(1. Bölüm)
Halk oyunları Bir amaç doğrultusunda herhangi bir konunun düzenli ve ritmik beden hareketleri ile anlatımıdır. Bireyin hareketlerle kendini anlatma sanatıdır. Yasam boyu yaşanan olayların görüntülerini, ritmik hareketlerle ortaya koyan bir eylemdir. Bir ritme uygun çalgı eşliğinde yapılan düzenli hareketlerin tümüne halk oyunu denir.
Bir milletin kültür kalıpları, o milletin duygularının ve düşüncelerinin kalıplarıdır. Milletin tanımlanmasında söz konusu olan dil, uzak ve yakın geçmiş, sanat vb. kavramlar arasında, insanın kendi kültür öğelerini aktarmasında, kültür özelliklerini açıklamasında en önemli yardımcısı veya en çok kullandığı araç dildir. Sözlü kültür ürünlerinin hepsi dile dayanmakta, dil ile anlatılabilmektedir. Anlatma, dil aracığıyla en iyi ifadesini bulur. Masal, efsane, hikaye, tekerleme vb. yanında mani, türkü, ninni gibi türler dil aracığıyla aktarılıp anlatılırken, müziğin ifadesi sesin farklı ölçülerde kullanılmasıyla olmaktadır. Nasıl bir heykeltraş taşı, tahtayı, madeni işleyerek; nasıl bir ressam bin bir rengi kullanarak duygularını ve düşüncelerini aktarıyorsa, insanın kendi kendini anlatabilmesi, en az dil kadar fonksiyonu bulunan oyun ile olmaktadır.
Duygularını ve düşüncelerini dil ile ifade etmekte zaman zaman çaresiz kalan insan, bunları farklı duruşlar, jestler ve mimikler, kısacası hareketlerle anlatmayı yeğler. Ancak bu hareketlerin kendi içinde yaşadığı toplumun diğer kişileri tarafından kolayca anlaşılıp çözülebilmesi veya anlaşılabilmesi, ortak kültür kalıplarının canlılığı ve kullanabilmeyi sürdürmesine bağlıdır. Dil aracının yanı sıra müziğin rol oynaması, belirlenmiş zaman aralıklarının ve ölçülerin kullanılması, küçüklü büyüklü birtakım figürlerin ortaya konması, yaşanan kültür çevresinde bir oyun kavramının doğmasına ve bu oyunun o kültür öğelerine sahip olan kişilerce kolaylıkla anlaşılmasına yol açar. Diğer kültür çevrelerinden gelenlerin, bu anlama yabancı kalması ve oyunun asıl özelliklerini, kökenini belirleyememesi doğal karşılanan bir sonuçtur.
İnsanların en yakın çevresinde bulduğu, doğada karşılaştığı hayvanların hareketlerinin taklit edilmesinden başlayan, kendisine atalarından aktarılan hareketlerle devam ettirilen oyun, en az insanlık kadar eskidir ve ana özellikleriyle de bütün insanlığın malıdır. İlkel dönemleri yaşayan insanın, oyunu, günümüzdeki anlam yoğunluğuyla uyguladığını söyleyemeyiz. O daha çok, inançlarının farklı bir biçimde, hareketlerle gösterilmesini amaçlamıştır. Doğanın taklit edilmesi, sevinç ve mutluluğun gösterilmesi, hastalıkların sağaltılması için bilinmeyen güçlere karşı mücadele verilmesi, ölüm ve doğal yıkımlarda keder ve sıkıntılarının açıklanması vb. sebeplerle, ilkel insan oyun kavramını ve eylemini bulmuş; bunu kendisini kültür çevresinde ortaklaştığı diğer kişilere aktararak, kendisini ifade etmesini bilmiştir.
(Devamı gelecek makalemizde)

