2/4
(Geçen makalenin devamı)
Dede Korkut’ta av merakı yüzünden evi yağmalanan Salur Kazan’ın esir edilen karısı Burla Hatun ile oğlu Uruz arasındaki diyaloglar; Dirse Han’ın oğlu Boğaç’ı oklayıp dağda bırakması üzerine an-nesinin Boğaç’ı nasıl arayıp bulduğunu, gizlice tedavi edip iyileştirdiğini anlatan sahneler bugün de geçerliliğini sürdüren “ağlarsa anam ağlar” sözünün mitolojik kanıtı gibidir. Boğaç’ın annesinin Ka-zılık Dağı’na “akar senin suyun akar iken akmaz olsun” diye seslenişi, evlat acısı yaşayan bir anne-nin “ses verin sesime dağlar/benim kuzun orda mıdır” feryadına dönüşerek Sabahat Akkiraz’ın ses ve yorumuyla çağları aşarak günümüze ulaşır.
Tali yolun yanında “ana yol”; yönetmelik veya yasanın üstünde “anayasa”; faizin veya kârın dışın-da “ana para”, yapılar topluluğu içinde “ana bina”, arı kovanında “ana arı”, damarlar arasında “ana damar” veya “ana arter” gibi temel, asıl, kök ifade eden anlamlar, bütün bu mitoloji ve inanma ev-reninden beslenerek kendini ifade ederken “ana”dan ilham ve yardım almıştır.
Türk dili ve kültüründe “devlet baba”, “baba kovgunu”, “baba eline bakmak” gibi sözlerle himaye ve korunma konusunda “baba” figürünü öne çıkarırken; “toprak ana”, “ana vatan”, “ana yurt”, “ana kucağı” gibi güçlü ifadelerde de görüldüğü gibi çoğalma, sığınma ve beslenmenin simgesel anlatımında “ana” tercih edilmiş ve “ana sütü gibi helâl”, “ananın ak sütü gibi”, “anasından emdiği süt burnundan gelmek”, “dağ ovanın süt anasıdır” veya “süt anne” gibi deyim, atasözü ve ifadelerde olduğu gibi annenin emzirme özelliğinin sembolü olan “süt” üzerinden ifade edilmiştir.
Ataerkil kültürler soyu ve buna bağlı olarak nüfus kütüğünü babaya bağlarken çocuğun kültürel kimliğinin ana tarafından oluşturulduğunun en küresel kanıtı bütün dillerde ve kültürlerde var olan “ana dili” olmakla birlikte ana ile evlat arasındaki bağın zirvesi, “dilsizin dilinden anası anlar” ata-sözü olmalıdır. Örgün eğitimin müfredatı ve öğrettikleri, kültürlerin annelerde cisimleşmiş ninniden masala edebî zevkini ve vicdandan merhamete görkemli değerler dünyasını aşılamada yetersiz kalsa da “ana okulu” veya “ana sınıfı” adlandırmalarının annelerin bu rolüne ve yerine gönderme yaptığı açıktır.
Büyüme çağındaki çocuk söz konusu olduğunda Türkçenin ortak duası olan “Allah analı babalı büyütsün” sözünde telaffuz açısından olduğu kadar fikrî açıdan da öncelik ve vurgu “ana” üzerin-dedir. Bozulmuş aile birliklerinden veya çok eşlilikten kaynaklı üvey kardeşliklerden söz edilirken de aynı özen gösterilir. Mesela “ana baba bir”, “ana bir baba ayrı”, boşanmış anlamında “ana baba ayrı”, üvey anne için kullanılan “analık, fenalık” gibi sözlerin arkasında “analı kuzu, kınalı kuzu” atasözünde karşımıza çıkan çocuğun büyütülmesinde annenin tartışmasız yerini vurgulayan büyük bir tecrübe vardır.
(Devamı var)

