(2.Bölüm)
(Geçen makaleden devam)
Oyun anlatımı içerisinde yukarıda saydığımız öğelerin dışında kalan başkaları da vardır. Söz gelimi, insanın istekleri, arzuları, ihtirasları, çaresizliği, hayranlığı, sevgisi, kıskançlığının yanı sıra çevreyle ilişkisi, dünya görüşü, başarıları bir estetik çalışma olarak ortaya konmaktadır. Estetiğin temelinde yatan ölçü, zamanın doğru değerlendirilmesi, güzellik ve diğer öğeler, oyunu daha da anlamlı kılmakta; hele müzik ve giysi gibi yardımcı araçlarla bir arada sunulduğunda göze ve kulağa birlikte hitap ettiği için, anlamı daha fazla kuvvet kazanmaktadır.
Kişinin çevresindeki aynı kültür kalıplarına sahip insanlara oyun yoluyla birtakım mesajlar verip iletişim kurması, diğer insanlara da etki etmiştir. Onların da katılmasıyla topluca aktarılan oyunlar ortaya çıkmıştır. Bu oyunlar yöre yöre çevreye yayılmış, her topluluk veya daha sonraları her millet kendi duygu ve düşüncelerini estetik bir düzenleme ile gösterip uygulamağa başlamıştır. Topluca sergilenen oyunların sosyal hareketliliği veya heyecanları, inançları veya dini uygulamaları, hatta gündelik hayatın farklı yönleri, ekonomik tutum ve davranışları önemli bir biçimde anlamlandırıldığı görülmektedir.
Yukarıda altını çizdiğimiz kültür çevreleri, bir oyunu sergilerken onu kimin, nerede, nasıl ve niçin ortaya çıkardığı pek önemsenmez; zaten bu nokta çoktan unutulmuştur bile… Kişilerin o toplum içindeki sınırlı ömrü, oyunu düzenleyen kişinin adının çabucak unutulmasına yol açınca ve oyun o toplumun kişileri tarafından kabul edilip anlamlandırılınca, artık isim önemli değildir. Oyun herkese mal olmuş, ona toplum sahip çıkmıştır. Böylece halkbiliminin, yani folklorun en başta istediği “anonim olma” özelliğini, artık kazanmıştır. Oyunu yaratan veya düzenleyen unutulmuş ama, oyunun zamanını, özelliklerini ve hareketlerini belirleyen gelenek, yaşatılmayı sürdürmüştür.
Daha önceki sayfalarda sözünü ettiğimiz kalıp yargılardan olan gelenek, toplumsal yapı içerisinde bu kez oyun biçiminde insanların karşısına çıkmış tır. Elbette her geleneğin bir oyunla anlatılması veya aktarılması söz konusu değil; ama şurası bir gerçek ki, her oyunda herhangi bir geleneğin kendisini veya izlerini kolaylıkla görmemiz mümkündür.
Geçmiş yüzlerce yıl her milletin tarihinde unutulmaz hatıralar bırakmıştır. Savaşlar, iç ve dış göç, sınırların tekrar tekrar çizilmesi yüzünden ortaya çıkan aile, boy ve aşiret bölünmeleri, arazi anlaşmazlıkları, üretim ve tüketim ile ilgili özel günler, bayramlar, eğlenceler, yas törenleri, mevsime bağlı takvim kutlamaları, dini inançlarla ilgili yapılanlar, avcılık vb. daha birçok olayın insanları çok uzun süre meşgul ettikleri bilinmektedir.
Bunların bir bölümü atalardan aktarılan kültür öğeleriyle işlenmiş, süslenmiş, müzik ve ritim olgusuyla donatıldıktan sonra hareket öğesiyle zenginleştirilmiş ve bu gelenek veya yaşanılmış olaylar, hatıralar, bir duygu ve düşünce eseri olarak hareketle anlatımı yeğlemiş, nihayet aynı kültür çevresinden gelen ve oyunun anlatıldığını kolayca çözebilen insanlara, bir oyun biçiminde sunulmuştur.
(Devamı gelecek makalemizde)

