Müfit Demirkol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. YOLSUZLUK (!)

YOLSUZLUK (!)

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yolsuzluk veya usulsüzlük, ticari açıdan etkinliği hukuken tam anlamıyla kontrol edilemeyen, daha çok kamu kuruluşlarında, özellikle yerel yönetimlerde oluştuğu iddia edilen, mevzuatın esnetilip görmezden gelinmesi veya ihlallere göz yumulması halleri olarak tanımlanabilir.

Yaşamakta olduğumuz günlerde, yolsuzlukla itham edilebilecek kuruluşların ve şahısların mevcudiyetleri, içerisinde bulunduğumuz ekonomik krizlerin bir sonucudur.

Yüksek fiyatların ve artışların neden olduğu yolsuzluğun geçinemeyen kitlelerin baş vurmak zorunda olduğu bir çıkış kapısı olmaktadır. İşin en acı yanı ise bu “yolsuzluk” belasının yurdumuzun tüm sektörlerinde olduğu gibi, kamu kuruluşlarında da uygulandığının görülmesidir.

Seçim savaşında, partiler birbirine “Çamur” atmaktadırlar. Böylece tüm siyasi partiler halkımızın gözünde değerlerini yitirmiş durumdadırlar.

Yolsuzluk veya usulsüzlük, ticari açıdan etkinliği hukuken tam anlamıyla kontrol edilemeyen, daha çok kamu kuruluşlarında, özellikle yerel yönetimlerde oluştuğu iddia edilen, mevzuatın esnetilip görmezden gelinmesi veya ihlallere göz yumulması halleri olarak tanımlanabilir.

Bahşiş, siyasi yolsuzluk karaborsa, rüşvet, muvazaa, ticari rüşvet, güven hilesi, zimmete geçirme, dolandırıcılık, geri komisyon, şike, para aklama, rüşvet fonu, vergi kaçırma, offshore yatırım gibi özellikler yolsuzluğun önemli nedenlerindendir.

Yönetimdeki grup siyasi, askerî, dinî veya finansal gruplar gibi ülkenin önde gelen grupları yolsuzluk içerisindedirler. Bazı siyaset bilimcileri, yönetim şekli ne olursa olsun, her devletin yönetiminde mutlaka bir oligarşi olduğunu belirtir.

Herhangi bir politik sistemin sonunda toplum oligarşiye dönüşmektedir. Bu, okullarda dahi düşünce sistematiğinde modern demokrasiler, oligarşi olarak kabul edilmişlerdir. Bunun sebebi olarak, siyasi rakipler arasında görülebilir ve uygulanabilir, farklılıkların gerçekten küçük olması ve oligarşik elitlerin saygın siyasi makam ve mevkilere kendilerince sıkı sınırlamalar koymasını saymışlardır.

Özellikle bu sınırlandırmalar, politik kariyerleri sıkı biçimde, seçilmemiş olan ekonomi ve medya patronlarının güdümüne bırakmıştır. Buradan yola çıkarak şu yaygın terim ortaya çıkmıştır: “Tek bir politik parti vardır, o da hükûmet partisidir.”

Siyasi yolsuzluk (Kleptokrasi), devlet yetkililerinin ya da bağlantılarındaki kişilerin gayrimeşru olarak özel kazanç için güçlerini kullanmasıdır. Bir makam sahibi tarafından yapılan yasa dışı bir eylemin resmî görevleriyle doğrudan ilgili olması veya yasal olmasına karşın ticari ilişkilerde makamın gücünü kullanmak da siyasi yolsuzluğa örnek teşkil eder.

Yolsuzluk biçimleri rüşvet, haraç, kayırmacılık, baskı, zimmete geçirme şeklinde gerçekleşebilir. Yolsuzluk; uyuşturucu kaçakçılığı, kara para aklama ve insan kaçakçılığı gibi suç girişimlerini kapsayabilir ancak bu faaliyetlerle sınırlı değildir. Siyasi muhaliflerin bastırılması ve genel polis şiddeti gibi hükûmet gücünün kötüye kullanılması da siyasi yolsuzluk olarak değerlendirilir.

Yasadışı yolsuzluğu oluşturan faaliyetler ülkeye veya yargı yetkisine bağlı olarak değişmektedir. Örneğin, bir yerde yasal olan bazı siyasi finansman uygulamaları başka bir yerde yasa dışı olabilir.

Bazı durumlarda, hükûmet yetkililerinin yasal veya yasadışı eylemleri ayırt etmeyi zorlaştıran geniş veya kötü tanımlanmış yetkileri vardır. Dünya çapında, yalnızca rüşvetin yıllık 1 trilyon ABD dolarını kapsadığı tahmin edilmektedir. Sınırlandırılmamış politik yolsuzluk hali olarak tarif edilen “Hırsızlar rejimi” kleptokrasi olarak bilinir.

Bütün bunların yanı sıra yolsuzluğun büyük çapta görüldüğü para aklama gelir. Para aklama, çok genel tanımı ile, suçtan elde edilen malvarlığı değerlerinin yasal olmayan kaynağının gizlenmesi amacıyla meşru bir kaynaktan elde edilmiş gelir gibi gösterilmesi yönündeki işlem ve eylemlerdir.

Kara para aklama ise aynı zamanda, kişilerin suçlarını gizleyebilmek veya suç gelirlerine yasal görüntü kazandırmak amacıyla, suçtan elde ettikleri malvarlığı değerlerinin niteliğini, kaynağını, yerini, durumunu, hareketini ve kime ait olduğunu saklama, örtme veya olduğundan farklı göstermelerine yönelik işlem ve faaliyetler şeklinde de tanımlanabilir.

Suçlular kara para aklarken iki gaye birden güder. Birinci gaye kara paranın elde edilmesi amacıyla işlenen öncül suçtan (predicate offence) uzaklaşmaktır. Çünkü büyük miktardaki ve çoğu kez nakit formundaki kara para, bu parayı elinde bulunduran için adeta suçun kanıtı niteliğindedir. Kişinin kanun uygulama birimlerince tespitini kolaylaştırır. Bu nedenle kara paranın bir an önce bu niteliğinden arındırılması, aklanması gerekir.

İkinci ve esas gaye ise, elde edilen kara paranın müsaderesinin önüne geçilmesi ve bu paranın rahat bir şekilde kullanılmasıdır. Çünkü suç örgütleri için suç geliri elde etmek temel saiktir.

Yapılan araştırmalar, suç örgütleri için suç gelirinin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır.

YOLSUZLUK (!)
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter