizatihi kendisiyle yüz yüze gelmez.

İnsanın kendisini kendisine has bir dille anlatması ancak oyunla mümkündür. Oyun duygu ve düşüncenin hareketle ifadesidir. Hareket kadar insanın kendisine ait hatta doğrudan doğruya kendisi olan bir ifade vasıtası yok gibidir. İnsan şahsiyetinin bir toplum içinde geliştiği düşünülecek olursa, oyunun temel unsurunu teşkil eden ölçü ve figürlerin. ferdin içinde büyüdüğü toplumla sıkı sıkıya bağlı olduğu kolayca görülebilir.

Oyunun bir özelliği daha var: O da sanatın nevileri içinde dil ve ifade bakımından hem en eski hem de uluslar arası oluşudur. İptidai topluluklara doğru gidildikçe oyunun düşünce ve sanatı çevresinde topladığını. sosyal hayatın bütün faaliyetlerini kuşatmış olduğunu görürüz. İptidai insan oyunu sadece estetik bir faaliyet olarak görmez: onunla dini düşünce. Kainat tasavvuru, insan kaderi, arzular, ihtiraslar, efsaneler ifade edilir. Oyun topluluğun her şeyini ifade eden müşterek mevzu ve anlatış vasıtasıdır.

(Devamı gelecek makalemizde)

OYUN KÜLTÜRÜ VE HALK OYUNLARI (4. Bölüm)
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481