“Krallar ve Soytarılar: Politik Mizahın Nabzını Tutan Sanatçı”
1955 yılında İzmir’de doğan ve uzun yıllar İstanbul’da yaşamış olan karikatürist Birol Çün, hem profesyonel sporculuk geçmişi hem de mizah dünyasındaki başarılarıyla dikkat çekiyor. Oğuz Aral’ın efsanevi dergisi Gırgır ile başlayan serüveni, yurtdışında yayımlanan kapak karikatürlerle devam etti. Bugüne kadar 50’ye yakın ödül kazanan sanatçı, politik ve sosyal eleştiriyi karikatür aracılığıyla anlatmayı sürdürüyor. İzmir’de eşi, kızı ve evcil hayvanlarıyla yaşayan Çün, aynı zamanda portre karikatür alanında da üretim yapıyor. Bu söyleşimizde, onun sanatla kurduğu bağı, ilham kaynaklarını ve karikatürün günümüzdeki önemini konuştuk.
-Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
1955 yılında İzmir’de doğdum. Uzun yıllarım ’91 senesinde yeniden İzmir’e dönene kadar İstanbul’da geçti. Eski TEKEL’ciyim. Hem çalıştım, hem profesyonel anlamda voleybol oynadım, hem de karikatür çizdim. ’78 senesinde Oğuz Aral’ın efsane mizah dergisi Gırgır’a karikatür götürdüm. Karikatürüm yayımlandı ve maceram başlamış oldu. ’83’te ilk defa yurtdışına gönderdiğim bir karikatürüm Yugoslav mizah dergisi Jez (Kirpi)’de kapak oldu. Çeşitli yarışmalardan bugüne kadar 50 civarı ödülüm oldu.
Yıllarca Oğuz Abi’nin öğrencisi olma onuruna eriştim ve dergiye dışardan karikatür ve espri verdim, ekmek yedim. Esprilerim Gırgır’da dört defa kapak oldu. Büyük gurur kaynağıdır benim için. Şimdi İzmir’de eşim, kızım, bir kedimiz ve bir köpeğimizle yaşıyoruz; politik mizah hep devam ama yıllardır portre karikatür de çiziyorum.
– Sanatla bağınız ne zaman ve nasıl kuruldu?
Küçük yaşlarda elimde kağıt kalem, hep bir şeyler çizerdim. Resim öğretmenlerimin dikkatini çekerdim hep. Diğer derslerime çalışmak yerine hep bu konulara ilgiliydim. Ortaokul ve lisede resim yarışmalarından ödüller aldım.
– Bu alanda üretmeye sizi iten şey neydi? İlham kaynağı var mıydı?
Karikatürü çok seviyordum. Gazetelerde Altan Erbulakları, Bedri Koramanları, Turhan Selçuk ustaları takip ederdim. Oğuz Aral’dan önceki ustalarım onlardı.
– Bugüne kadar ortaya koyduğumuz eserler içinde sizi en çok yansıtan neler oldu?
Eser ayrımı yapamam. Sosyal konularda çok karikatür çizdim. Ülkemin politik gündemi, ülkemin insanının derdi hep derdim oldu. Ortak dertlerimizi çizdim hep, düşüncelerimi bu şekilde döktüm kağıda. Her bir karikatürümde benden bir parça vardır.
– Eserlerinizde Milas’tan, Ege’den, yöresel unsurlardan izler buluyoruz. Turan Selçuk Yarışması ile ilgili ne düşünüyorsunuz?
Yöre ayrımı yapmadan eserlerimde siyasal, sosyal, toplumsal konularda çelişkileri yakalar, onları kağıda dökerim. Turan Selçuk uluslararası niteliği yüksek, kaliteli çizerleri öne çıkaran önemli bir yarışmadır. Devamlılığını gönülden dilerim.
– Bugün sanatla uğraşmak nasıl bir deneyim? İmkanlar, ilgi ve çevre açısından değerlendirir misiniz?
Karikatür bir eleştiri sanatı. Eski zamanların hoşgörülü politikacılarını arıyoruz. Ülkemiz çizerlerini sık sık adliye koridorlarında, yargılanırken, ceza alırken, hatta ve hatta linç girişimlerine maruz kalırken görüyoruz. Bu da bizi çok üzüyor ve tedirgin ediyor.
İletişim olanakları oldukça gelişti. Bir karikatür bir tıkla dünyanın öteki köşesine bir saniyede gidebiliyor, kitleleri etkileyebiliyor. Ayrıca dijitalleşme ile çizim teknikleri de bambaşka boyutlara ulaştı.
Bir sanatçı toplumun nabzını tutmalı. Çelişkileri, sosyal çarpıklıkları, haksızlık ve hukuksuzlukları çizgisiyle anlatmalı. Turan Selçuk üstadımızın çok güzel bir lafı vardır. Karikatür rahatsız etmelidir. Ben bu cümlenin ardına düştüm. Daha çok siyasi hiciv tarzını benimsedim. Bir çizer hem şövalye hem de filozof olmalıdır.
Ülkemize gerçek bir demokrasi gelene kadar bir vazifeli olarak çizgi ile eleştirmeye devam edeceğim. “Krallar ve soytarılar” mizah dünyasının sık kullandığı bir ikilidir, bilirsiniz. Ben de bu temada işlerimi biriktiriyorum ve yakın dönemde sonraki kişisel sergimi bu temada kurmayı hedefliyorum.



