Müfit Demirkol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KAHRAMANLARIMIZ

KAHRAMANLARIMIZ

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

(Bölüm 3)

UĞUR MUMCU

“Ben görüş olarak sosyalist eğilimliyim. Yani emekçi sınıfların toplumda yönetimi ele almasını istiyorum. (…) Ben sosyalist bilincimi her gün artırıyorum. (…) Ulusal bağımsız sol! Ben sosyalist eğilimliyim, işçi sınıfının, emekçi sınıf ve tabakaların demokratik yollarla iktidara gelmesini istiyorum. Bu görüşümden hiç ama hiç vazgeçmedim.”

Türkiye’de 12 Eylül 1980 Darbesi’ne giden süreçte yaşananları eleştirdi. Türkiye’de terör olaylarının artması nedeniyle 1979 yılında, 12 Mart dönemi öncesi ve sonrası gençlik liderlerinin yaşadıklarını kendi ağızlarından yansıttığı ve silahlı eylemlerle bir yere varılamayacağına dikkat çektiği kitabı “Çıkmaz Sokak”ı yayımladı. 7 Mart 1980 tarihinde yayımladığı yazısında anarşi ve terör ortamını şu sözlerle eleştirdi.

“Bunun adı solculuk mu? Yoksul erlerin üstüne kurşun yağdıran, banka soyan eşkıyalık mıdır solculuk? Böyleyse, yerin dibine batsın böyle solculuk… Bunun adı milliyetçilik mi? Savcıları, yargıçları, üniversite öğretim üyelerini, emniyet müdürlerini öldüren, yurttaş kanı içen canavarlık mıdır milliyetçilik? Böyleyse, yerin dibine batsın böyle milliyetçilik…”

19 Temmuz 1980’de eski başbakan Nihat Erim’in öldürülmesinden sonra 21 Temmuz 1980’de yazdığı “Savaşın Böylesi…” başlıklı yazısında ise teröre çare bulamayan siyasileri eleştirdi.

“İşçisiyle, köylüsüyle, öğrencisi, öğretim üyesiyle, askeri ve sivili ile, okumuşu ve okumamışı ile yurttaşların kanını bu ölçüde sorumsuzca akıtan bir başka ‘çok partili hayat’ var mı yeryüzünde?”

12 Eylül 1980 Darbesi’ni “yağmurun yağması gibi doğal bir olay” olarak tanımladı. Darbeden birkaç gün sonra, 17 Eylül 1980 günü yazdığı yazıda ise 12 Mart dönemini değerlendirerek Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi isimlerin banka soyma, adam kaçırma, fidye isteme gibi eylemlerini “bireysel terör” olarak tanımladı ve geçmişten ders alınması gerektiğini ifade etti. Mumcu, aynı yazısında, “adam öldüren, cinayet işleyen solculuğun hainlik, katillik ve halk düşmanlığı” olduğunu yazdı.

1 Temmuz 1983 tarihinde yayımladığı yazısındaysa, “12 Eylül’ün Türkiye’yi bir iç savaş tehlikesinden kurtardığını, bunu açıkça kabul ve ilan etmeden hiçbir soruna çözüm bulma olanağının olmadığını, bunun nesnel bir gerçek ve somut bir olgu olduğunu” savundu

1981’de terörün silah kaçakçılığıyla ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak için yazdığı “Silah Kaçakçılığı ve Terör” yayımlandı. Aynı yıl, Mehmet Ali Ağca’nın Papa’yı öldürme girişiminden sonra Ağca üzerine inceleme ve araştırmalarını yoğunlaştırdı.

1982’de “Ağca Dosyası”, ardından “Terörsüz Özgürlük” adlı makale derlemesi yayımlandı. 1982 Anayasası’nı eleştirdi. 1983 yılında Ağca ile cezaevinde röportaj yaptı. 1984 yılında Aziz Nesin öncülüğünde bir grup tarafından T.C. Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığına sunulan Aydınlar Dilekçesi’nin hazırlanmasına katıldı. 12 Eylül döneminde aydınlara yapılanları anlatan “Sakıncasız” adlı oyunu yazdı, “Papa-Mafya-Ağca” kitabını yayımladı.

1987’de araştırmacı gazetecilik açısından büyük bir başarı kabul edilen “Rabıta” ve “12 Eylül Adaleti” kitaplarını, 1991’de de en önemli araştırmalarından biri olan “Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925” kitabını yayımladı.

Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993 tarihinde uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmeden önce polis-mafya-siyaset ağının derin boyutlarını araştırmaktaydı. Öldürülme sebebi olarak Abdullah Öcalan’ın bir müddet Millî İstihbarat Teşkilatı için çalıştığı iddiasını araştırması iddia edilmektedir.

Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te Ankara’da Karlı Sokak’taki evinin önünde, arabasına konan C-4 tipi plastik bombanın patlaması sonucu suikasta kurban giderek öldü. Suikastın hemen ardından olay yerinde inceleme yapan uzmanların hiçbir delil bulamadığı, patlamayla etrafa dağılan ve cımbızla toplanması gereken delillerin ise süpürgeyle süpürüldüğü iddia edilmiştir.

Suikastı; İslami Hareket Cephesi, İBDA-C, Hizbullah gibi örgütler üstlendi. Suikastın arkasında Mossad’ın ve kontrgerillanın olduğu da iddia edildi. Ergenekon Davası sanıklarından Ümit Oğuztan, iddianamede yer alan ifadesinde, Mumcu’nun, seri numarası silinmiş ve Kürdistan Demokratik Partisi lideri Celal Talabani’ye götürülen silahlarla ilgili araştırması nedeniyle öldürüldüğünü iddia etti. Bununla beraber ağabeyi Ceyhan Mumcu, kendi yaptığı araştırmada ölümüne yakın bir süre içerisinde Mossad ve Barzani ilişkisi ortaya çıkınca İsrail Büyükelçisinin ısrarla kardeşi Mumcu’yla bire bir olarak görüşmek istediğini ancak Uğur Mumcu’nun tek görüşmeyi kabul etmemesine rağmen görüşmenin yapıldığını belirtti. Ayrıca suikast öncesinde Uğur Mumcu, “Kürt Dosyası” başlıklı kitabını yazmaktaydı. Bu kitabında PKK’nın ortaya çıkışını, Kürt ayaklanmalarını, Öcalan’ın aldığı dış desteği ve Barzani-İsrail-Öcalan ilişkisini incelemekteydi. Kitabını bitiremeden ölmüştür.

Suikasttan sonra Mumcu’nun ailesini ziyaretleri sırasında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, “cinayeti çözmenin devletin namus borcu olduğunu” belirterek âdeta namus sözü verdiler.

Bu ülkede birileri ölürken birileri alkış tutuyorsa, birileri ay sonunu getiremeyip ev sahibine boyun eğmek zorunda kalırken birileri yatlarda katlarda yaşıyorsa, birileri giymeye ayakkabı bulamazken birileri ayakkabı kutularında para taşıyorsa ve birileri sürekli olarak kandırılmaya devam ediyorsa bu bozuk düzen mükemmel işliyor demektir…

KAHRAMANLARIMIZ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481