(Bölüm 4)
Yakın Çağ sırasında gerçekleşen Sanayi Devrimi ve Teknolojik Devrim; görüntü teknolojisi, ulaşım alanındaki önemli yenilikler ve enerji gelişimi gibi yeni keşifleri ve ilerlemeleri sağladı.
18. yüzyılda ortaya çıkan ve Aydınlanma Çağı olarak bilinen kültürel hareket, genel olarak Avrupa’nın zihniyetini önemli derecede şekillendirdi ve Kıta Avrupası’nın sekülerizasyonuna katkıda bulundu. Amerika Birleşik Devletleri ise, bir grup küçük sömürgeden zamanla küresel süper güçlerden biri hâline gelerek büyük bir değişim geçirdi.
Napolyon Savaşları 1800’lerin başlarında Avrupa’yı kasıp kavurdu. İspanya Yeni Dünya sömürgelerinin çoğunu kaybetti. Avrupalıların genişlemesi Okyanusya ile Afrika’ya doğru devam etti. Öyle ki, Avrupalıların kontrol ettiği toprakların toplam topraklara oranı, Afrika’da 50 yıldan daha kısa bir sürede %10’dan neredeyse %90’a çıktı.
Avrupa milletleri arasında kurulmuş olan bu zayıf güç dengesi, insanlık tarihindeki en ölümcül çatışmalardan biri olan I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle 1914’te çöktü. 1918’de savaşın bitmesinden sonra kurulan Milletler Cemiyeti, anlaşmazlıkları barışçıl çözmek için kurulan ilk büyük uluslararası kuruluş oldu.
1930’larda dünya çapında gerçekleşen bir ekonomik kriz; otoriteryen rejimlerin yükselişine ve dolayısıyla dünya üzerindeki neredeyse tüm ülkelerin dahil olduğu, insanlık tarihinin en ölümcül çatışması olan II. Dünya Savaşı’na yol açtı. Savaşın 1945’te sonlanmasından sonra, Milletler Cemiyeti savaşın başlamasını engelleyemediği için dağıtıldı ve yerine Birleşmiş Milletler (BM) oluşturuldu. Savaş sırasında, Yuval Noah Harari’ye göre “geçtiğimiz beş yüz yılın en önemli olayı” da gerçekleşti:
16 Temmuz 1945 tarihinde Amerikan bilimcileri ilk atom bombasını ABD’nin Alamogordo kentinde patlattılar ve böylece “Atom Çağı” başladı. Dekolonizasyon dönemi boyunca önceden sömürgeleştirilmiş olan birçok yeni devlet bağımsızlık ilan etti. Ancak bu yeni kurulan devletler çoğu zaman neokolonyalizm, sosyopolitik kargaşalar, yoksulluk, cehâlet ve endemik tropik hastalıklar gibi nedenlerden ötürü zorluklarla karşı karşıya kaldılar.
4 Ekim 1957’de Sovyetler Birliği tarafından uzaya fırlatılan “Sputnik 1” uydusu, Uzay Yarışı’nın ve “Uzay Çağı”nın başlamasını sağladı. Sputnik 1; radyo, pil ve termometre içeren görece basit bir araç olmasına karşın, ABD üzerindeki psikolojik etkisi çok büyüktü.
- yüzyılın ikinci yarısında, SSCB ve ABD arasında “Soğuk Savaş” olarak bilinen, iki ülkenin de dünya çapındaki nüfuzlarını arttırmaya çalıştığı küresel bir mücadele görüldü. Nükleer silahlanma yarışına ek olarak, bu mücadelenin bir parçası olarak gerçekleşen Uzay Yarışı ile 4 Ekim 1957’de uzaya ilk yapay uydu (Sputnik 1) gönderildi.1961’de Sovyet kozmonot Yuri Gagarin uzaya çıkan ilk insan oldu. 1963’te Sovyet kozmonot Valentina Tereşkova uzaya çıkan ilk kadın oldu ve 1969’ta Amerikalı astronot Neil Armstrong, Ay’a ayak basan ilk insan oldu.
Gerçekleşen bu olaylar, aynı zamanda Uzay Çağı’nın başlamasını sağladı. 1969 ile 1972 yılları arasında on iki insan daha Ay’a inip güvenli bir şekilde dünyaya geri döndü.
1992’de Avrupa Birliği denilen ekonomik ve siyasi birlik kuruldu ve sonraki yıllarda Avrupa’daki ülkelerin çoğunu içerecek üzere genişledi. 20. yüzyılın sonlarına doğru, günümüzde hâlâ devam eden Bilişim Çağı’nın gelişimiyle birlikte, insanlar giderek küreselleşen ve birbirine bağlanan bir dünyada yaşamaya başladı.
1888’de Heinrich Hertz radyo dalgalarını keşfetti ve 1906’da ilk sesli radyo yayını yapıldı. 50 milyon radyo alıcısına ulaşmak 38 yıl aldı.
1926’da John Logie Baird televizyonu icat etti. Televizyon kitle iletişimine yepyeni bir boyut kazandırdı. 50 milyon televizyon kullanıcısına ulaşmak 13 yıl aldı.
Bu tarihten internetin çıkışına kadar, radyo ve televizyon en önemli kitle iletişim araçları oldu; 1969’da Neil Armstrong’un Ay’a inişini 500 milyon kişi canlı olarak izledi. Kitle iletişimindeki en büyük devrim ise, kuşkusuz internet oldu. İnternetin 50 milyonuncu kullanıcıya ulaşması yalnızca 4 yıl sürdü.
2013’te; dünya nüfusunun %40’ı, yani 2.7 milyar insan internet ile (bu oran 2018’de %50’ye ulaştı. Dünya nüfusunun %96’sı ise cep telefonları ile birbirine bağlıydı, ancak nispeten daha az gelişmiş ülkelerde bu oran %89’a kadar düşüyordu.
1974 yılında Etiyopya’da bulunan, ilk Australopithecus afarensis iskeleti olan, yaklaşık 3.2 milyon yıllık Lucy, eksikleri restore edilmiş bir şekilde bulundu.Genetik ölçümler, Homo sapiens’in yaklaşık 4.6 ila 6.2 milyon yıl önce, modern insanın yaşayan en yakın akrabaları olan şempanze ve bonobolara öncülük eden bir soydan ayrıldığını göstermektedir.
Bilim insanları arasında en çok paylaşılan görüş, anatomik olarak modern insanların yaklaşık 200.000 yıl önce Afrika’da, Etiyopya’da ortaya çıkmaya başladığı ve çok daha sonra oradan dünyaya yayıldığı yönündedir. 1967 yılında keşfedilen Omo fosilleri de, insanlığın kökeninin Etiyopya’ya dayandığına fiziksel kanıt sundu. İnsanlar davranışsal çağdaşlığa ise yaklaşık 50.000 yıl önce ulaştı.
Modern insanlar, yaklaşık 60.000 yıl önce Afrika’dan Avrupa ve Asya’nın dondurucu olmayan bölgelerine hızla yayıldı. İnsanoğlunun Kuzey Amerika ve Okyanusya’ya hızla yayılması, bugünün ılıman bölgelerinin son derece misafirperver olmadığı en son buzul çağının zirvesinde gerçekleşti. Yine de insanlar, yaklaşık 12.000 yıl önce, Buz Devri’nin sonunda dünyanın neredeyse tüm buz tutmayan bölgelerini kolonileştirdi. Homo erectus gibi diğer hominidler, bin yıldır basit ahşap ve taş aletler kullandılar; ancak zaman ilerledikçe aletler çok daha incelikli ve daha karmaşık hâle geldi.
Belki 1.8 milyon yıl kadar önce, ama kesinlikle en az 500.000 yıl önce, insanlar ısınmak ve yemek pişirmek için ateşi kullanmaya başladı. Ayrıca Paleolitik Çağ’da dili, ölülerin sistematik olarak gömülmesi ve yaşayanların giyinip süslenmesini içeren kavramsal birikimler geliştirdiler. Bu dönemdeki sanatsal ifadeye; genellikle animizm ve hatta şamanizm olarak yorumlanan bir maneviyatı gösteren, fildişi, taş ve kemikten yapılmış mağara resimleri ve heykeller şeklinde rastlanılabilir. Özellikle yurdumuzda ki “GÖBEKLİTEPE” kalıntıları buna en büyük örneklerinden biridir. Bu dönemde, tüm insanlar avcı–toplayıcı olarak yaşadılar ve genellikle göçebeydiler. Arkeolojik ve genetik veriler, Paleolitik avcı–toplayıcıların kaynak popülasyonlarının seyrek ağaçlık alanlarda hayatta kaldığını ve yoğun orman örtüsünden kaçınırken yüksek üretkenliğe sahip alanlara dağıldığını göstermektedir.
Homo sapiens, 65.000 yıl önce Avustralya’ya, 45.000 yıl önce Avrupa’ya ve 21.000 yıl önce Amerika’ya vararak tüm kıtaları ve daha da büyük adaları kolonileştirmeye başladı. İnsanın yayılması ve genişlemesi hem Kuvaterner neslinin tükenmesi ile hem de Neandertallerin yok oluşuyla aynı zaman aralığına denk geldi. Bu yok oluşlara muhtemelen iklim değişikliği, insan faaliyetleri veya ikisinin birleşimi neden oldu.

