4/4
Geçen makalenin devamı)
Atalar, dünyanın faniliğini, ömrün geçiciliğini ve elde olanın bir gün yitip gidebileceğini “anan güzel idi hani yeri, baban güzel idi hani evi” veya “babasından mal kalan merteği içinde bitmiş sanır” sözleriyle tamahkârlık ve mirasyedilik eleştirisinde bulunuyor. Öte yandan “ölüm hak, miras helal” diyerek “bağ babadan, zeytin dededen kalmalı” sözüyle gelecek kuşaklar için “ha babam de babam” çalışmayı öğütlüyor.
Bilindiği üzere lokantalar için “sen ye oğlun ödesin” fıkraları vardır ve hesaplar hep “babanın borcu” diye gelir. Bu fıkradır ama atalar, “baba koruk yer oğulun dişi kamaşır” sözüyle baba-oğul çatışmasında bütün suçu oğullara yüklemeyi doğru bulmamakta, “baba dostu”nun kıymetini bilmeyen hayırsız evlatlar olduğu gibi, evladına düşmanını miras bırakan “hayırsız babalar” da vardır demektedir.
Dede Korkut’un “oğul dahi neylesin baba ölüp mal kalmasa, baba malından ne fayda başta devlet olmasa” soylaması; Anadolu ağızlarında “oğlum akıllı malı neyleyim, oğlum deli malı neyleyim”, “sade pirinç zerde olmaz, bal gerektir kazana; baba malı tez tükenir evlat gerek kazana” veya “baba himmet, oğul hizmet” atasözleriyle çeşitlilik kazanmıştır.
Dedem Korkut’un “kız anadan görmeyince öğüt almaz; oğul atadan görmeyince sofra çekmez” soylaması ise; günümüze Ahilik kültüründe, Yaren meclislerinde ve Tanrı misafirliğinin manevi ikliminde ataların “oğlan babadan öğrenir sohbet gezmeyi; kız anadan öğrenir sofra düzmeyi” sözünde yaşamaya devam etmektedir.
Ataların “katıra baban kim demişler, dayım attır cevabını vermiş” sözü insana “öp babanın elini” hayretini yaşatsa da elbette babasıyla gurur duymak veya gurur duyulacak bir babaya sahip olmak evlada bırakılacak en büyük miras olsa gerektir.
(Not: Prof.Dr.Öcal Oğuz çalışmalarından derlenmiştir.)

