Müfit Demirkol
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. YAŞAM HAKKI

YAŞAM HAKKI

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

(3. BÖLÜM)

İnsan yaşamı doğumla başlayıp, ölümle sona ermektedir. Yaşama hakkının öznesinin de insan olduğu düşünülürse yaşamın ne zaman başlamış sayılacağının belirlenmesi de bir zorunluluktur. Zira, yaşama hakkı ne zamandan itibaren korunmalıdır sorusunun cevabı bu belirlemeye bağlıdır. Ancak tıp ve antropoloji gibi bilimler açısından yapılan “insan” nitelemesine ilişkin tartışmaları bir kenara bıraksak dahi hukuki anlamda yaşama hakkı ne zamandan itibaren korunmalıdır sorusuna net bir cevap vermek mümkün değildir. Anayasa koyucuların ve uluslararası metinlerin bu konudaki genel tutumları incelendiğinde söz konusu alanda düzenleme yapmaktan kaçındıkları göze çarpmaktadır.

Embriyo veya ceninin, hukuki anlamda insan veya kişi olarak kabul edilmesi meselesi ile embriyo veya ceninin hukuki anlamda koruma altına alınması farklı durumlara ve sonuçlara işaret etmektedir. Embriyo veya cenin, kişi/insan olarak kabul edilmeli midir.? sorusuna olumlu cevap vermemiz halinde, embriyo veya ceninin yaşam hakkının koruması altına olduğu hatta geniş yorumla teorik olarak embriyo veya ceninin anayasal haklara sahip olduğu sonucuna varmamız mümkündür. Zira yaşama hakkının öznesinin insan olduğu konusunda şüphe yoktur. Aynı soruya, embriyo, döllenme anından başlayarak, gebeliğin yaklaşık ikinci ayına kadar gelişmekte olan canlıya denmektedir. Bu evreden sonra yani gebeliğin sekizinci ile onuncu haftası sonunda, neredeyse tüm organların oluşumu tamamlanan canlı ise cenin veya fetüs adını almaktadır. Diğer bir ifadeyle, embriyo, insan organizmasının yumurtanın spermle döllenmesinden itibaren, ceninin oluşmasına kadar geçirdiği evredir. Cenin, embriyonun bütün organları belirdikten sonra aldığı isimdir.

Kişi veya insan olarak nitelendirilmeyen embriyo veya cenin tamamen hukuksal korumadan yoksun mudur? Belirtelim ki, çeşitli hukuk sistemlerinde ve uluslararası sözleşmelerde embriyo veya cenini korumaya yönelik hukuki düzenlemeler mevcuttur. Dolayısıyla, embriyo veya cenini potansiyel yaşamın başlangıcı olduğunu akılda tutarak ona özel bir konum tanımak, insan onurunun korunması gereği hukuken koruma altına almak konusunda tereddüt olmasa gerektir. Ancak yaşama hakkı açısından aynı açıklıkta bir kanıya varmak mümkün değildir.

Embriyo veya ceninin ne zaman canlı bir varlık haline dönüştüğü konusunda tıp bilimi çeşitli veriler sunsa da üzerinde uzlaşılmış bir zaman aralığı yoktur. Zira “canlı varlık olma hali” kimilerine göre, ceninin uzuvlarının veya sinir sisteminin oluşmaya başladığı, kimilerine göre döllenmenin gerçekleştiği, kimilerine göre ise kutsal kitapların ve çeşitli inanışların işaret ettiği anlardır.

Söz konusu farklı görüşleri genel olarak üç grup altında toplayacak olursak ilk grup, embriyoları birtakım genetik özelliklere ve gelişme potansiyeline sahip “insan” olarak nitelendirirken, onları hücreler topluluğu olarak gören ve “şey” olarak nitelendirenler de ikinci grubu oluşturmaktadır. Üçüncü grup ise, ikisinin ortasında bir yaklaşım benimsemektedir. Buna göre embriyo; “eşsiz, benzersiz” olup insan gelişimin ilk aşamasıdır. Ancak bu oluşum büyük ölçüde kadın/anneye bağlı olarak gelişmekte ve aynı zamanda bir araya gelen birçok faktör bu gelişimin tamamlanması açısından gerekli ve etkili olmaktadır. Zira embriyonun fetüste büyümesi ve oluşumunu tamamlayıp insan olarak doğması belirli bir sürecin tamamlanmasına bağlıdır.

Bu görüş embriyoya en azından onurunun korunması ve varlığına saygı gösterilmesi gerektiği argümanını sağlamaktadır. Embriyo ve ceninlerin yaşama hakkının öznesi olup olmadıkları konusundaki belirsizliği ortaya koymaktaysa da ülke mevzuatlarında embriyo veya ceninleri korumaya yönelik somut düzenlemelerin bulunmadığı anlamına da gelmemektedir.

Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi, Türkiye Cumhuriyeti tarafından 4 Nisan 1997 tarihinde imzalanmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından da 3.12.2003 tarihinde onaylanmıştır.

Buna dair Kanun, “Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından, İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi, “İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun” adıyla ve 5013 Kanun numarası ile 9 Aralık 2003 tarihli ve 25311 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak aynı tarihte yürürlüğe girmiştir. Katolik Kilisesi ise, yaşamın döllenme anından itibaren başladığını savunmaktadır.

Bütün bunların yanında, devlet ve aile, çocuklarının sağlıklı bir şekilde büyüyebilmeleri için gereken her şeyi yapmalıdır

Gelişmek, çocukların yaş almaları ya da boylarının büyümesinden daha fazlasını ifade eder. Devlet, çocukların bedensel, zihinsel ve toplumsal gelişmelerini en doğru ve en sağlıklı biçimde garanti altına almalıdır.

Anne ve baba, çocukların yaşamlarından, hayatta kalmalarından ve gelişmelerinden birinci derecede sorumlu olma zorunluluğu vardır.

Devlet bu süreçte her türlü bakım, koruma ve sağlık desteği ile çocukların ailelerine her türlü desteği vermelidir.

İster, dinen, isterseniz hukuken, insanın yaşam hakkına karşı, insanlarımızın, daha fazla saygılı ve koruyucu olmaları şarttır.

YAŞAM HAKKI
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter


Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (1) in /home/milasciz/public_html/wp-includes/functions.php on line 5481